İshak İlk Kitap Soruşturması- S. Sinan Özer
- İshakEdebiyat

- 5 saat önce
- 3 dakikada okunur
1- Öykü yazmaya ne zaman, nasıl başladınız?
Aslına bakarsanız öykü veya genel itibarıyla bir şeyler yazma fikri kendimi bildim bileli vardı. Doksanların çocuğuyum. O zamanlar şu an kullandığımız makineler yok. Evimizde bir televizyon ve mütevazı bir kitaplık vardı. Öyle itinayla seçilmiş eserler falanda değillerdi hani. Ama bana yetiyorlardı. Şimdi düşünüyorum da geçmişi iyi ki varlarmış. İşte o zamandan 2010’lara kadar çeşitli denemeler, şiirler, öyküler denedim. Fakat 2013’ten itibaren öykü ağırlıklı yazmaya başladım diyebilirim.

2- Öykü türünü seçmede özel bir nedeniniz var mı? Öykü yazmanın kolay olduğunu düşünüyor musunuz?
Kurgusal metinlerin üzerimdeki etkisi bir hayli yoğundur. Galiba romanlar ve öyküler bana insanlara uzanma, onları tanıma fırsatı verdiler ve bu da kurgu yazmamı tetikledi. İlk düşüncem roman yazmaktı doğrusu. Bunu da kısmen de olsa başardım sayılır. Ama öykünün garip bir dünyası var. Bir ömür gibi. Size nasıl anlatabilirim bilemiyorum fakat şöyle diyebilirim: Hani bir türkü de diyor ya: Ömür bir nefes derinden. İşte öykü de yaşamak misali çok uzunmuş tadı veriyor, bir taraftan da göz açıp kapayıncaya kadar geçiyor. Bu yüzden bir solukta okunan metinleri seviyor ve yazıyorum. Diğer sorunuza gelirsek, sanatın bütün türleri meşakkatli yollardan geçmenizi istiyor. Daha doğrusu yaşamak zahmetli bir iştir. Yazmayı da bundan ayıramayız çünkü artık sizin hayatınız oluyor.
3- İlk öykünüzün yayımlanma macerasını anlatır mısınız? Yayımlandığını gördüğünüzde neler hissetmiştiniz?
Umutsuz bir dosya gönderimiydi. Kendimden öylesine emin değildim ki gelecek cevabın olumsuz olacağını düşünüyordum. Yine de cesaret edip bu yola girdim.
Öykümü gördüğüm anda artık ben de varım dedim. İnsanların bana bakışları bile değişmişti sanki. Galiba söz söyleme eylemi dünyadaki en güzel hislerden.
4- Öykülerinizden dosya oluşturma fikri nasıl oluştu? Dosyanızı oluştururken nelere dikkat ettiniz? Belirli bir tema üstünden mi ilerlediniz yoksa farklı temaların oluşturduğu bir bütünü mü tercih ettiniz?
Öykülerimin sancıları beni kamçılayan etken oldu diyebilirim. Doldular ve taşacak bir yer aradılar, o da bu kitap oldu. Çeşitli atölyelere katıldım, okuma gruplarında bulundum. Ve bir gün Youtube’da bir edebiyat kanalıyla karşılaştım. Bana güç veren, önümü aydınlatan şeylerin başında kanalın sahibi, aynı zamanda yazar olan Turhan Yıldırım’dı. Onun atölyesi beni aldı, buralara getirdi. Halen desteğini hiç esirgemez. Yeri gelmişken ona sizin aracılığınızla tekrar teşekkür ederim. İşte o atölyeden sonra artık iyice dosya fikri ortaya çıktı.
Dosyamı oluştururken öncelikle samimi olmasını, ajitasyona girmeden derdini anlatan metinlerin ortaya çıkmasını istedim. Çağımızda her şeyin sulandırıldığını seyrediyoruz sadece. Fakirlik, zenginlik, travmalar, engellilik vesaire hepsi inanılmaz derecelere çıkartılıyor ve buradan nemalanıyorlar. Bense buradan çıkmak, varoluş sancılarımızın sadece noksanlıklarımızdan olmadığını göstermek istedim.
Birkaç öykümün dışında engelli bireylerin yaşadıklarını (burada bir parantez açmalıyım, herkesin bildiği zorlukları değil) anlattım. İnsanlar biz engellilerin yoksunluğunu çektiğimiz şeylerin sadece kaldırımlardan çıkamamak, görememek, duyamamak, konuşamamak, olduğunu sanıyorlar. Oysa durum pek de öyle değil.

5- Kitap yayımlamak oldukça meşakkatli bir iş! Dosyanız okunmayabilir, okunsa bile uzun süre bekletilebilir, bekletilse bile birçok etmenden dolayı yayımlanamayabilir. Bütün bu durumlar gözünüzü korkuttu mu?
Evet, korku duydum fakat bu nedenlerden dolayı değil. Benim için asıl korkum dışa açılmaktı. Anlaşılamamak, anlatamamak. Gördüm ki bu kaygıları aştıktan sonrası güzel bir macera. Düşünün ortaya çıkardığınız şeyi başkalarının beğenisine sunuyorsunuz ve bekliyorsunuz. Bence bu korkulacak bir şey değil, aksine heyecan dolu, var oluşunu kanıtlayan şey. O yüzden korkmadım ama biraz sabırsızlanmadım da değil. Editörüm iyi bilir.
6- Çok fazla yayınevi var. Yayınevini belirlerken nelere dikkat ettiniz? Hedefinizde bir yayınevi var mıydı?
Bir dostumun aracılığıyla editörümle (Mahmut Yıldırım) tanıştım. Sonra o da dostum oldu. Doğrusu hiçbir şey bilmezken hedefim herkesin bildiği yayınevleriydi. Fakat bugünden baktığımda iyi ki karşılaşmışız diyorum.
7- Öykü yazmaya yeni başlayanlar için önerileriniz nelerdir? Yola çıkmadan önce çantalarına neler koymalarını isterdiniz?
Detaylara hiç takılmasınlar. Yazmak aceleye gelmiyor. Masanın başına geçsinler, dert edindikleri neyse onu da alsınlar yanlarına ve bunu bir karnaval olarak görsünler. İster zindanlara atsınlar karakterlerini, isterse de aylak aylak dolaştırsınlar sokaklarda ama sanatla, edebiyatla bağlarını koparmasınlar. Günümüzde çok hızlı yaşıyoruz. On-on beş saniyelik videolara bile tahammül edemiyoruz. Bu sabırsızlığı göstermesinler. Fırtınalı denizleri seyretmektense durgun sulara bakmak daha iyidir.
Boş bir çanta ile yola çıksınlar. James Joyce’un da dediği gibi “Biz kendi hayatımızın içinden yürüyüp geçeriz, yolda yaşayan hırsızlar, hayaletler, devler, yaşlılar, gençler, zevceler, dullar, aşık biraderler çıkar. Ama illaki kendimizle karşılaşırız her fırsatta.” Kendilerinden yola çıksınlar fakat kendilerine takılmasınlar. Herkesin bir başarı öyküsü muhakkak vardır. Bunu bütün dünyanın görmesine gerek yok. Kendileri farkında olsun yeter. Son olarak bana bu fırsatı verdiğiniz teşekkür için ederim.




Yorumlar