top of page

Mustafa Oğuz Yazdı- Sokaklardan Hayat Resimleri

  • Yazarın fotoğrafı: İshakEdebiyat
    İshakEdebiyat
  • 10 saat önce
  • 5 dakikada okunur

Edebiyatın alaylılarından Cabir Özyıldız, yazı yaşamı ile ilgili, “Ancak kırklı yaşlarda yazının başına oturabildim.”[1] diyor. İnsanın olgunlaşma yaşlarında. Adana toprağının Yaşar Kemal, Orhan Kemal, Zafer Doruk ekolünden gelen isimlerinden biri. Elbette onu daha ikinci hikâye kitabıyla Yaşar Kemal ve Orhan Kemal ile aynı yerde gördüğümü söylemiyorum. Hayatın içinden gelmesi, hayatın içindeki olaylardan, sokaktan ve dilinden, sokağı gerçeklerinden beslenerek hikâye yazmasıyla bu isimlerle andım. Daha çok Zafer Doruk ile aynı yerde duruyor diyeyim. Kırk yaşına kadar hayatın zorlukları ile uğraşmış, çocukluğundan başlayarak sokakların bin bir rengini, tonunu, acısını, sevincini görmüş, portakal bahçelerinin kokusunu ciğerlerine çekmiş, sarı sıcaklarda pişmiş, kentine gelen göçlerle kalabalıklaşan kenar mahallelerde insan gözlemini, tanıklıklarını yapmış, sonrasında da yazmaya başlamış biri Cabir Özyıldız.

Bir söyleşisindeki, “Şayet bir dönüm noktasından bahsedeceksek, o da kendimi cesaretlendirip dergilere eser göndermemdir diyebilirim. Öykülerim dergilerde yayımlanmaya başladıktan sonra gelen olumlu-olumsuz geri dönüşler yazdıklarımı, yazacaklarımı belirledi ve kendi metinlerime eleştirel bakmamı sağladı.” sözleriyle yazdıklarını yayınlamaya başlama sürecini özetlemiş. Özyıldız’ın bu sözleri çok önemli. İster alaylı ister mektepli olsun bir yazarın yetişebileceği tek yer dergiler, dergi mektebinde alacağı eğitimlerdir. Bu süreçte olumlu-olumsuz geri dönüşlerle yazı serüvenini bir noktaya taşıyabilir yazar adayı. Zamanı gelince de artık belli bir yetkinliğe ulaştığının farkına varır, yazdıklarını kitaplaştırma aşamasına geçer.

Günümüzde mantar gibi dört bir yandan çıkıveren yazarlık atölyelerinden geçerek yolunu dergilere uğratmamış birçok yazar adayı, atölye sürecinde yazdıklarını bir araya toplayarak yayınevlerinin kapılarına dayanıyor. Muhtemelen yayınevi editörü de o kişinin adını İnternet’e yazıp bir arama yaptırıyor, dosyayı okumadan vereceği cevapla ilgili bir kanaate ulaşıyor. O yazar adayının adı birkaç edebiyat dergisi ve editörü olan İnternet sitesinde geçse, oralarda ürünleri yayınlanmış olsa editörün dosyaya bakışı farklı olacaktır. Cabir Özyıldız’ın biyografisinden öykülerini Parşömen Edebiyat, Oggito, Buluntu Kutusu, İshak Edebiyat, Poesis Edebiyat, Yazı-yorum, Pandedebiyat, Ters Akan Sanat dergilerinin dijital platformları ve Sakin Yurt dergisinde yayımladığını öğreniyoruz.

Yazar sözünü ettiğim söyleşide “Öykü yazmak isteyenlere ne gibi önerilerde bulunmak istersiniz?” sorusuna öncelikle okumalarını salık verdikten sonra “dünyayı, insanları, yaşadıkları ortamı tahlil edebilecek bir bakış açısına sahip olmaları” üzerinde duruyor. Değerli bilgiler bunlar. Öncelikle okumak, yazabilmek için ise kendi bakış açısına sahip olmak. Bu ikisi olmadığı zaman “hayatımı yazsam roman olur” diyenlerden biri olursunuz. Hoş, hayatınızı yazabilirsiniz de, gerçekten roman olacak bir hayatınız da olabilir ama bir yaşanmışlıktan roman çıkarabilmek, öncelikle çok okumaya, işin ustalarının neler yaptığını görmeye ve ardından da “dünyayı, insanları, yaşadıkları ortamı tahlil edebilecek bir bakış açısına sahip olma”ya bağlıdır.

