İshak İlk Kitap Soruşturması- Meryem Demirli
- İshakEdebiyat

- 2 dakika önce
- 4 dakikada okunur
1- Öykü yazmaya ne zaman, nasıl başladınız?
Zamanından, nasıl olduğundan tam olarak emin değilim. On üç yaşında kuyruklu yıldız üstünde seyahat eden ve başka bir yere gitmeye çalışırken dünyaya gelen bir devin hikâyesini yazmıştım. Hatırladığım ilk öyküm o. Ama pek bilinçli bir öykü yazımı olduğunu söyleyemem. “Hikâye uydurmak” denir ya, hikâye uydurmuştum ve uzun yıllar devamı gelmedi. Ne yaptığımın farkında olarak yazmayaysa yirmili yaşlarımın en başında, üniversite yıllarında başladım. Aklımda bir fikir yoktu, içimde bir duygu vardı. O duyguyu anlatmak ya da anlamak için kâğıdı kalemi alıp yazmaya başladım. O gün bugündür kesintiler olsa da öykü yazmaya devam ediyorum.

2- Öykü türünü seçmede özel bir nedeniniz var mı? Öykü yazmanın kolay olduğunu düşünüyor musunuz?
Zor ya da kolay diyemem. Yazmak için iyi bir fikir bulduğumda çok heyecanlanıyorum. Bir rüya görüyorum mesela ve gördüğüm rüyanın iyi bir hikâye olacağını düşünüyorum. O rüyayı gördüğüm uyku ne güzel bir uykudur diyorum. Yüksek ve olumlu duygularla çıkıyorum yani öykü yazma yoluna. Bu yüzden zor diyemem. Ama birkaç sayfada etkileyici bir olay örgüsü kurmam gerektiği gerçeği de var. Öyküde fazlalıklara yer yok bence. Duyguyu vermeliyim ama uzun uzun duygulardan bahsetmemeliyim. Karakteri anlaşılır kılmalıyım ama bunu eylemlerle yapmalıyım ki kelimeleri boşu boşuna ortalığa saçmayayım. Yani, birkaç sayfada çarpıcı, akılda kalan bir hikâye anlatmak için üzerine çalışmak gerekiyor. Kolay değil. Ama benim için zor da değil.
Öykü türünü seçmeminse özel bir nedeni yok. Bugüne kadar anlatmak istediklerime uygun bir tür olduğu için öykü yazıyorum.
3- İlk öykünüzün yayımlanma macerasını anlatır mısınız? Yayımlandığını gördüğünüzde neler hissetmiştiniz?
2010 yılında Ankara’da yazdığım bir öyküydü. Net tarihini hatırlamıyorum ama karlı bir şubat günüydü diyelim. Heceöykü dergisinde yayımlanmıştı ve çok şaşırdığımı hatırlıyorum. “A-a! Benim öykümü mü yayımlamışlar? Beğenmişler mi?” gibi bir hayrete düşmüştüm. Henüz kalemime güvenim çok azdı. Şaşkınlığım geçince mutlu olmuştum tabii. Şimdi dönüp bakınca mutluluğumun sebebi sadece öykümün yayımlanması değilmiş. Çocukluğumda yaşadığım bir olayı anlatmıştım o öyküde ve kabul görmüştü. Öykünün geçtiği kırık camlı balkon artık sadece benim için değil, başkaları için de kıymetli bir mekândı. Genel olarak olumlu ve karışık duygular hissettiğimi söyleyerek toparlayabilirim. Ama bunlar bir yazarın hisleri miydi yoksa sadece Meryem’in mi, ondan emin değilim.
4- Öykülerinizden dosya oluşturma fikri nasıl oluştu? Dosyanızı oluştururken nelere dikkat ettiniz? Belirli bir tema üstünden mi ilerlediniz yoksa farklı temaların oluşturduğu bir bütünü mü tercih ettiniz?
2020 yılında, yazdığım bir öykü Türkiye Bilişim Dergisi’nin düzenlediği bilimkurgu öykü yarışmasında üçüncülük ödülü almıştı. 2021’de de yıllar için ödül alan öykülerden oluşan bir seçki yayımlandı. Benim öyküm de aralarındaydı. O kitabı elime aldığım an öykülerimden bir şey yapmam gerektiğini düşündüm. Bir sürü öyküm vardı ve neden bir kitap olmasınlar? Ama bilgisayar başına geçip öykülerimi tekrar okumaya başladığımda elimdekilerin hepsinin dosyamda yer almasını istemediğimi gördüm. Hatta çok azı dosyaya girdi. Çünkü benim öykü kitabımda, gerçekle hayalin sınırlarının bulanıklaştığı spekülatif öyküler yer almalıydı. Yazar olarak durmak istediğim yer orasıydı. Gerçekliğin dışında bir yer. Buna uygun olmayan öyküleri eledim. Ayrıca bütün öykülerde bir duyguyu kovalamam gerekiyordu; en baskın, tek bir duyguyu. Kâbusa Uyanmak’ta birinci öyküden on ikinci öyküye kadar duygu bütünlüğü yaratmayı amaçladım diyebilirim. Zemin değişiyor, hikâyeler, karakterler değişiyor ama his benzer. Bir öyküdeki karakter diğer öyküdeki karakterin yaşadığını yaşamamış olsa da hisleri ortak. Kitapta böyle bir bütünlük var.

