Öykü- Anıl Çağal- Eksilme
- İshakEdebiyat

- 24 saat önce
- 7 dakikada okunur
Saat daha dokuz olmamıştı. Normalde bu saatlerde şirketin çaycısı Aynur’dan başka bir tek, tipik inek öğrencilere benzeyen Yasemin olurdu ofiste. Bugünse farklıydı çünkü herkes saat dokuz olmadan ofise gelmiş, masalarında sessiz bir şekilde oturuyordu. Geçen haftaki şirket içindeki söylentilerin sonucuydu bu. Bağımsız bir portföy yönetim şirketi olan Deltora Varlık’ın bazı kodaman müşterilerinden, şirketin çalışanları bu yönde duyumlar almıştı. Duyumu alanlar konuyu sektördeki tanıdıklarına taşımıştı ve anlaşılan dedikodunun temelleri sağlamdı. Şirket yöneticilerinin kaçamak açıklamaları da bunu destekleyince, o uğursuz ihtimal kesinliğe dönüştü. Genelde böyle büyük çıkarımlar haftanın son günü yapılırdı ve bugün de günlerden cumaydı.
Şirketin fırlama çalışanlarından Ozan bile, oturmuş etrafa şaşkın şaşkın bakıyordu. Normalde herkese bulaşır şakalar yapardı. Sonra kendini tutamadı Ceyda, Murat ve Melis’e işaret etti. Koridora doğru hareket ettiler. Ozan söze girdi. “Bugün kesin işten çıkarma olacak arkadaşlar, finanstan Mehmet’e sordum tam net cevap vermedi ama bütçede kesinti olacak tarzı bir şeyler geveledi.” “Sizce kimleri çıkarırlar?” diye tedirgin bir şekilde Ceyda soruyu ortaya attı. “Bence eskilere dokunmazlar, son girenleri çıkarırlar böyle durumlarda,” dedi Murat. “Ben topun ağzındayım desene.” Ceyda heyecandan titriyordu adeta. Melis gayet kendinden emin bir şekilde Ceyda’yı sakinleştirmeye çalışıyordu. “Yok be ne alakası var, çok farklı sebepler olabilir. Maaşı fazladır çıkartırlar, performansı düşüktür çıkartırlar... Sen takılma hem senin de neredeyse iki senen oldu.” Üçlü yavaşça yerlerine geçmeye çalışırken koridorun diğer ucunda farklı bir grup fısır fısır aralarında konuşmaya başlamıştı, iki grup uzaktan birbirlerini anlar bir şekilde bakıştılar. Koridorun diğer bir köşesindeyse başka bir grup aynı durumdaydı. Herkes gerginlik içinde bir şeyler öğrenmek, anlık olsa da kendilerini yatıştıracak bir bilgi kırıntısına tutunmak istiyordu. Ofise girdiklerinde genel müdür yardımcılarından Ahmet Bey masasını toplamış, kafası aşağıda kurbanlık koyun gibi bekliyordu.
Şirketin emektarlarından Halil Bey ise maillerine cevap veriyor hiçbir şey yokmuş gibi çalışmasına devam ediyordu. Şirketin yaşlı kurtlarındandı, ilk kuruluş zamanından beri buradaydı. Saçları kırlaşmış ve dökülmüştü. Yine de yüzü genç ve sağlıklıydı güzel bir burnu yeşil gözleri vardı. Gruptan Melis onun altında çalışıyordu ve araları çok iyiydi. Murat Melis’ten Halil Bey’e durumu sormasını istemişti. Melis de sessiz bir şekilde Halil Bey’in yanına sokuldu. Utana sıkıla, “Halil Bey son durumdan bilginiz var mı? Bugün çıkarım olur mu sizce?” Halil Bey sandalyesini ona hafif bir şekilde döndürdü. “Sanırım bugün bir şeyler olacak Meliscim. Ceo’muz Cihat Bey’in odasına insan kaynakları direktörü girip çıktı siz yokken. Ne olacaksa da hayırlısı olsun, ne diyeyim.” Melis’in masum yüzü birden donup kalmıştı, o heyecanlı kıpır kıpır kız birden içinden çıkıp, gökyüzüne yükselmiş gibiydi. “Hayırlısı olsun,” sözü sessizce çıkabilmişti ağzından.