Cabir ustamıza bize verdiği bu değerli bilgiler için teşekkür edelim, kitabına geçelim. 2023 yılında Eski Zaman Türküsü ile ilk kitap heyecanını yaşayan Özyıldız, 2025 başında Dünyanın Bütün Karıncaları ile yolcuğunun devamlı olacağını gösterdi. Henüz 4. ayında 2. bakısını yapan bu kitabı ile 10. Antalya Edebiyat Günleri’nde en iyi hikâye kitabı ödülünü Özlem Dikeçligil ile paylaştı. Bir ödül, bir yazarın yazdıkları ile fark edilmesidir ve bu durum, yazarı her zaman motive eder. Bu açıdan ödüller önemlidir.

Özyıldız, söz konusu söyleşide “Genelde öykü konularını ben seçmiyorum, onlar gelip beni buluyor. Daha çok gerçekten kurguya giden bir öykü yazma disiplinim var. Bazen bir cümleden, görüntüden, anlatılan bir olaydan yola çıktığım da olur ancak genelde gördüğüm, bildiğim, tanık olduğum olay ve kişileri işliyorum öykülerimde.” diyerek öykü evrenini nelerin oluşturduğunu, nelerden nasıl beslendiğini açıklıyor. Kısa cümleleri akıcılığı sağladığı hikâyelerinde “ziftlen, haydi ziftlen, mevzuya besmelesiz başlar, dümbük, ödüm bokuma karışmıyor, kafamın içi hergele çayırı, donsuz çingene bebeleri” gibi sokak sözlerini kullanarak sokağın dilini metinlerine taşıyor. Çizdiği tablolar ile uyumlu bir dil kullanmayı biliyor.

Kitap on hikâyeden oluşuyor. Biri için iyi hikâye diyorum, sonra bir başkasını bakınca bu daha iyi diyorum ve bu, böylece sürüp gidiyor. Çember’i okurken kendimi o töre çemberin içinde acılara ve pişmanlıklara bulanmış olarak görüyorum, Başlangıçların Annesi’nde Gazze acısına boğulurken nefes almakta zorlanıyorum. Leylâklar Açmış Gördün mü? başlıklı hikâyeyi okurken bir sokak çatışmasında kör kurşunla vurulan, yavaş yavaş can veren ben oluyorum sanki. Kalbimdeki Şen Kuşlar’da ablamla kendi hikâyemi okuyorum. Gölge’de karısının kendisini aldattığı için sokaklara, parklara sığamayan adama yoldaşlık ediyorum. Hikâyelerin her biri hayatın içinden, insan gerçeğini bütün yalınlığı ile gözler önüne seriyor. Olay hikâyesinin büyük ustaları Maupassant ve Ömer Seyfettin’in izinden giden, ustalarının anlatım biçimlerini günümüze taşıyan bir yazar var karşımızda.

Leylâklar Açmış Gördün mü? başlıklı hikâyeyi okurken ünlü İtalyan yazar İtalo Calvino’nun Denize Giren Bir Kadının Serüveni başlıklı hikâyesi gelip durdu aklıma. Calvino bu hikâyesinde denizde yüzerken ipli mayosunun düşüp çıplak kaldığını fark eden Bayan Isotta’nın sudan o halde nasıl çıkacağını düşünür, yardım isteyebileceği kadın erkek, herkesi içinde yargılar, kimseden yardım isteyemeyeceğine karar verir. Beklemediği bir anda bir yardım eli uzanır. Cabir Özyıldız da sokak çatışmasına giren gençlerin kör kurşunu ile yaralanan genç kızın, Şükran’ın, ölümünden sonrası ile düşüncelerini sıralar. Özellikle nişanlısının kiminle evleneceğini, o işi kiminle yapacağını düşünür. “Başkası olsun, o şaşı gözlü, koca götlü Fatma olmasın.” der. O hâlde yatarken çişi gelir, “Bulduğumuzda altına etmişti diyecekler.” diyerek onun da derdine düşer. Yaşadığı duruma düşmesinde ihmali olanları, yardım etmeyenleri suçlar.

Hikâye, olayı gören yaşlı bir çiftin, tanıdıklarından birini arayarak durumu haber vermesiyle biter. Bu hikâye çok katmanlı, enine boyuna hakkında yazılıp çizilecek bir hikâye. Birçok toplumsal eleştiri getirir yazar bu hikâyesi ile. En çarpıcısı sokakta yaşananları ve yerde kanlar içinde yatan Şükran’ın durumunu sosyal medyada yayınlamak için canlı yayın yapan bir gencin dönüp yerde yatan yaralı kıza yardım etmemesi, yardım çağırmayı dönüp gitmesidir. İnsanın bir canlı yayın ögesi olmaktan öte değeri yoktur o gencin gözünde.  Babalarının korkularından sokağa çıkamayan, istese de yardım edemeyen insanların çelişkileri de vardır hikâyede.

