Öykü- Ayşe Turkay Yiğit- Toplantı
- İshakEdebiyat

- 3 saat önce
- 6 dakikada okunur
Kastamonu Çok Amaçlı Kültür Merkezi’nin olağanüstü bir toplantıya ev sahipliği yaptığı gündü. Üyeler, içeriği hakkında önceden bilgi verilmeyen toplantıya tümüyle katıldıktan kısa süre sonra başkan girdi. Üyeleri selamladı ve söze başladı.
“Evet arkadaşlar. Devrekani’de yapılan kazılar devam ediyor biliyorsunuz. Şimdiye kadar elde edilen bulgular yurtta ve dünyada büyük ilgi gördü. Bu ilgiye şaşkınım açıkçası. Bu kadim topraklar daha neler barındırmıştır kim bilir ama ben bunlarla ilgilenmiyorum. Toprağın altından çıkan hanların hamamların kime ne faydası var? Geçmişi deşelemek iyi bir şey değil haddizatında. Bizler önümüze bakmalıyız. Hayır han hamam tamam da kilise şapel falan çıkınca tüylerim diken diken oluyor. Bir de toplu mezar falan çıkarsa hiç iyi olmaz ülke için.”
Üyeler girişin uzayacağı endişesi içinde kerhen dinlemeye devam ederken başkan şöyle devam etti:
“Beyler.”
Beyler kelimesinden sonra söyleyeceği cümlenin ciddiyetini arttırmak amacıyla biraz bekledi. Bu ciddiyetle tezat oluşturacak şekilde önündeki tabaktan bir kuru pasta yuvarladı ağzına. Yutunca devam etti.
“Kazıda…”
Dedi ve yine durdu. Kuru pastanın damağına yapışan kısmını temizlemek için önündeki meyve suyundan birkaç yudum alarak devam etti.
“Şimdilik endişeye mahal verecek bir durum yok gibi duruyor. Gerçi bunun böyle olup olmadığını zamanla göreceğiz. Dikkatli olmalı, emin adımlar atmalıyız.”
Yazar, başkanın konuşmasını uzatmadan konuya girmesi gerektiğini düşündü. Üyeler başkanın uzayan girizgahından sıkılmışlardı. Hikâyenin gelişme bölümüne geçilmesi tüm tarafların hayrına olacaktı. Zaman hız zamanıydı. *Kimselerin vakti yoktu durup ince şeyleri anlamaya. Oyunu şimdiki zamanın kurallarına göre oynayarak başkana söz verdi.
“Kazılarda canlandırılabilir dinozor kalıntısına rastlandı.”
Yazar, karşılaşma ve rastlaşma sözcüklerinin hangisini kullanacağına karar vermek için epey düşündü öncesinde. Hikâyenin sonunu güzel bağlayacağını düşünerek rastlantı ifadesini tercih etti. Bir bahar akşamı karşılaştım sizinle yerine rastladım size diyen güftekarın bir bildiği olmalıydı.
Üyelerin dağılan ilgisi dinozor lafıyla toparlandı.
“Şimdi biz bu dinozor olayını önce pastırma diyarı Kastamonu’muza sonra ülkemize hayırlı olacak şekilde nasıl değerlendirebiliriz onu düşüneceğiz hep birlikte. İlk kez milletçe birlik ve beraberliğe ihtiyacımızın olduğu bir vaka bu. Projede dış güçlerin iş birliği olmasa olayın üzerini örtebilirdik ancak şu aşamada bu mümkün değil. Onlardan önce bizim bir yol haritası çizip bu dinozor olayını sahiplenmemiz gerekiyor.”
Daha önce bir cümle içinde bile dinozor kelimesini kullanmayan üyeler ne diyeceklerini bilemez vaziyette birbirlerine bakındılar. Toplantının başından beri önlerinde duran kuru pasta tabağını eşeleyip damaklarına münasip gördükleri bir taneyi attılar ağızlarına. Sonra meyve suyundan aldılar. Dinozor kelimesinden sonra odayı saran sessizlik meyve sularının hüpletilme sesleriyle doldu. Bir üye hariç hiçbiri pipetle içilen meyve suyunun son damlasında çıkaracağı sesten ötürü sonuna kadar içmedi. Sonuna kadar giden üye meyve suyunun tamamen bittiğini gösteren hava sesinden sonra kutuyu masaya bıraktı. Başkan devam etti.
“Arkadaşlar, biliyorum hepiniz şoke oldunuz. İlk duyduğumda ben de öyle hissettim fakat itidalli düşünmeye başlayınca ülkemiz için bir fırsat olacağı kanaatine vardım. Eminim konuyla ilgili yaratıcı fikirler çıkacaktır bu ekipten. Şunu bir kez daha belirteyim. Bu dinozor bir yıla kalmaz üreme olgunluğuna erişecek ve suni döllenmeyle çoğaltılacak.”
Başkan argo istiyordu yazardan. Yazarsa karaktere teslim olmak istemiyordu. Hikâye tüm yaş gruplarına uygun, argodan ari devam etmeliydi. Başkanı duymamazlıktan gelerek bir üyeye söz verdi.