Ceo Cihat Bey ofisinden bir an çıktı. Her zamanki gibi tam üstüne uygun çok pahalı olduğu her halinden belli bir takım elbise giymişti. Uzun ve yapılı vücuduyla buranın kralı benim dercesine yürürdü hep. Giydiği Ferragamo ayakkabıları da her adımında ofisi inletiyordu. Tamamen tıraşladığı kel kafasıysa ona gaddar bir görünüm veriyordu. Ofise geri döndüğünde Ceyda’yla karşı karşıya geldi. Ceyda ürkek bir şekilde, “Merhaba Cihat Bey,” dedi. Cihat Bey düşünceli, Ceyda’dan gözlerini kaçırırcasına ruhsuz bir merhabayla Ceyda’nın yanında geçip odasına girdi.
Kısa bir bekleyişin ardından Ceo asistanı Mehtap, Cihat Bey’in odasına girdi. O anda herkes sessizliğe gömülmüş ofisten birkaç klavye tuşlama sesinden başka hiçbir şey duyulmaz olmuştu. Kısa süre sonra Mehtap dışarı çıktı her zamanki gibi abartılı bir makyaj vardı yüzünde. Sesi titreyerek, “Cansu, Cihat Bey seni çağırıyor,” dedi. Cansu hafif toplu elma yanaklı sevimli ufak tefek bir kızdı. İsmini duyunca önce bir afalladı, derin bir iç çekti, sonra ayağa kalktı. Onunla arası iyi olanlar hemen yüzlerinin aldığı halden kendilerini belli ediyorlardı. Cansu içeri girdi Cihat Bey oldukça kibarca bir şekilde onu önündeki koltuğa buyur etti. Cihat Bey’in yüzünde hiçbir duygu belirtisi yoktu, önce önündeki notlara baktı ve kafasını kaldırdı. Tam konuşmadan önce sağ eliyle kravatını düzeltti Rolex marka saati ortaya çıkmıştı, parıldıyordu. “Cansucum, son çeyrekte hepimizin bildiği gibi piyasanın durumu hiç de iyi gitmemekte. Biz de yönetimle beraber çeşitli performans analizleri yapıyorduk halihazırda. Bugün de tüm bunların sonucunda Deltora Varlık olarak küçülme kararımızı uygulama aşamasına geçiyoruz. Maalesef bugün itibariyle senle yollarımızı ayırıyoruz. Senin gibi değerli bir çalışanı kaybetmek bizi üzüyor ama inan buna mecburuz.” Cansu ellerini ovuşturuyor, derin derin nefes alıyordu bunları dinlerken. Aklına ilk olarak, “Peki neden ben Cihat Bey? Bir yanlışım mı oldu,” dedi. Cihat Bey bu soru karşısında kaşlarını çattı. “Konunun bir yanlışla alakası yok, bu bir küçülme lütfen kişisel algılama. Her zaman sana referans olmaya hazırız.” Cansu’nun gözlerinden yaşlar akmaya başlamıştı. “Ama Cihat Bey şirketteki performansım çoğu kişiden iyiydi.” Cihat Bey kararlı bir ses tonuyla araya girdi. “Lütfen Cansu uzatmayalım, sırada daha bekleyenler var emin ol yalnız değilsin.” Cansu’ya bir mendil uzattı, Cansu o mendili aldı gözyaşlarını sildi ve odadan çıktı. Yüzü kıpkırmızı, gözleri yaşlıydı. Hemen yakın arkadaşları ona doğru yürüdüler. Cansu da onlara doğru yürüdü, “Çıkarıldım ben arkadaşlar,” dedi ve tekrar gözlerinden yaşlar boşaldı. Arkadaşları da teker teker ona sarılıyordu. Cansu’nun çıkarılışından sonra, ofistekilerin hepsi idamını bekleyen mahkumlar gibiydiler.
