Öykü- Mehmet Kalender- Loto
- İshakEdebiyat

- 3 dakika önce
- 4 dakikada okunur
Saat öğle biri geçiyordu. Telefon çaldı. “Alo, evet Sinan Y. benim. Hayır müsait değilim, gerçekten şu an müsait değilim. Tamam, olur, iyi günler.”
Yattığı koltukta hafifçe doğruldu telefonuna bakarak. Hızlıca üzerindeki ince battaniyeyi kenara atıp oturdu. Uykulu gözlerle önüne baktı bir süre, ardından küçük oturma odasında göz gezdirdi.
Koltuğun üzerine serdiği yatak çarşafı yerde sürünüyordu, tekli koltuğun üzerine kıyafetler atılmıştı. Yerde boş bira kutuları, içerisinde çoğu yenmiş cips poşeti, bahis kuponları ve kumanda vardı.
Cihazı yerden alıp televizyonu açtı; spor kanalındaki hararetli maç kritiğini hızla geçip bir gündüz kuşağı programında durdu. Kumandayı kenara bırakıp telefonuna baktı ve onu da diğerinin yanına bırakıp, hızlıca kalkıp banyoya yöneldi.
Yüzünü yıkadıktan sonra tekrar odaya döndü. Hava kapalı olduğu için perdeyi çekse de içerisi pek aydınlanmadı. Koltuğun üzerindeki pantolonunu giydi. Kemerini bağlarken televizyondaki Andie MacDowell’ın oynadığı kozmetik reklamını ilgiyle izledi.
“Ulan ben kendimi bildim bileli bu kadın hep bu markanın reklamında oynuyor,” diye söylendi. Kazağını giydikten sonra duvardaki küçük aynaya yöneldi.
Bir süre yüzünü, dişlerini inceledi. Aynanın yanındaki takvim üç gün öncesinde kalmıştı. Biriken yaprakları kopardı; yan taraftaki çiğköfteci, dönerci poşetleri, sürahi ve kullanılmış su bardaklarıyla dolu masanın üzerine bıraktı. Sonra vazgeçip oradan geri aldı.
Büyük ekran tüplü televizyonun yan tarafında bulunan pembe çiçekli ufak sepete koydu yaprakları. Pencerelere yalancı bir aydınlık vurdu, hava açar gibi oldu. Televizyonu kapattı, vestiyerden ceketini aldı ve evden çıktı. Binadan dışarı adımını attığında gökyüzü çoktan tekrar kapanmıştı.
Bahar havası hakimdi. Parçalı kara bulutlar süzülüyordu gökyüzünde. Sokakta taze yağmur ıslaklığı vardı. Ev çarşıya kısa mesafedeydi. Sokağı bitirdi ve çarşının bulunduğu uzun caddeye döndü.
Pazartesi birikmişliği hakimdi kaldırım ve caddede. İnsanlara çarpmamaya dikkat ederek ve yoğun trafiği seyrederek ilerliyordu.
Yağmur yağmaya başladı. Hızlı bir biçimde sağanak halini aldı. Boş bir dükkânın dibine sığındı. İçerisi görünmesin diye camekana içeriden kaplanmış, solmuş eski gazete sayfalarını incelemeye başladı. Gözü, sayfanın alt köşesindeki Sayısal Loto sonuçlarına takıldı. Camdaki kendi soluk yansıması, yıllar öncesinin şanslı numaralarının tam üzerine düşüyordu. Telefonunu çıkardı, kamerayı cama yaklaştırdı. Ekranda hem kendi yorgun yüzü hem de o numaralar vardı. “Bir bakarsın yine tutar,” diye mırıldandı ve deklanşöre bastı.
Yağış aynı hızla azalınca caddeden karşı kaldırıma geçti. Bir züccaciye dükkânına girdi.
Masa başında oturmuş börek yiyen bir adama doğru ilerliyordu. Adam onu fark edince “Geldin mi” diye karşıladı.
“Merhaba Bilal enişte.”
“Merhaba Sinan. Yeni mi uyandın? Sabah sekizde attım sana mesajı, tahmin ediyordum uyuduğunu, açmayacaktın nasılsa.”
“Yok enişte yok, erken uyandım, evi toparladım. Fark etmemişim mesajı. Bu arada emaneti getirdim, buyur.”
“Raif abi başka bir şey dedi mi?”
“Yok, son bir taksit kaldı dedi verirken yalnızca.”
Bilal parayı kenara koydu ve böreğinden bir ısırık aldı. Bir süre ikisi de sessiz kaldılar. Bilal dışarıyı izliyor, Sinan ise sehpanın üzerindeki katalogları inceliyordu gözleriyle.