Ülkenin hemen her kentinde yer almaya başlayan Suriyeli gerçeği edebiyatımızda da yer almaya başladı. Üzeyir Karahasanoğlu bir hikâyesinde doğrudan bu konuyu işlemişti. Cabir Özyıldız ise Ya Habin Kalbey’de Suriyeli bir kadınla evli olan hikâye adamın doğup büyüdüğü yere, özlediği insanları ziyarete gitmesini anlatıyor. Eşinin böyle bir imkânı, gideceği evi barkı, ailesi yoktur. Hikâyenin kahramanı bunu “Anlayacağınız ona göre ben şanslıyım. En azından gidip görebileceğim, kısa süreliğine de olsa nefes alabileceğim yurdum, konuşabileceğim ana dilim var.” sözleri ile ifade eder. Dilsiz, yurtsuz kalmanın acısı da aktarılıyor bu hikâyede. Başlangıçların Annesi ise İsrail’in bombalarla yıktığı kentte evlerini bırakıp şehri terk etmek zorunda kalan bir ailenin dramı vardır.

Yazar bu hikâyeleri ile yaşadığı coğrafyanın gerçeklerini yansıtıyor. Dönemine tanıklığını yazınsal metinler ile kayıt altına alıyor. Unutmayın Ha! başlıklı hikâyesi ile Hatay, Maraş bölgesinde yaşanan deprem gerçeğini, devletin deprem sonrasındaki durumunu bölgeye giden üç gönüllünün yaşadıklarıyla kayda geçiriyor. Seyyar satıcılık yapmak için büyük umutlarla aldığı tablası çalınan yoksul adamın acısı ile sokakların bir başka gerçek yüzünü resmediyor.

Aldatılmış kocanın yaşadığı ruhsal travmayı anlatırken eşler arasındaki yaş farkına değinir, zamanında kendini bu konuda uyaranlara aldırış etmeyen koca bu konuda öz eleştiri yapar, kendini suçlar. Hikâye kahramanı Nurettin’in kadına hiç dokunmayıp kendini sokaklara atması, alışılageldik Anadolu insanı hareketi değildir. Nurettin’in o anda karısını katletmesi beklenir. Kendince her şeyi sorgulayan Nurettin sonunda berber koltuğunda usturayı şah damarına batırır, cezayı kendisine keser. Yazar bu hikâyesinde olaya farklı bir yerden bakıyor.

Hikâye yazarı, derdi olan, insanların dertleri ile dertlenen, sağır kalan insanlar arasında işitme kanallarını açık tutan kişidir. Bu derdi onu diri tutar, çevresine hep bu derdiyle bakar, yazdıkları da dertli olur. İçimizden insanları bu şekilde okuruz, bize yakın olan hikâyelerde kendimizden bir şeyleri yazarların bu bakış açısı sayesinde buluruz.

Postmodernizm, modernizm, büyülü gerçekçilik, gerçeküstücülük gibi anlayışların egemen olduğu öykülerde, hikâye yerine öykü sözcüğünü özellikle kullanıyorum burada, yukarıda sözünü ettiğim insan gerçeğini pek göremeyiz. Yazarların olaysız, insansız metinlerinde iç sıkıntılarını, bilinçaltında kalmış bastırılmış duygularını, yalnızlığını, birey olamayışının sancılarını vb. okuruz. Bunların da kendi adına değeri vardır mutlaka. Netice bir dil ürünüdür, yazınsal bir çaba ile ortaya çıkmıştır.

Maupassant, Ömer Seyfettin, Refik Halit Karay, Sabahattin Ali gibi Türk hikâye sanatının başlangıcında duran usta isimlerin yazdıklarında hep insanı ve insanın derdini görüyoruz. Son birkaç yıl içinde okuduğum pek çok hikâye kitabında bu çizgide hikâyeler okudum ve hikâye çizgimiz adına umuda kapıldım. Cabir Özyıldız da bu anlamda beni sevindiren bir çizgide hikâyeler yazmış, yazmaya da devam edecektir. Onu, hikâye anlayışları içinde bir yere oturtmamız gerekirse toplumcu gerçekçi anlayış ile eser verenler arasına yazabiliriz rahatlıkla.


Mustafa Oğuz


[1] Cabir Özyıldız ile Yunus Çinçin Söyleşti, https://edebiyatburada.com/cabir-ozyildiz-ile-yunus-cincin-soylesti/ 

Yorumlar


bottom of page