• İshakEdebiyat

Öykü- Zeynep Kahraman Füzün- Leke

Ensemden sırtıma doğru yürüyen kemirgenlerin diş gıcırtıları odaklanmamı engelliyor. Dirseklerimden dökülen deri parçaları, defterimde biriktikçe nasırlaşmış parmaklarımı yazdıklarımın üzerinde gezdiriyorum ama yine de okumakta zorlanıyorum. Arada gözüme çarpan kelimelerde kan izleri kalmış. Yeniden yazmalıyım.

Alevlerin arasından yüzünü seçebiliyordum. Hayır, olmadı bu. Çıtırtılar onu işitmemi engelliyordu. Yok. Genzimizi yakan dumanların arasındaydık. Maalesef olmuyor.

Saçlarımı kaşıyorum. Çapaklarımı temizliyorum. Akşam olmak üzere. Sabahtan beri hiç kıpırdatmadığım kalçalarımı artık hissetmiyorum. Oturduğum sandalyede, pardon koltukta bir müddet geriniyorum. Boynumu bilmem kaçıncı kere kütletiyorum. Tuvaletim geldi ama kalkıp gitmek istemiyorum. Biraz daha tutmalıyım ancak bu beni sırtımdaki farelerden daha çok yoruyor. Neyse…

Yangının sıcaklığını yüzümde hissettim. Off… En iyisi sonra devam edeyim.

Her yerim uyuşmuş, ayaklarım beni taşımayı unutmuş gibi. Sigara dumanının griye döndürdüğü perdeyi aralıyorum. Camdaki tozlar yağmur damlalarıyla birleşip lekeler oluşturmuş. Pencereden uzaklaşırken dizim sehpaya çarpınca canlanıyorum birden. Kapıya yöneliyorum. Odanın zemininde basacak yer kalmamış. En son ne zaman vardı ki? Mecbur kalmasam bu odadan çıkacağım yok. Kahretsin.

Yaz geldi mi acaba? Geldiyse bile ne zaman geldiğini ve ne zamana kadar burada kalacağını bilemeyeceğim. Midem ağrıyor. Kursağımdan geçecek en ufak bir yiyecek kırıntısı kalmadı. Sigaram da bitsin, hepsini birden alırım. Hazır kalkmışken şu iğrenç evden çıkıp hava alayım. Üstüme bir hırka attım mı, hazırım.

Kapıyı açınca karşılaştığım is kokusu beni rahatsız ediyor. Öksürüyorum. Kış aylarında olmalıyız. Sokakta kimse yok. Yola çıkıp yürüyorum. Sırtımı kemiren fareler kıpırdıyor.

Zihnim kaldığım yerden devam ediyor. Yangının sıcaklığını yüzümde hissettim. İçeri girmek için çırpınırken kollarımı tutanlara söz geçiremiyordum. Çığlıklarını işittiğimiz halde kimse bir şey yapmaya cesaret edemiyordu. Onu duyduğumuzu belli etmek için ıslık çalarken biri ağzımı kapattı. Alevlerin arasında bir belirip bir kaybolan yüzünü bana döndüğünü fark ettim. Göz bebeklerine baktım. Beni gördüğünü biliyorum.

Hikâyeyi unutmamak için tekrarlıyorum. Kafamın içindeki cümlelere çeki düzen vermeye çalışmak çok zor. Bazen kontrollerini tamamen kaybediyorum. Bazen karakterler öyle tuhaf şeyler yapıyor ki dizginleyemiyorum. Bazen beynimi ele geçirdiklerini düşünüyorum. Onlardan kurtulmak için neler yaptığımı bir bilseniz.

Yaklaşık yüz metre yürümüşümdür. Güneş batıyor. Bir dakika. İleride bir ev var. İlk defa görüyorum. Demek ki çok uzun zamandır dışarı çıkmamışım. Ev o kadar güzel ki akşam karanlığında bile rengârenk bahçesiyle gözümü alıyor. Yeni komşularımızla tanışmalıyım.

Eve yaklaştıkça bahçedeki yaseminlerden gelen koku başımı döndürüyor. Mis gibi bahar tadı alıyorum. Çitlerin arasında bir kadın var. Tedirgin olmasın diye ayaklarımı yere sertçe vuruyorum. Bana dönüyor yüzünü. Gülümsüyor. İyice yaklaşınca elindeki sepeti fark ediyorum. Ocaktaki çay taze, diyor. Hiçbir şey demeden açık kapıdan içeri giriyorum.

Daha içeri adım atar atmaz evin dekorasyonuna hayran oluyorum. Girişe serilmiş pudra tonlarındaki kilime basmaya kıyamadığım için ayakkabılarımı kapı önünde bırakıyorum. Beyaz çerçeveli ayna ve lake dresuar, kuş figürlü avize ile uyum sağlamış. Bir duvarda fotoğraf köşesi oluşturulmuş. Dışarıdaki bahçenin devamı gibi duran ev bitkileri tavana kadar uzamış.

Mutfaktan çayın fokurtusu ve mis gibi poğaça kokuları geliyor. Koridoru görünce diğer odaları da merak ediyorum. Yatak odasındaki büyük yataktan kadının evli olduğunu anlıyorum. Hemen geri çekiliyorum. Sonra kocası evde olsa kadının beni içeri davet etmeyeceği aklıma geliyor. Biraz rahatlıyorum. Diğer odaları da görmek istiyorum.

Bebek odasındaki minik karyolada bir bebek mışıl mışıl uyuyor. Salon olduğunu düşündüğüm odaya giriyorum. Zemininde bir sürü oyuncak var. Oyuncaklara basmamaya gayret ederek yürüyorum. O kadar yorgunum ki. Dayanamayıp koltukların birine atıyorum kendimi. Oturduğum yerden odayı inceliyorum. Duvarlarda ünlü tabloların yeniden yorumlandıkları resimler var. Pencerenin önüne antika bir sehpa yerleştirilmiş.

Koltuğa gömülmek üzereyken köşedeki masa dikkatimi çekiyor. Kalkıp iyice yaklaşıyorum. Üzerine yığılı kitapların arasında bir defter görüyorum. Kırmızı kalemle yazılmış yer yer mürekkep lekeleri olan cümleleri okumaya çalışıyorum.

Alevlerin arasından yüzünü seçebiliyordum.


Zeynep Kahraman Füzün


138 görüntüleme