Herkes sıradaki kim olacak diye merak içindeydi. Mehtap tekrar dışarı çıktı, bu sefer onun da yüzü kızarmış ofistekileri şöyle bir süzdü. Sonra ağzından, “Ceyda,” çıktı. Ceyda ismini duyar duymaz dudakları aşağı doğru inmiş, panik halinde hemen yerinden kalktı ve odaya doğru hızlı adımlarla yürüdü. İçeri girdi, onu da aynı soğuklukla karşılamıştı Cihat Bey. Oturması için eliyle koltuğu gösterdi. Ceyda yeşil gözlerini ağlamaklı bir şekilde Cihat Bey’e dikmişti. Cihat Bey elindeki dolma kalemi bırakıp, “Ceyda buraya seni çağırma sebebimi az çok tahmin etmişsindir. Sektörün son zamanlarda yaşadığı zorlukları biliyorsun. Şirketimiz de bundan bir hayli şekilde olumsuz etkilenmiş durumda,” dedi. Yine benzer sözlerle girmişti konuşmaya. “Bu nedenle de yönetim kurulu olarak küçülme kararı almış bulunuyoruz. Sen bu şirket için gerçekten önemli birisin lütfen alınan bu kararı kişisel algılama. Bugün itibariyle senle yollarımızı ayırmak zorunda kalıyoruz.” Görünen o ki, Cihat Bey bu süreci kimseye devretmemişti. Küçülme kararını çalışanların gözünün içine bakarak açıklamayı tercih etmişti. Ceyda gözleri dolu bir şekilde, “O kadar da değerli değilmişim demek ki.” Bir yandan da güçlü gözükmeye çalışarak gözlerini siliyordu. “Teşekkürler,” dedi ve hiç uzatmadan odadan çıktı. Melis, Murat ve Ozan hemen ona doğru yöneldiler. Dörtlü gruplarından birini kaybetmişti.
Ceyda’dan sonra çıkarımlar hiç ara vermeden devam ediyor, Mehtap her kapıya çıktığında ofisin bir köşesinden iç çekiş, sonrasında hıçkırıklar ve ağlamalar yükseliyordu. Çıkarımlar ara vermeden devam ediyordu toplam on bir kişi çıkarılmıştı bile. Boş masalar ve gidenlerden kalan yarım kalmış kahveler göze çarpıyordu. Mehtap tekrar kapıyı açtı ve sıradaki kurbanı söylemek için ofise doğru yöneldi. “Halil Bey, Cihat Bey sizi çağırıyor.”
Birden tüm gözler Halil Bey’e dönmüştü şirketin eskilerinden ve Cihat Bey’le arasının yakın olmasından dolayı onun isminin söylenmesi herkeste şok etkisi yaratmıştı. Sessiz bekleyiş birden harekete ve fısıltılara dönmüştü.
Halil Bey içeri girdi, içinde hala bir umut taşıyordu. “Belki başka bir şey için çağırdı, belki de yeni yapılanmayla ilgili bilgi verecekti.” Cihat Bey geçirdiği zor saatlere rağmen hala karşısındakine güçlü ve zinde gözüküyordu. Halil Bey’i ayakta karşıladı. “Halil gel buyur şöyle.” Halil yavaş adımlarla hafif kamburu çıkmış bir şekilde gösterdiği koltuğa büzülüp oturdu. “Halil gördüğün gibi kötü bir gün yaşıyoruz, şirket olarak. Senin de bildiğin gibi zor zamanlar geçirdik bu zor zamanların reçetesi de ağır oluyor maalesef. Şirket küçülme kararına gitti ve bu doğrultuda maalesef istemediğimiz kararlar vermek durumunda kaldık. Bugün bu sebeple senin de işine son veriyoruz.” Halil Bey kafasını yana yatırıp yaşlı gözleriyle Cihat Bey’e bakıyordu. Ellerini önce nereye koyacağını bilemedi sonra dizlerinin üstüne koydu. “Cihat Bey, yapmayın! Biliyorsunuz, eşim de çalışmıyor. Ev taksitine yeni girdim. Çocukların okul ödemesi… Biterim ben.” “Anlıyorum Halilcim inan ne kadar zor bir durum olduğunu biliyorum ama yönetim kurulunun kararı, yapabileceğim hiçbir şey yok.” Bunun üzerine Halil Bey daha da heyecanlanmış elleri titriyordu. “Yapmayın sizle o kadar geçmişimiz var. Siz genel müdürsünüz, sizi dinlerler, lütfen yalvarırım.” Halil Bey artık tamamen kendini boşaltmış ağlamaya başlamıştı. “Halil gözünü seveyim, sen aralarındaki en tecrübelilerindensin. Kendine