Öykü- İbrahim Daştan- Asıl Şüpheli
- İshakEdebiyat

- 2 saat önce
- 4 dakikada okunur
Bu sutyenin ne işi var burada? Aynı beden olsa belki fark etmezdim. Hem küçük hem de benimkilerden daha kaliteli. Beni aldatıyor mu yoksa? Eve gizli kamera mı koysam? Acaba onu son zamanlarda ihmal mi ettim? Yatak bozulmamış. Herhalde bu işi kendi evimizde yapmaya cüret etmiş olamaz. Etrafı araştırdım, bir tane bile kıl yok. Belki de dazlaktır. Niye olmasın? Ben erkek olsam dazlak bir kadından hoşlanır mıydım? Parfüm kokusu da yok. Belki parfüm kullanmıyor. Parfüm ya da deodorant kullanmadan yatarsam sitem eder. Güzel kokmalıymışım yatağa girdiğimde. Iıh! Yani parfüm kullanmayan biriyle mümkün değil. Ayrıca, ikizlerin takkelerini niye unutup gitsin? Ben olsam bırakmam; hatıra olsun diye düşünmemişsem. Hem benimki bu kadar salak mı? Hatırayı böyle orta yerde bıraksın. Fetişizm mi acaba? Bu erkekleri anlamak… Zaten demiyorlar mı erkek beyniyle kadın beyni farklı çalışır diye. Niye kafa yoruyorum ki? Ama anlamak için bir erkek gibi düşünmeyi de öğrenmem gerek. Düşmanını tanı! Taktiği, ergenlik yıllarımda, “Aman kızım! Tenha yerlerde gezme, erkeklerden uzak dur! Kötülük yapmak isteyenler olabilir,” diyen babamın sözleriyle gelişti. O halde, sen de mi öyle birisin baba? Diyemedim tabii.
Belki de kadın çok zeki biri. Öyleyse bizim şaşkınla ne işi var? Ya da ne bileyim, belki de jigololuk yapıyordur. Yok ya! Bunun için hem genç sayılmaz hem öyle çok yakışıklı biri de değil. Ya benden gizlediği bir parası varsa? Bahisten filan kazanmış olabilir. Yok canım! Yapmaz. Yapamaz. Biraz saftır. Yalan söylemeyi pek beceremez ama “Suyun usul akanından, insanın yere bakanından kork” diyen atasözünü de unutmayalım.
Televizyonun siyah beyaz, tek kanallı olduğu günlerde ailece izlediğimiz Komiser Columbo dizisindeki kendine özgü mimikleriyle o camgöz komiseri hatırlıyorum. Onun, eski beyaz pardösüsüne ve camgöz oluşuna bakarak hakir gören bütün suçluların hepsi sonunda yakayı ele veriyordu. Dizi kusursuz bir cinayet işlenemeyeceğini anlatıyordu ama aynı zamanda delil bırakmadan bu işten nasıl sıyrılabileceğini de öğretmiş oluyordu bence. Yani kaynanamı öldürecek olursam, bu işi nasıl mükemmel yaparım diye düşünüyorum şimdi. Elbette bir insanı öldürmek kolay bir şey olmasa gerek. Bunu yapacağımı pek sanmıyorum ama ya cinnet geçirirsem? Aman! Allah korusun inşallah öyle bir şey olmaz. Okutsalardı, savcı ya da cinayet masasında çalışan bir komiser olabilirdim, ancak olmadı. Ortaokuldan sonra okutmadılar. Kara bahtım böyleymiş. Büyüklerim, “Kadın dediğin evlenip kocasına hizmet etmeli, çocuk doğurup büyütmeli,” demişlerdi zamanında.
