top of page

Öykü- Kerem Özkurt- Denizin Ucunda

  • Yazarın fotoğrafı: İshakEdebiyat
    İshakEdebiyat
  • 1 gün önce
  • 6 dakikada okunur

Karısı ve kızı parka gitmek için evden çıktılar. Deniz arkalarından kapıyı kapatır kapatmaz banyoya koştu. Küveti ılık su ile doldurdu. Bu iş için aktardan özel bulduğu tuzu içine boca etti. Soyunup küvete girdi. Biraz bekledi. İçinde bir şeyler kıpırdanıyor gibi oldu. Ama bu kesinlikle aynısı değildi. Denizdeki o his gibi kanında çoğalıp tüm vücudunu dolaşmıyordu. Yerden yükselmiş ya da havada asılı kalmış gibi de olmuyordu. Bu daha hafif ve huzur vericiydi. Bir şey olmayacağını anlayınca ayaklarını izlemekten vazgeçti. Gözlerini kapayıp tatili düşündü.

Uzun zamandır deniz tatiline çıkmamışlardı. Nerdeyse kızı doğduğundan beri. Bu Deniz için çok da büyük bir kayıp sayılmazdı. Güney batıdaki bir sahil kasabasında büyümüştü. Tüm ömrüne yetecek kadar denize girmişti. Arkadaşları ile okul çıkışı, hatta bazen okulu kırıp soluğu sahilde alırlardı. Yorulana kadar yüzer, kıyıya vurmuş kazazedeler gibi kumlara uzanırlardı. Güneş tenlerini koyulturken önlerinde sonsuz bir hayat olduğunu hayal eder, her şeyi yapabileceklerini düşünürlerdi.

Sahile geldikleri ilk gün Deniz gençliğine dönmedi ama kendini büyük bir badire atlatmış gibi mutlu hissetti. Son iki senedir iş yerinde çok çalışması, yöneticiler yüzünden sıkça mesaiye kalması gerekmişti. Nihayet bu yaz çabaları dolgun bir maaş artışı ve terfi ile ödüllendirilmişti. Defne, “Bunu mutlaka kutlamalıyız,” demişti. Deniz tatili fikri böyle ortaya çıkmıştı. Defne tüm ayarlamaları kısa sürede halletmiş, sezon kapanmadan otelde yer bulabilmişti. 

Denize yakın bir şezlong kiralayıp güneş kremlerini süründüler. Bu Nehir’in denizle ilk tanışmasıydı. Mavi-kırmızı bikinisine bayılmıştı. Anne babasının elini tuttu, üçü birlikte denize girdiler. Babası hemen yüzme öğretmek istedi ama Nehir etrafa su sıçratıp dalgaların içinde koşmayı daha çok sevmişti. Bir süre kıyıda oyalandıktan sonra Defne ile Nehir çıkıp kurulandılar. Deniz de biraz açılıp yüzmeye karar verdi.

Başta kasları tutukluk yapıyor, ritmi istediği gibi ayarlayamıyordu. Kafasındaki düşünceler, dönünce hazırlaması gereken sunum -komşu ülkedeki savaş satış hedefleri için yeni riskler doğurmuştu- Nehir’in okul taksiti -bu sene ilkokula başlayacaktı- yüzmesini engelliyordu. Bunu fark edince katıldığı “anda kalma” eğitimlerini hatırladı. Nefes egzersizlerini denedi. Birkaç kez durup dinlendikten sonra da hamlığı üzerinden atmayı başardı. Yüzdükçe kıyıdan ve gündelik dertlerinden uzaklaştı. Sadece hareketlerine odaklandı. “Her gün böyle yüzersem, tatil boyunca biraz form tutabilirim” diye geçirdi içinden.

Üçüncü gün, yine karısı ve kızı denizden çıkıp güneşlenmek için şezlonga yürürken Deniz açığa doğru kulaçlarını açtı. Artık gençliğindeki gibi kendinden emin, rahat yüzüyordu. Biraz gittikten sonra yorulduğu için değil de sırf keyif için sırt üstü yattı. Suyla beraber küçük küçük çalkalanıyordu. Tepesindeki bulutlar hızla akıp geçiyordu. Güneş birinden kurtulup diğerinin ardına giriyordu. Deniz yüzeyde tutunmak için çabalamayı da bırakıp kendini bütünüyle suya bıraktı. Vücudu havada asılı kalmış gibi bir hafiflik duyuyordu.

Derken belden aşağısında bir karıncalanma başladı. Biraz oynatıp geçirmeyi denedi ama ayaklarını dar bir çuvalın içindeymiş gibi birbirinden ayıramıyordu. Kramp giriyor diye endişelendi. Kıpırdatmak için biraz daha zorlayınca büyük bir yüzgeç sudan çıkıp battı.