gel, başka iş mi yok sana, yardımcı oluruz merak etme.” Halil tamamen kontrolünü kaybetmişti. “Ne yaparım ben ne yaparım,” diye sayıklıyordu. Cihat Bey masasından bir su doldurup bardağı ona uzattı. Halil bardağı eline alırken ellerinin titremesinden dolayı suyun bir kısmını yere döktü. Bir yudum aldı. “Cihat Bey şirketler artık kırk yaşın üstündeki çalışanları işe almaya sıcak bakmıyor. Belki yıllarca işsiz kalacağım, lütfen diyorum size. Gerekirse maaşımı düşürün.” Ceo, Halil Bey’in omuzlarından tuttu, onu kendine getirmeye çalışırken, “Halil lütfen durumu daha zorlaştırma artık. Bunun geri dönüşü yok, hem iyi bir paketle uğurlayacağız seni merak etme.” Halil kendini sakinleştirmeye çalışıyordu fakat bir türlü nefesini düzene oturtamıyordu. Elini kravatına götürdü ve kravatını çıkardı. Biraz olsun sakinleşebilmişti. Son söz olarak Cihat Bey, “Merak etme her şey senin için güzel olacak,” dedi. Halil Bey ayağa kalktı, kafasını eğdi ve zar zor yürüyerek odadan dışarı çıktı. Dışarı çıktığında ofisteki herkes ona döndü fakat kimse ona doğru hamle yapmadı daha doğrusu yapamadı. Gözleri boşluğa bakıyordu, üstü başı dağılmış kravatı elindeydi. Sonra yavaşça bir iki adım attı ve tam ofisin ortasında yüzüstü yere yığıldı. Melis’in feryadı ofiste yankılanıyordu. Ofisteki herkes yerde yatan Halil Bey’in etrafına toplanmıştı. Aralarından Murat hemen yere doğru çömeldi. “Çabuk 112’yi arayın. Açılın biraz arkadaşlar.” Halil Bey’i sırtüstü çevirdi, kulağını ağzına götürdü. Sonra eliyle göğsüne dokundu. Göğsünde bir hareket olmadığını anladı ve hemen gömleğini açtı ve kalp masajı yapmaya başladı. O sırada ofisten çığlıklar yükseliyordu. Cihat Bey de odasından çıkmış uzaktan olanları dikkatle izliyordu. Murat ellerini kavuşturmuş göğsüne kuvvetli bir şekilde bastırıp geri çekiyordu kendini. Arada da eğilip ağzına nefes veriyordu. Halil Bey’in yerde yatan vücudunun etrafında insanlar sürekli hareket halinde, ellerinden bir şey gelmeden Murat’ı izliyor ve Halil Bey’den bir hareket bekliyordu. Halil Bey’de hiçbir hareket yoktu. Gözleri kapalı bir şekilde tek bir hayat göstergesi olmadan yatıyordu. Murat bu şekilde dakikalarca devam etti. Alnından terler akıyordu, fakat durmuyordu. Sonunda artık kollarında güç kalmadı ve tekrar göğsüne dokundu. Sonra elleri Halil Bey’in boynuna gitti. Kafasını yukarı kaldırdı; “Kaybettik, kaybettik,” dedi. Melis çıldırmış, oradan oraya vuruyordu kendini. Birkaç kişi onu sakinleştirmeye çalışıyordu. Cihat Bey kalabalığın ortasına geldi. Gözlerini çatmış, etrafta birilerini arıyordu. “Aynur Hanım, bir şeyler getirip üzerini örtün.” Aynur Hanım hemen koşup bir örtü getirdi ve Halil Bey’in üstüne örttü. Herkes ağlıyordu, birbirlerine sarılıp kendilerini sakinleştirmeye çalışıyorlardı. Hepsi olan bitene çok kızgındı ama tek bir söz çıkmıyordu ağızlarından Cihat Bey’e karşı. Cihat Bey ofisine geçti ve olanları gerekli kişilere bildirmeye başladı. O sırada ambulans gelmiş, sağlık görevlileri kata giriş yapmıştı. Gelen görevliler gerekli kontrolleri yaptı ve ceset torbası getirdiler. Sonrasında Halil Bey’i alıp götürdüler. Daha bir saat öncesinde mail atan Halil Bey ofisten bir ceset torbasıyla çıkarılmıştı.
Sonrasında Cihat Bey ofisin ortasına geçti, “Arkadaşlar başımız sağ olsun, herkes evine gitsin.” Sonrasında arkasını dönüp odasına girdi. Masasına oturdu ve bugünkü tenis maçını iptal etsem mi, etmesem mi diye düşündü.
Anıl Çağal




Yorumlar