5- Kitap yayımlamak oldukça meşakkatli bir iş! Dosyanız okunmayabilir, okunsa bile uzun süre bekletilebilir, bekletilse bile birçok etmenden dolayı yayımlanamayabilir. Bütün bu durumlar gözünüzü korkuttu mu?
Hiç korkutmadı. Bunun sanırım iki sebebi var. Birincisi, dosyamın yayımlanmama ihtimalini düşünmedim. Dosyamı reddeden yayınevleri oldu, beklemek zorunda kaldım, cevapsız kaldığım da oldu ama yine de yayımlanacağına inanmaya devam ettim. Acelem yok diye düşündüm, nasıl olsa yayımlanacak. Bu inancın kaynağı neydi, ben de bilmiyorum. İkinci sebebi de tüm bunlar benim kontrolüm dışında. Ben öykülerimi yazdım, dosyamı hazırladım. Yazar olarak yapabileceğim buydu ve yaptım. Sonrasında devreye diğer insanların çalışma prensipleri, beğenileri, şunlar bunlar giriyor. O kısım dediğim gibi, kontrolüm dışında. Çok düşünmemeyi tercih ettim belki de, bilmiyorum. Ben öykülerimi yazdım ve nehre bıraktım sanki. Sonra da onların yolu bulacaklarına güvendim.
6- Çok fazla yayınevi var. Yayınevini belirlerken nelere dikkat ettiniz? Hedefinizde bir yayınevi var mıydı?
Çeşitli sebeplerden istemediğim yayınevleri vardı. Ama doğrudan “şu yayınevi olsun” da demedim. Yayınevlerinin kitaplarını, yazarlarını inceledim. Kitabımı ve kendimi buraya ait hissedebilir miyim diye baktım, ona göre tercihler yapmaya çalıştım. Daha az mantık, daha çok sezgiyle ilerlediğim bir süreç oldu aslında. Sonuç olarak da Metinlerarası Kitap’la birbirimizi bulduk. Ya da dediğim gibi, kitabım kendi yolunu buldu.
7- Öykü yazmaya yeni başlayanlar için önerileriniz nelerdir? Yola çıkmadan önce çantalarına neler koymalarını isterdiniz?
Yola çıkmak için bir şeyi beklememelerini tavsiye ederim. Yazmaya başlasınlar. İlk yazdıkları iyi olur ya da olmaz, önemli değil. Üslup durup düşünerek değil yaza yaza gelişir. Neyi sevdiğini, hangi türe yatkın olduğunu yaza yaza öğreniyorsun gibi geliyor. Önceleri sayfaya bir matematik problemine bakar gibi kaşlarını çatıp bakıyorsun ama yazdıkça doğal olarak yapılan bir şeye dönüşüyor. Bir de yanından ayırmadığın bir not defterini önemli buluyorum. Gördüğün ilginç şeyleri, aklına gelen ilginç şeyleri, ilginç rüyaları, ilgini çeken her şeyi not ettiğin bir defter, yarın yazmaya niyetlendiğinde “ama ne yazacağım” sorusunu ortadan kaldırır. Son olarak, hem kendilerine hem de dışarıda olan her şeye karşı gözlemci olmaları iyi olur. İnsan sadece anlayabildiği kadarını yazabilir. Anlamak için de sessizce durup izlemek gerektiğini düşünüyorum. Bunlar benim kendime de verdiğim tavsiyeler. Belki yazmaya başlayacak arkadaşlarımın da işine yararlar.




Yorumlar