“Başkanım dinozorlar yumurtayla üremiyor mu?”
Başkan elindeki dosyaya bakarak, “Evet ve tek seferde üç ile yirmi arasında yumurta bırakabiliyorlar. İşin bu kısmında vakit kaybetmeyelim. Raporların bu bölümünü Whatsapp’tan paylaşırım sizinle. Şimdi bu dinozorlarla ne yapacağız onu düşünmemiz lazım.”
“Sayın başkan işin dini boyutunu araştırmalıyız her şeyden önce. Yoksa tüm dinozorlar elimizde patlar. Eğer dinen caiz ise kurbanlık olarak değerlendirebiliriz. Ondan sonrası kolay. En fazla kaç hisseyle dinozora girilebileceği gibi detaylar uzmanlar tarafından değerlendirilir.”
Dini tek parça olan üye büyük bir iştahla söze atıldı.
“Kurbanlık vasıfları açıkça belirtilmiştir dinimizde. Koyun, keçi, sığır, manda ve devedir bunlar. Komik olmayın lütfen.”
“O zaman dinozor mu vardı efendim şimdi var. Ne var yani mevcut koşullarda koyun, keçi, sığır, manda, deve ve dinozor olarak güncellenebilir kurbanlık hayvanlar.”
“Tövbe estağfurullah cık cık cık…”
Başkan araya girdi.
“Nezih Bey, Sururi Bey’in fikirlerini hemen kestirip atmayalım derim. Durun bakalım. Dinozor kurban ettik diye din elden gitmez herhalde. Olmadı adaklık yaparız. Bu fikir burada dursun bence.”
“Oldu olacak adaklık dinozor bulunur diye tabela bastırsınlar. Yok efendim olacak iş değil. Bu fikir burada durmasın. Tarihin tozlu sayfalarında yer alsın.”
Yazar da öyle düşündü. Mizah yapacağım derken göz çıkarmaya gerek yoktu. Bu şakayı arkadaşlarının arasında yapmaya karar verdi. Bir yandan üzüldü de. Fikir yürüyebilecek bir fikirdi aslında.
“Hayvanat Bahçelerinde kullansak?”
“Tenzilat Bey, siz hiç hayvanat bahçesinde dana düve gördünüz mü? Dinozor yetiştireceğiz diyorum dinozor. Besi hayvanı olacak bunlar.”
Başkan gerginleşen ses tonunu standarda getirme gayretini belli ederek, “Sizleri anlıyorum. Büyük bir şok içindesiniz. Olaya kendinizi veremediniz,” dedi.
“Yaban hayatına salsak Sayın Başkan. Belli dönemlerde av izni veririz. Büyük para var bu işlerde. Yurt dışına açılmamız mümkün. Elin Hans’ı gelir üç beş dinozor avlar biz de parayı cukkalarız.”
Yazar böyle resmi bir toplantının içinde cukkalamak kelimesini yakıştıramadı. Önlem amaçlı olarak başkana söz verdi.
“Köy kahvesinde yüzbir oynuyorsunuz da son taşı bekliyor gibi bir haliniz var Hilafet Bey. Fikriniz düşünülebilir ama üslubumuza dikkat etmek zorundayız. Burası devlet salonu. Konu da istikbalimiz. Köy kahvesinde ülke kurtarma alışkanlığımızdan kurtulmamız lazım artık.”
Hilafet yüzbir sevmezdi. Kingciydi ama başkanın örneğine cevap veremedi. Yazar, Hilafet Bey’in içinde kalmasın diye cevabını iç ses olarak verdi.
“Bu ülkeyi yüzbirciler değil kingciler kurtaracak kraaaal…”
Yazar, Hilafet Bey’in repliğini üç nokta sevmeyen edebiyatçılara inat üç noktayla tamamladı. Kural tanımaz kimliğini her yerde gösterme merakı yüzünden yazdıkları hiçbir mecmuada ilgi görmüyordu oysa. Bu kadar isyanı yeterli bulup konuya döndü. Çünkü Sadri Bey söz istiyordu.
“Sayın Başkan, dinozor etinin protein oranıyla ilgili bilgimiz var mı acaba?”
Başkan, elindeki raporları karıştırdı. Dinozorların yaşadığı dönemde henüz protein ve amino asitler bilinmediğinden konuyla ilgili bilgi yoktu.
“Sizin fikriniz nedir Sadri Bey onu söyleyin. İşin o kısmı kolay. İlla ki belirli oranda bir şeyler ihtiva ediyordur bu hayvan. Beslenme ve diyetetik bu kısmı çözer. Bu ülkede yıllardır cebinde çörek otuyla geziyor insanlar. Bence konu güzel bir yere gidiyor devam edin lütfen.”
Sadri Bey, onaylanmanın verdiği güvenle devam etti sözlerine.
“Efendim, dinozor etinin sağlık açısından faydalarına dair bir araştırma yapılır o halde. Çıkan sonuçları nasıl kullanacağımız bizim elimizde.”
“Aferin Sadri Bey iyi gidiyorsunuz. Ülkede en sık görülen rahatsızlıklarla ilgili istatistik vardır zaten. İlla ki bir yaraya iyi gelir bu meret.”