Korkuyla çırpınıp yüzme pozisyonuna geçti. Var gücüyle kıyıya yüzdü. Ayaklarını hala açamıyordu ama oynatmaya çalıştıkça tuhaf bir biçimde daha hızlı yüzüyordu. Arkasına dönüp baktığında belinden aşağısının pullarla kaplı olduğunu gördü. Bir denizkızı. Hemen göğüslerini kontrol etti ama belden yukarısı hâlâ kendi kıllı gövdesiydi.

Kulaç atmayı bırakıp kuyruk vurarak hızla sahile doğru yüzdü. Yaklaşınca kuyruğu kumlara değdi. Denizin içinden karısına seslendi. Kocasının sesindeki korkuyu anlayan Defne yerinden fırladı. Nehir de arkasından. Ama o anda Deniz çuvalın gevşediğini, ayaklarını tekrar istediği gibi ayırabileceğini fark etti. Karısı ve kızı denizin içinde oynayan kuyruğu bir anlığına görebilmişlerdi. Nehir, “Ne güzel parlıyor,” demese Defne hayal gördüğünü sanacaktı. Hâlâ da emin değildi.

O gece birilerinden kaçar gibi toplanıp eve döndüler. Yol boyunca kimse konuyu açmadı. Birkaç hafta sonra kendilerini tamamen günlük telaşa kaptırmışlar, tatili geride bırakmışlardı. Bu olağanüstü olay da yazın sıcağından kalma günler gibi bulanık bir hal almıştı. Sadece Nehir oyunun ya da çizgi filmin ortasında aklına gelmiş gibi koşup babasının ayaklarını yokluyordu.

Hiç konuşulmasa da Deniz bunu aklından çıkaramadı. Kanının tekrar kaynamasını, içini kıpır kıpır eden titremeyi, her şeyi yapabileceğini düşündüren o güçlü hali tekrar yaşamak istedi. Bazı geceler rüyasında denize atladığını, bütün gece yüzdüğünü ama bir türlü balığa dönüşemediğini gördü.  

Sonunda içini kemirip duran meraktan kurtulmak için bir gün yalnızken küveti doldurup içine mutfak tuzu attı. İçine girip bekledi ama bir değişiklik olmadı. Belki de gerçekten bir hayaldi diye düşündü. Fakat konuyu kafasında evirip çevirmeye devam etti. Birkaç gün sonra aklına deniz tuzunun sofra tuzundan farklı olduğu geldi. Aktardan bulup buluşturdu, Defne ile Nehir parka çıkmışken deniz tuzunu denedi. Bu sefer içinde benzer bir titreme oldu ama ayakları kuyruğa dönüşmedi.

Yine de bu Deniz’i umutlandırmaya yetti. Doğru yolda ilerlediğini düşündü. Deniz suyunun bir benzerini oluşturmak için tuzdan daha fazlasına ihtiyacı olmalıydı. Bir sürü minerali, bir sürü maddeyi işe dahil etmeliydi. İnternette iyice araştırınca alternatif tedavilerde kullanılan tozları keşfetti. Bunlar doğal içeriklerdi ve şebeke suyunun içine karıştırılınca deniz etkisi yaratıyordu.

Defne’den gizli, beş kiloluk tozu iş yerine söyledi. Gece evdekiler uyuyunca gizlice arabanın bagajından çıkardı, yukarı kadar sessizce taşıdı. Sabırsızlandığı için hemen o gece küveti doldurdu. Reçetede iki ölçek yeter diyordu ama Deniz suyun içine bolca boca etti. Soyunup heyecanla küvete oturdu. Birazdan belden aşağısında tanıdık bir karıncalanma duydu. Ayakları kendiliğinden birbirine yapışıyordu. Gözlerini kapayıp direnmeden olacakları bekledi. Ayaklarını artık hissetmediğinde gözlerini açtı. Kuyruğu suyun içinde mavi ve yeşil parlıyordu. Ucu küvete sığmamış, taşmıştı.  Kuyruğu olduğuna kendine inandırmak için birkaç kez oynattı. Gülümseyerek küvetin dışına su sıçratmasını, pulların ışıkla renk değiştirmesini izledi. Bir yarım saat kadar sonra bacakları tekrar ayrılmaya başladı. Tozun etkisi geçiyordu. Küveti boşatıp kurulandı. Defne’yi uyandırmamaya özen göstererek yatarken hala kendi kendine gülümsüyordu. Rüyasında bütün bir balığa dönüştüğünü gördü.

Deniz artık evde yalnız kaldığı her seferde koşup küveti dolduruyordu. Kuyruğunu görme isteği onda bir çeşit bağımlılık yapmıştı. Kuyruğunu yukarı aşağı oynatıyor, onun güzelliğini izlerken bir sigara yakıyor, bazen kendine bir kadeh dolduruyordu. Bir akşam karısı ve kızı parktan erken döndüler. Nehir ellerini yıkamak için banyoya koşarak daldığında babasının kuyruğunu gördü. Sevinçten çığlık attı. Yanına çömelip pulları okşarken annesini çağırıyordu. Defne kapıda kollarını bağladı. Deniz ile göz göze geldiklerinde şaşırmış gibi görünmüyordu. Daha çok bir sorunun çözüldüğüne sevinip rahatlamış bir hali vardı. Tozun etkisi geçene kadar kapıda durup kocasıyla kızını seyretti.