"Annen ne zaman dönüyor?" dedi Bilal, çayından bir yudum alırken.
“Gelir herhalde birkaç güne. Ona sen rahatına bak dedim de üç günde özledim vallahi.”
Bilal bıyık altından güldü. "Sen ananı değil, hazır yemeği, yıkanan çamaşırı özledin Sinan. Gördün mü, üç gün sürdü tek başına yaşama hayallerin. Bak oğlum, bu serserilik döner dolaşır seni vurur. Yirmi üç yaşına geldin. Elektrikçisin, mesleğin de var elinde, gerekirse git iki yıllığını da oku elektriğin. Neyse, söylemekten bıktım ama söylemeden de olmuyor.”
Sinan mahcup bir biçimde, “Haklısın enişte. Kendimi toplayacağım. Babam olacak o herif bizi terk etti ama kaç yaşından beri sen sahip çıktın bana. En çok da seni hayal kırıklığına uğrattığıma üzülüyorum inan. Allah razı olsun senden,” dedi.
“Bu kaçıncı sözün? Ablan da üzülüyor. Len annen bile biraz senden uzaklaşmak, senin bu halini görmemek için yaylaya gitti. Ne için gitti zannediyorsun sen?”
Sinan bir masanın kenarına, bir eniştesinin yüzüne bakıyordu.
“Ekmek almaya gittiğinde, evi temizlediğinde ancak kendini işe yaramış hissediyorsan, bir problem vardır orada Sinan, bu böyle. Ulen kız vardı, Zeynep, o bile bakmaz sana. Ne oldu ona?”
“Görüşmüyoruz uzun zamandır.”
“O bile bıktı senden, bakmıyor artık yüzüne. Geleceğini totoyla lotoyla mı kuracaktı kız?”
Sinan’ın gözleri büyümüştü.
“Toto loto ile gitmez bu iş. Çok matah bir şey olsaydı kimse çalışmaz, yattığı yerden para kazanırdı. Kumar oynayacaksan kendine oyna, yatırımı kendine yap. Topa, numaraya güvenme, kendine güven. Hiçbir kız da sana bakmaz, izlersin onların elinden kaçışını, başkalarına kaptırdığını...”
Sinan kafasını kapıya çevirdi. Şimşeğin çakışını gördü. Bu sıra, arkadaki depo tarafından, on beş on altı yaşlarında bir oğlan yanaştı Bilal’e. “Dizdim abi, listeyi yapabiliriz,” dedi.
“İşimiz var Sinan. Var mı bir eksiğin, gediğin? Akşam gel bize istersen. Bak, sırf bir işe yara diye seni gönderdim parayı almaya kasabaya. Git, gir bir yere, çalış. Yeter oğlum yeter, üzme bizi.”
“Olmazsa yarın uğrarım enişte. Hem Roza'yla Rengin’i de görmek istiyorum. Onlarla resim yapmayı da özledim.”
Eniştesinin dikkatini çekmişti son sözleri, dikkatlice bakışlarını Sinan’a dikti. Cebinden para çıkarıp bir miktar Sinan’a uzattı. Sinan almak istemese de fazla direnmedi.
“Kumar oynama ha bak sakın. Git bir şeyler ye oğlum, baksana ne hale gelmişsin. Kız sana bakar mı hiç? Kendine yatırım yap, kendine bas parayı oğlum, kendine.”
Sinan kararlı bir biçimde kafasını salladı. Vedalaşıp el sıkıştılar. Sinan ansızın eniştesinin eline uzandı ve öptü. O da Sinan’ı iki yanağından öptü bir şeyler mırıldanarak. Dükkândan çıktı ve aşağı doğru yürüdü.
Bir şans oyunları bayisine girdi. Direkt kupon ve kalemlerin olduğu bölüme geçti. Telefonunu çıkartıp çektiği fotoğrafı açtı. Kupon ve kalemi aldı, kararsız ve ağır bir şekilde numaraları işaretlemeye başladı. Sonuncuyu da işaretledikten sonra fotoğrafı büyüttü. “Bu hafta da devretti” yazısını dikkatle okudu. İşaretleme işini bitirmişti ancak kuponu seyrediyordu.
Kuponu elinde buruşturup masaya bıraktı. Bayiden çıktı. Hava açmış, bulutsuz alan çoğalmıştı. Aşağı tarafa yürüyordu. Biraz gittikten sonra bir kırtasiyeye girdi. Boya kalemleri ve resim defteri almak istediğini söyledi satıcı kıza. Kız birkaç farklı öneri sundu. Seçtiklerini satın alıp çıktı.
İki dükkân yandaki kebapçıya girdi.
Mehmet Kalender




Yorumlar