Hilafet Bey konuyu sulandıracağı gerekçesiyle fikrini söylemekte çekimser kaldı ama yüce gönüllü yazar iç sesle kendisine söz verdi.
“Memlekette basuru olmayan kimse yok. Belki de bu illeti geçmişte bıraktıracak bir ettir dinozor eti. Bilimi nasıl kullanacağımız bizim elimizde.”
Yazar, Hilafet Bey’e iç ses olarak da olsa söz verdiği için pişman oldu. Bir yerden sonra karakter yazarı tanımıyor bağımsızlığını ilan ederek başına buyruk hareket ediyordu. Yazmıştı bir kere geri adım da atamıyordu. Repliğine yolu açık olsun demekten başka çaresi yoktu. Sözünü kestiği Sadri Bey heyecanla beklediği için ona tekrar söz verdi.
“Dinozor eti üretimini devlet eliyle yaparız önce. İlk elden şirketlere verirsek laf söz olur. Üretimden tüketime tüm aşamalar devlet kanalıyla yapılmalı. Yalnız reklamlar için profesyonel bir ekiple anlaşmak lazım. Biz bu işi beceremiyoruz başkanım. Bakın belediyelere. Osimen’den fazla takipçileri var bazılarının. Bu konuyu ayrıca düşünürüz başkanım.”
Başkan Sadri Bey’in fikirlerini beğenmişti.
“Güzeeel…Devam edin Sadri Bey.”
“Et ve balık kurumunun portföyüne ekleriz dinozor etini. Sadece zengin sofralarında yer alan niş bir lezzet olmamalı. Ulaşılabilir olmalı. Tavuk etinden hallice değerlendirilebilir.”
“Sadri Bey, fikir güzel. Bunları münasip bir dille rapora dökelim. Üst kurula iletelim.”
Üyelerin kimi bu fikirleri uçuk kaçık bulup burun kıvırdı kimi niye daha önce ben düşünmedim diye hayıflandı kimi toplantı bitse de gitsek modunda sandalyesinde kıpırdandı. Başkan, Sadri Bey’in fikirlerini uygulanabilir buldu. Toplantının günlerce süreceğini düşünmüştü oysa. İçindekileri dökebilmek için göz ucuyla yazara baktı. Yazar oralı olmayınca sinirlendi.
“Ulan yazar müsveddesi hergele. Hikâyenin başından beri kıvranıyorum. Hiç oralı değilsin. İşine gelen karaktere iç ses veriyorsun ama asıl ihtiyacı olanı görmüyorsun. Lan gebeş iyi dinle beni. İç sese en çok ihtiyacı olan karakter bendim burada. Gene sikindirik bir iş başımıza kalacak diye dokuz doğurdum. Neymiş argo olmayacakmış. Kime direniyorsun teres!”
Yazar artık karaktere müdahale edemiyordu. Başkan sazı eline almıştı bir kere. Akorduna bakmadan çalıyordu.
“Dizmişsin buraya sekiz on tane mal değneği. Ulan testosteron kokusundan genzim yandı. İnsan göstermelik de olsa bir kadın karakter yazmaz mı büzük!”
Yazar başkanı bu kadar sinirlendirdiğinin farkına geç vardı. Adam kontrolden çıkmıştı. Karaktere direndiği için pişman oldu. Bir gayret son cümleleri yazıp hikâyeyi bitirmeliydi. En nihayetinde başkan içini dökmüştü ama sazı eline alması an meselesiydi. Ondan hızlı davranıp yazmaya başladı.
“Değerli meclis. Oldukça verimli bir toplantı oldu kanaatimce. Fazla vaktinizi almadan Sadri Bey’in fikirlerine ilave yapayım. Dinozor Islah ve Araştırma Enstitüsü, Damızlık Dinozor Yetiştiricileri Birliği ve Dinozor Kooperatifleri de kurulmalı bir an evvel. Ülkemizi sofralık dinozor cennetine çevirecek bu proje için katkı sunan tüm üyelere teşekkür ederim. Toplantı tutanağımız bir saat içinde daktilo edilip imzanıza sunulur. Ardından üst kurula yollarız. Vatana millete hayırlı olsun. Bundan böyle bir çağ bitti yeni bir çağ başlıyor. Ecdadımıza layık…”
Daha fazla yazamadan başkan girdi araya.
“Ulan eşek baklası, ulan saman balyası üç günlük seyisliğinle kırk yıllık at boku eşeliyorsun. Sal bizi de bitir şu hikayeyi ham tıraş!”
Ayşe Turkay Yiğit




Gerçekten ağzım kulaklarımda, gözlerim faltaşı gibi açık okudum. mükemmeldi, ellerinize sağlık Ayşe hanım. Yalnız yazar beni de susturmadan bir endişemi dile getireyim : Bu dinozorlar uğursuz geliyor diye bir batıl inanç var, başımıza taş yağmasın...
Takip ettiğim bir yazar. Bu hikaye de yazarın en beğendiğim öyküsü oldu. Hafif bir aziz nesin tadı da aldım. Kalemine sağlık