Bundan sonra Deniz işten geldiğinde soluğu banyoda alıyor, bütün akşamı küvette geçiriyordu. Bazen kitabını yanına alıyor, bazen internetten bir şeyler izliyor, bazen de sadece uzanıp dinleniyordu. Tüm süre boyunca banyonun kapısı açık kalıyordu. Defne mutfakta yemek hazırlarken banyodan bağıra çağıra konuşuyorlardı. Evde kahkahalar çınlıyordu. Nehir babasının dibinden ayrılmıyordu. Küvetin kenarında oynuyor, sekiz kişilik oyuncak teknesine belki on altı kişi yüklüyor, tekneyi suya batırıp çıkarıyordu. Ancak bir süre sonra bu kısıtlı zamanlar da Deniz’e yetmemeye başladı.

İnsan kaynaklarına durumu açıkladı. Çalışan memnuniyetinden sorumlu kadın kafasını sallayarak dinledi. Çeşitliğe önem verdiklerini, ayrımcılığa karşı bir şirket politikaları olduğunu ezberden okuyormuş gibi açıkladı. Farklılık, eşitçilik, gökkuşağı gibi lafları birkaç kez tekrarladıktan sonra Deniz’e beklemediği bir teklif sundu. Çalıştığı kata deniz suyu ile doldurulmuş cam bir tank koydurabilirlerdi. Bu tabii ki maliyetli olacaktı ama şirket çalışanlarının mutluluğunu her şeyin üstünde tutuyordu. Deniz tankın neden cam olması gerektiğini sormaya gerek bile duymadı.

Teklifi her ne kadar çekici bulsa da bunun ileride daha fazla sorun çıkarabileceğini sezdi. Onun yerine kendisine evden çalışma izni verilmesinin yeterli olacağını söyledi. İnsan kaynaklarındaki kadın yine kafasını salladı. Yöneticileri ile konuşularak gerekli ayarlamalar yapıldı. Deniz evden çalışmaya başladı.

Artık dışarıda kendini boğuluyormuş gibi hissediyor, bütün gününü küvette geçiriyordu. Karısı ve kızı okul için çıktıktan sonra küveti hazırlıyordu. İçine yerleşince bir süre kuyruğunu izliyor, oynattıkça çıkan tatlı şıpırtıları dinliyordu. Sonra dizüstü bilgisayarını, bunun için özel olarak aldığı küvet sehpasına yerleştiriyor, çalışmaya koyuluyordu. Tozun etkisi geçtikçe yanındaki çuvaldan ölçek ölçek suya atıyor, günü böyle tamamlıyordu.

Ama bu bile Deniz’i tatmin etmedi. İlk seferinde yaşadığı o müthiş heyecanı bir türlü yakalayamıyordu. Bir gece rüyasında yine balığa dönüşmüş yüzerken aniden uyandı. Rüyanın etkisiyle kalbi hâlâ çarpıyordu. O an tam bir balık olmak için sadece kuyruğunun çıkmasının yetmediğini anladı. Aynı zamanda denizde hiçbir engel olmadan yüzmesi gerekiyordu.

Üzerini giyinmek için sabahın ilk ışıklarına kadar bekledi. Yanına bavul ya da herhangi bir eşya almadan evden çıktı. Taksiye atlayıp otobüs terminaline, oradan da bulduğu ilk otobüsle büyüdüğü kasabaya doğru yola çıktı. Bütün yol boyunca denize gireceğini, durmadan yüzeceğini, hatta belki hiç karaya çıkmayacağını hayal etti.

Otobüs ertesi sabah erken saatte kasabaya vardı. Henüz gün yeni aydınlanıyordu. Sonbaharın başı olduğu için hava biraz serindi. Sokaklar boştu. Hiçbir çocuk sesi ya da araba gürültüsü yoktu. Deniz bu sessizliği iyiye yordu. Özgürlüğünün ilk gününün tadını çıkarmak için oyalanarak ara sokaklardan sahile çıktı.

Gördüğü karşısında şairane duygulara kapıldı. Deniz sonsuza kadar gidiyor gibiydi. Çarşaf gibi dümdüzdü. Yepyeni bir hayat, bir kurtuluş, daha güzel günler için bir umut taşıyordu. Kıyıda biraz bekleyip serin havayı içine çekti. Bir ibadet havasında dalgaları izledi. Sonra dalgaların gözlerini bir yere doğru çektiğini hissetti. Ona bir şeyler göstermek istiyormuş gibi. Gözlerini kaçırmak istese de kendine engel olamıyordu. Dalgaları takip etti ve denizin ucunda, küçük bir bedenin sahilde yüzükoyun yattığını gördü. Üzerinde kırmızı bir tişört ve mavi bir şort vardı.


Kerem Özkurt

Yorumlar


bottom of page