Zenginlik de başa bela. Fakirken böyle bir halt işleme imkânın pek yok. Genelde zengin işi böyle şeyler. Zenginlik fakirlikten daha zor bence; özellikle erkekler için. İçki nasıl şişede durduğu gibi durmuyorsa, para da cepte durduğu gibi durmuyor, kaşıntı yapıyor bir süre sonra. Zengin bir erkek olsaydım ve bu kadar avcı kadının arasına düşseydim uslu duramazdım sanırım. Zenginim ya da sonradan zengin olmuşum -bu sonradan zenginlik biraz daha riskli olabilir- biraz da yakışıklıysam eğer, kızlar etrafımda fır döner. Gerçi birçoğunun zengin olduğum için bu kadar ilgi göstermeleri gayet doğal. Buna rağmen, “Bas bas paraları Leyla’ya, bi daha mı gelicez dünyaya?” diyebilirim yani. Eskiden bana yüz vermeyen kızları düşünerek, bunun acısını çıkartmak isteyebilirim; o güzel kızlarla flört eden zengin züppeleri hatırladıkça. Ya da çok güzel birini kaçırmayı bile isteyebilirim, beni yakından tanırsa belki sever diye. Tecavüz edecek kadar alçak biri olamam galiba. O zaman sevgisini hiç kazanamam. Hani, bir kuş yavrusunu avuçlarında tutmak, onu hayranlıkla sevmek okşamaktır niyetin ama onun yüreği korkudan pır pır atar, titrer, bunu hissedersin ya, işte öyle bir şey. Bundan, haz duyarsın. Kaçmaması için biraz sıkman gerekir avucunu, gevşek bırakırsan kaçar. Alışır nasılsa bir gün diye beklersin.
Bu olağan şüpheliler arasına kaynanam da giriyor. Yani kocamla aramız bozulsun diye bu sutyeni o bırakmış olabilir. Bir ara TV’de, kaynanaların ve görümcelerin büyü yaptırdıklarını ya da farklı Ali Cengiz oyunlarını duymuştum. Komşularımdan da buna benzer hikâyeler anlatanlar olmuştu. Paranoyak mıyım yoksa? Nasıl olmayayım? Birkaç sene önce bizim de taşındıkları şehre gelmemizi istemişlerdi. Benimkine, “Sen gitmek istiyorsan git, ben gelmem,” deyince vazgeçmişti. Daha sonra evdeki çekmecelerden birinde, “Eve koşun,” diye yazan katlanmış bir kâğıt bulmuştum. Açıp baktığımda, Arapça bir şeyler yazıyordu. Kâğıdı gösterdiğimde hemen tanıdı. “Bu anamın yazısı,” dedi. O olaydan sonra içime bir kurt düşmüş, iyice huylanmıştım. Ondan önce de bana yine elle yazılmış, “Bal tefsiri,” diyerek verdiği kâğıdı götürüp göle atmıştım. Zaten yıllar önce kayınpederimin, “Bana bak karı! Hocaya, falcıya filan gittiğini duydum, bu işleri bırak yoksa seni boşarım,” dediğini anlatmıştı kocam. Bu cadı kaynanamdan her şey beklenir. Geçen gün ben yokken gelmiş. Yoksa açmazdım kapıyı ona.
Şimdi benim de oğlum var. Günün birinde evlenecek kısmet olursa. Kolay mı? Yıllarca besle büyüt, elin kızı alsın götürsün. Ondan sonra da, “Ben kaynana filan istemem gelmesinler evime,” derse ne yaparım? Gelin böyle şeyleri etraftan sık sık duyduğu için istemeyebilir. Aha işte! Kafaya takma bakalım. Al sana bir kaya, nerene dayarsan daya. Nasıl ayrılırım oğlumdan? Ama ben kötü kaynana değilim ki. Dediğim gibi, bunları duyarak büyüyen yeni nesil gelinler bizim gibi her şeye eyvallah eder mi? Etmez. Tedbiri baştan alır. Hangi devirde yaşıyorsun? Öyle eskisi gibi gelinler ananın kızlık zamanında kaldı a gözüm. Şimdikilerin gözü açık. Biz salaklığımıza doymayalım. “Gelinlik bir gün olsa şetteler kondururdum,” derdi rahmetli anam. Şimdi bir günlük bile değil.
Kapının zili çaldı. Açtım. Üst kattaki komşu dul kadın, “Rahatsız ettim kusura bakmayın. Dün gece çamaşırları toplarken sutyenim sizin balkona düşmüştü, onu isteyecektim de.” Al sana asıl şüpheli ya da suç ortağı mı demeliydim?
İbrahim Daştan




Yorumlar