top of page

Öykü- Sahip Can- Nihayet

  • Yazarın fotoğrafı: İshakEdebiyat
    İshakEdebiyat
  • 30 May
  • 2 dakikada okunur

“Nihayet” dedi adam “kayboldu artık günler, zaman algısını yitirdik çok şükür. Geriye sadece ‘mesai’ diye bir şey kaldı.”

Güneş hâlâ görünmeye devam ediyordu. Ona henüz bir şey yapamamışlardı. Ne balçıkla sıvanabilmişti ne de önüne bir set çekilebilmişti. Kızgındı. Tepeye ulaştığında yakıp kavuruyordu. Gözle görünür, elle tutulur bir sıcaklık kaplıyordu her yeri. Hâlâ bilinen bir şeydi: günün tam ortası olmalıydı. İlk mesainin bitmesine ve bir sonraki mesaidekilerin uyanmalarına ise eski tabirle “daha birkaç saat” vardı.

Bir müddet tepede asılı kaldı sanki güneş. Kadim bir tutkuyla görebildiği her yere kuşbakışı attı. Her şey eskiyordu. Her şey eksiliyordu.

“Nihayet,” dedi kadın, “artık yılda birkaç yaş birden alabiliyoruz. Çocuklarımız çabucak büyüyor, elleri iş tutuyor, ekmeklerini kazanıveriyor.”

Güneşin geldiği yönün tam tersine doğru hareket etmek yerine geri dönmeye karar verdiği sanıldı bir an. Sonra bunun sadece değişen zaman algısının yarattığı yanılsamadan kaynaklandığını açıkladı yetkililer. Güneş yoluna devam etti sonra. Hızlıca kaçtı sanki. Ya da tüydü. O da herşey gibi herkes gibi karanlığa sığındı. Bu, zamanın ruhuydu.

“Nihayet,” dedi çocuk, “yürümeye başladım. Biraz sonra koşmaya da başlarım.”

Karanlık her yere sızıp her yeri doldurmaya başladığında adam nihayet mesaisini bitirdi. Son vidayı da sıktıktan sonra, “işte,” dedi, “yepyeni bir ‘eşya’ daha.” Yorgunluğunu da yanına alıp sokağa çıktı adam. Caddeler koşuşturan çocuklarla doluydu. İlk bakışta bir maraton sanılabilirdi ama adam öyle sanmadı. “Nihayet,” dedi, “çocuklar artık koşmaya başlamış.” Birkaçına gülümsedi adam. Göz kırptı bazılarına. Alkışladı en öndekini. Afferin demeyi de unutmadı. Arkada kalanlara da tezahürat yaptı. Herkes hızlıydı ve herkes yalnızdı. Böylece caddeden geçti adam. Birazdan bir parkın önünden geçecek. Birkaç ağaca göz gezdirecek. Ayaklarının hâlâ işlediğine şükürler edip yürümeye devam edecek.

Kadın yaşlanmaya başladığı yerin tam ucunda olduğunu fark etti. “Sonunda,” dedi, “mesaim artık bitecek, uyumanın tadına doyacağım.” Zamanı kaldırıp bir kenara koymak istedi ama bulamadı. Gökyüzüne baktı anlamadı. Sonra sıkıldı ve sıkılan her şey gibi çevresine göz gezdirdi. Şans eseri odanın kaç köşesi olduğunu fark etti. Buna şaşırdı. Bir süre köşelere bakmakla yetindi. Her şey yabancı, her şey anlamsız ve her şey kırılabilir gibi geldi. O da gidip bir köşede tünedi.

Dışarda karanlık arttıkça artıyordu. Kopkoyu bir boşluk, ıpıssız, sessiz… Uykuya dalmış tüm evren. Sessizce dönüyordu etrafında her şey. Bir başkasına değmeden herkes kendi etrafında dönüyordu. Birbirlerinden habersiz. Birbirlerine dokunmadan. Herkes sadece ve sadece kendisiydi ve artık hiç kimse asla bir başkası değildi. Kendinde başlayıp kendinde bitiyordu her şey. Kendinden alıp kendinden veriyordu herkes. Kendini eksiltip kendini bitiriyordu her şey.

Çocuk koşmayı bitirdiği yerde başladı hayata. Hayata başladığı yerde koşmayı bitiremedi ama. Güneşin ilk ışıklarına baktı bir vakit. Saymaya başladı: bir, iki, üç… Hareketlerini izledi güneşin. “Bu ‘O’ olmalı” diye düşündü. Gözlerini alamadı parlaklığından. Büyülendi. Düşündü. Anladı. Hayret etti. Etraf aydınlandıkça her şeyin nasıl ışıl ışıl parladığına hayret etti. Güneş durmadan yükseliyor ve o yükseldikçe her şey onunla birlikte uyanıyordu. Böylece zamanı keşfetti önce çocuk. Sonra zamanı bölmeyi ve ona hükmetmeyi düşündü. “Nihayet,” dedi çocuk, “yepyeni bir gün başlıyor işte. Artık doya doya koşabilirim.”

Uzunca bir süre koştuktan sonra durdu çocuk. Bu kadar yeter, dedi kendi kendine, nefesim kesildi çünkü. Zaten güneş de gidecek gibi. Ben eve gideyim. Nasıl olsa bir sonraki gün her şey yeniden başlayacak. Eve de koşarak gitti çocuk. Bir adama çarparak koştu. Köşedeki kadının arkasından çabucak geçti ve eve vardı. Zaman diye bir şey vardı ve çocuk bunu nihayet anladı.


Sahip Can

Yorumlar


bottom of page