• Siyah Instagram Simge
  • Siyah Heyecan Simge
  • İshakEdebiyat

İpek Demirer Yazdı- Kara Havadisler Kervanı

En son güncellendiği tarih: 27 Kas 2019

Yazarımız Ayhan Koç'un ikinci kitabı Kara Havadisler Kervanı. İlk kitabı Sırlıçeşme romanı. Bu kitapla 2017 Everest İlk Roman ödülüne layık görüldü. Kara Havadisler Kervanı 12 öyküden oluşan bir öykü kitabı. Öykülere baktığımızda yazarın kurgudaki ustalığı hemen fark ediliyor. Öykülerin çoğunda kurgu çarpıcıydı. Ve genel olarak eleştirel öyküler.

İlk öykü "222". Daire, var olmayan bir yazarı konu alıyor. Herkesin okuduğunu iddia ettiği ama kimsede tek kitabı olmayan. Kitapçılarda son kitabı biraz önce satılmış olan. Bir dostunuzdan istediğinizde bir başkasına ödünç verilmiş olan. Yani kitapları bir türlü ele geçmeyen. Bu öyküde hem bir lider eleştirisi hem de okur eleştirisi var. Tabi öyküde gerçeği fark eden. Ve peşine düşen bir karakterimiz de var. Sonrası kitapta. Yazar öykünün coğrafyasını gizli tutarak öyküyü evrensel bir boyuta taşıyabilirdi.

İkinci öykü "Muskacı Edhem Efendi". Öykü yine eleştirel. Karakterimiz Edhem Efendi çağını aşan görüşlere sahip. Bu özelliği onu coğrafyamızda bir filozof yapacağına muskacı yapıyor. Coğrafyamızın bize bahşettiği trajikomik kaderlerden birini yaşıyor. Ama okur olarak, bizim Muskacı’nın bu kadar bilgili, ileri görüşlü olması öykünün inandırıcılığını hafiften baltalıyor diye düşündüm.

"Tiranlık" öyküsü esasında güzel bir konuya değinmiş olsa da. İnandırıcılığını en zayıf bulduğum öykülerdendi. Belki öykünün uzunluğu ve anlatımın yoğunluğu sebebiyle böyle düşünmüş olabilirim.

"Gece Yarısı Ekspresi" eleştirel bir anıydı benim için. Evet öyküden ziyade bir anıydı. Kahramanımızın çocukluğunu ve o dönem de ülke gündeminde de uzun süre yer tutmuş öyküyle aynı ismi taşıyan filmi konu alıyor.

"Eşref Kitabevi" öykümüz özellikle yazarları eleştiriyor. Bu yüzden cesur bir öykü olduğunu düşünüyorum. Bir kitabevi düşünün, yazarlar kitap röportajları verirken çekilecek fotoğrafların arka planındaki aksesuarı tasarlıyor. Yazarlara belki de hiç okumadıkları kitapların yer aldığı kütüphaneler tasarlıyor. Zamanla işleri kötüye giden kitabevi sahibinin gerçekleri anlatmaya kalkmasıyla kurgu şekil alıyor. Öyküde üst kurmacanın kullanılması da ayrı bir tat katmış.

"8 Mart Olayı" öyküsü büyülü gerçeklikle yazılmış enfes bir öykü. Dinin, güzellik kavramının, insanlığın acımasızlığının boyutlarına kadar bir çok olguyu sorgulamaya itiyor okuru. Yazarın büyülü gerçeklikle bu denli güzel bir kurgu yakalamış olması çok hoş. Favori öykülerimden biri oldu.

Diğer favori öyküm "Nisyan". Yazarımız öykülerinde postmodernizm ve toplumsal konuları öyle güzel harmanlamış ki tadından yenmiyor. Öykünün konusu siyasi kayıplar. Konu çokça işlenmiş bir konu. Peki özel kılan ne ? Büyülü gerçeklik. Yazar bu öyküde de başaralı bir kurgu çıkarmış ortaya. Bir öyküyü unutulmaz kılacak en önemli unsurlardan biri büyülü gerçeklik benim için. Metafor ve anaforu da unutmamak lazım tabi. Öyküde kullandığı şarkı her duyduğumda tüylerimi diken diken eder. Öyküyle beraber yazarla aynı hisleri paylaşıyor olmak öykünün içine daha çabuk aldı beni. Uzun. bir öyküydü. Okurun gözünü korkutuyor bazen uzun öyküler. Ama sonuna kadar merakla okudum. Bir solukta. Sanırım ömrümün sonuna kadar unutmayacağım bir kayıp öyküsü oldu.

"Tanrı O'ul’un Öyküsü" ise gayet yaratıcı bir öyküydü. İnce ince işlenmiş ilginç bir kurguydu. Öykünün bazı kısımlarında acı bir gülümseme kaplıyor insanın yüzünü. İnanç, din, Tanrı kavramlarını sorgulatacak güzel bir kurgu.

Son olarak Sarı Pançolu Kız yazarımızın öykü karakterlerinden birinin yarım bıraktığı öyküden firar etmesini konu alıyor. İlham verici, akıcı, kurgusu sağlam, büyülü gerçekliğin nimetlerinden faydalanmış sürükleyici bir öykü olmuş. İşte nutamayacağım bir öykü daha.

Yazarın dili, aktarımı, üslubu okurun gönlünü fethediyor. Öykü yazmaya devam ederse, roman yazmanın alışkanlığı olan uzun cümlelerini kısaltacağını umuyorum. Çünkü kısa cümleler öyküye daha çok yakışıyor. Anlatımı rahatlatıp, akıcılığı arttırıyor. Bunun dışında bazı öykülerin anlatımında balçık kıvamında bir yoğunluk vardı. Bu da o öykülerin kısa zamanda unutulmasına sebep oluyor. Bunu birkaç okur birlikte okuyup birlikte unuttuğumuz öyküler olduğu için söylüyorum. Tek başıma edindiğim bir tecrübe değil. Yoğunluğu azaltılmış olsaydı inandırıcılığı da akılda kalıcılığı da daha yüksek olurdu. Öykü kitabı okuduğumda postmodern yazan, büyülü gerçekliğin sonsuz aktarım imkanını keşfetmiş bir yazara rastlamak beni çok mutlu ediyor. Umarım Ayhan Koç eşsiz kurgularıyla büyülü gerçekçi öyküler yazmaya devam eder.

İpek Demirer

78 görüntüleme2 yorum