top of page

Öykü- Neslihan Dudderidge - Güller ve Dudaklar

  • Yazarın fotoğrafı: İshakEdebiyat
    İshakEdebiyat
  • 2 saat önce
  • 3 dakikada okunur

Sonunda öldürdüm seni.

Öyle işkence yaparak filan değil. Tertemiz ve kaşla göz arasında.

Karabasanlarında, bir gün ecelinle değil de bir başkası, sapık bir seri katil tarafından öldürülme ihtimalini düşünüp düşünmediğini bilemeden hiç.

Taşlar yerine oturdu. Bir klik sesi duymuş gibi oldum işim bittiğinde. İnsana neredeyse oh dedirtecek bir ferahlık hissi. Sevdiği bir şarkıyı söylemeye başlatacak o neşeli itki gelir yerleşir ya insanın dilinin ucuna, öyle.

İşin aslı, o kısacık zaman içinde öyle itiraz filan edip çırpınmadan, ahenkli bir teslim oluşla göçüp gittin ya bu dünyadan, çok merak ettim sonraları, canın acımadı ya?

Bahçede olduğumu ve incir ağacının arkasından sana baktığımı bilmiyorken uzun  uzun izledim seni. Küvete dolan suyu beklerken banyodaki aynada çıplak bedenini izleyişini, bir iki mumun titrek alevinin pencereden sızan ışığı usulca yumuşatışını, bir kadehle yetinemeyeceğini anlayınca dolaptan aldığın şişeyi banyoya taşıyışını, öyle _bir elinde şişe, nasıl da güzel oluşunu, bedeninin birazdan suya değecek olmaya duyduğu acelesiz hevesi, yanımda bir defter getirmiş olup uzun uzun yazmak isterdim, seni bütün bunları bir daha yapamayacak hale getirmeden önce.

İncelikli bir cinayet miydi benimki? Belki, kim bilir. Onca hazırlığı yaparak, her ayrıntısını günler, geceler boyunca planlayarak sana yaptıklarıma bakılırsa, evet sanırım öyle oldu. Ama ben başka şeyleri incelikle yapmayı düşlemiştim seninle. Mesela gülmeyi. Dünyadaki her şeyi ve herkesi arkamıza alıp hiçbir şey düşünmeden gülüşmek, sevişir gibi. Dudakların aralandığında gördüğüm dişlerin. Nasıl desem, duvardaki çatlaktan başlarını uzatan, kökleri senin derinliklerinde gizli ışıl ışıl çiçekler gibi. Gözlerine bakar bakmaz anladım oysa bunu benle yapmayı istemeyeceğini. Benimle bırak gülmeyi, bana gülümsemeye bile tenezzül etmeyeceğini.

Hayal ettiğin bir şeyin hiçbir zaman gerçekleşmeyeceğini anladığın o anı düşün. Senin kalbin ezildi mi hiç böyle bir şey için? Şimdi düşünüyorum da keşke ben kendimi öldürseydim senin yerine.

Açık bırakılmış bir pencereden görünen dağınık bir yatak. O yatağın üzerinde zıplayan ayakların neşesi. Pencereden bahçeye taşan notaları o şarkının, nasıldı? Hani güllerden, gülüşlerden, gül gibi güzel dudaklardan bahseden…

İstemenin, arzulamanın kalbe düşen ağrısı.

Beni fark etmiş miydin? O geceden söz etmiyorum, beni, diyorum, biliyor muydun kim olduğumu? Yoksa hemen her sabah aynı çatının altından ayrıldığın uyku mahmuru, bezgin yüzlerden yalnızca biri miydim senin için?

Bir türlü görülmeyenin, bakmayana keseceği ceza, en fazla ne olabilir?

Kucağında bir buket papatya, saçların upuzun, şimdi, küvetteki suyun içinde küçücük olta mantarları gibi duran rengarenk ojeli ayak parmaklarını ortada bırakan sandaletli ayaklarınla orada öyle dikilip apartman kapısını bir türlü açamayan sen. İçeri geçmen için kapıyı tutan devasa ellerim, benim.

Bu eller ne işe yarar? Bir türlü görülmeyenin bu koskoca elleri, büyütür bakmayanın gözlerini, eller kadar kocaman olsunlar da en sonunda görülmeyene baksınlar diye. Kuğu gibi bir boynu çıt diye kırsınlar diye, uğraşmazlar bile…

Gözlerin tanıdı mı benimkileri, tropikal kokular yayarken tembel mum ışığın, seçebildin mi kimim? Benim kocaman ellerim boynuna sarılınca senin bir kuğunun narin kanatlarını andıran ellerin gizemli bir orkestrayı yönetir gibi iki yanına açılıverdiğinde ne geçti içinden en son? Bir kere daha gelsen dünyaya, o her su veren ele açan çiçeklerin açılır mıydı bir kez olsun benim için?

Neyse, boş ver çok geç artık bütün bu sorular için.

Yağmur yağmış dün gece, bu yüzden botlarımı çıkarıp elime aldım bahçe merdivenlerini çıkarken. Sabah _ çok sürmez, iş yerinde göremeyince evine uğrar mutlaka o ahmak arkadaşlarından biri. Hala tembel tembel yanarak bütün evini hindistan cevizi kokutan kaynağa yürüyüp, banyoda, küvetin içinde hiç kimselerin görmediği bir şeye çok şaşırmış boncuk gözlerinle seni öyle hareketsiz görünce düşüp bayılmasa bari.

İşte böyle sevgili… sevgili neşeli kız. Seninle bir kez olsun gülemedik. Halbuki ne iyi olurdu unutmak istediğimiz bir şeye sırtımızı dönüp, ellerimiz birbirine kenetli, kökleri senin derinliklerinde gizli o ışıl ışıl çiçeklerini ağzının, izlemek. Ama şimdi bunu artık hiçbir zaman göremeyecek olmak diyorum, ne hazin!

Ben de bahçe katındayım, dediğimde hiç duymamış gibi yapmasaydın. Konuşurken baksaydın keşke yüzüme, bugün beyaz çikolatalı mokanı yudumluyor olur muydun yine?

Kahve kokuyor.

Yağmur dindi.

Açık pencereden dışarı kaçmış, uçuşuyor perdelerin.

Yerinden kalk ve kapat pencereni.

Bir bir söndür mumları.

Kadehini ve boş şarap şişesini al, mutfağa götür. Saçlarını kurut.

Rengarenk, ipek bir fular sar, sakla nefesinin tükendiği yeri herkeslerden.

Öldüğünü gizle, sakın söyleme öyle ulu orta.

Sana söz, kimselere anlatmayacağım dün gece gördüklerimi.


Neslihan Dudderidge 

Yorumlar


bottom of page