top of page

Öykü- Suzan Aynal- Kara Bavul

  • Yazarın fotoğrafı: İshakEdebiyat
    İshakEdebiyat
  • 10 dakika önce
  • 3 dakikada okunur

İlk Çarşamba Gecesi

Bavuluna gri kumaş pantolonunu ve dirsekleri eprimiş ceketini katlayıp koyuyor. İki kazak, iki bluz ve birkaç iç çamaşırıyla yetiniyor. Kadın kapakları açık olan dolabın önünde durup bir aylık tatil vizesi için yanına aldığı az eşyanın da havaalanında dikkat çekebileceğini düşünüyor.  Kurumdan fazla eşya almamasını tembihledilerse de azı da göze batabilirdi. Gelişigüzel bir iki kıyafet daha bavula koyuyor. Kapı çalıyor. Nefesini tutup zilin bir daha çalmasını bekliyor. Daha evden çıkmadan yakalanmak istemiyor. En azından pasaport kontrolüne kadar gelebilseydi, denedim, diyebilirdi. Kocası gece nöbetinde. O olamaz. İçinden kocam olmasın, diye aslında inanmadığı bir yerlere, birilerine dualar ediyor. Zil çalıyor. Hem de içeride olduğunu biliyorum dercesine. Koridordaki kutuya değmemeye özen göstererek kapıya doğru ayak uçlarında gidiyor. Kutunun içinde yığınla boş askı ve eski ayakkabı var. Sanki kadın dokunursa askılardan zil, ayakkabılardan da topuk sesleri yükselecek. Kapının deliğinden bakıyor ve kocasının alaycı gülümsemesine rağmen öfkeli yüzüne gözleri çarpıyor. Kapıyı açmazsa da içeri girecek, bunu bal gibi biliyor. Açıyor. Kocası elini kadının terden boynuna yapışmış saçlarında gezdiriyor. “Nereye böyle bensiz?” derken eli iyice boynunu sarıyor. Nefes alamıyor. Hırıltılar çıkıyor boğazından. Komşular duymuyor mu bu gürültülü hırıltılarımı, diye geçiriyor aklından. Zaten önceki gürültülerini de duymamışlardı. Etrafındaki önce yer yer koyulaşan apartmanın lambası iyice siyaha boyanıyor.                        

Oda arkadaşı yatağın yanına geliyor, onu uyandırıyor. Kadının sıyrılmış tişörtünden boynundaki koyu mor izleri fark ediyor. Terden ıslanmış olan üstünü değiştirmek için yatağın altındaki bavulu çıkarıyor. Rüyanın etkisiyle gözünün önüne yine kaçtığı gün geliyor. Sanki içindeki korku kara bavulun içinde hala gizli saklı duruyor.

İkinci Pazartesi Gecesi

Bavul hazır bekliyor. Evden çıkmaya hazırlanıyor. Tam spor ayakkabılarının bağcıklarını bağlarken kapı çalıyor. Kocam olamaz, gece nöbetinde, diye aklından geçiriyor. Sessizce, nefes almadan kapının deliğinden bakıyor. Karşı komşunun endişeli yüzü gözüne çarpıyor. Kapıyı açınca komşusu alerji olmuş oğluna buz istiyor. Telaşla, “Çabuk komşu çabuk, boğazına inmesin, nefessiz kalır yoksa,” diyor. Ama evde buz yok. Komşu dışarıda durmasına rağmen kadının yüzüne öfkeyle kapıyı çarpıyor. Kadın koridordaki bavulunu kapıp koşa koşa merdivenleri iniyor. Elini apartman kapısının tokmağına atmasıyla beraber kocasını karşısında buluyor. “Komşunun oğlu neden boğulsun, sen boğul,” diyor ve ellerini kadının boğazına doluyor.

Oda arkadaşı yine uyandırıyor. Bir bardak suyu uzatırken kolundaki boydan boya, üstü kabarık olan yara izini görüyor. Oda arkadaşı İngilizce “Bu görebildiğin yerde olan yaram. Ama bu bıçak yarası benim hayatımı kurtardı. İşte ondan sonra kocam olacak caniden ne pahasına olursa olsun kaçmaya cesaret ettim. Ya onun elinden ölecektim ya da kaçarken. Gördüğün gibi buradayım ve yaşıyorum,” diyor.

Üçüncü Pazar Gecesi

Elindeki küçük bavulla çağırdığı taksiye hızlıca biniyor. Şoför mahallindeki kocası arkasına dönüp, “Havaalanına mı? Nereye böyle bensiz?” diyor.  Kapıyı açıp dışarı fırlıyor ve koşmaya, delice koşmaya başlıyor. Kendini havaalanında buluyor. Ellerinle dizlerine yaslanıyor. Nefesinin sakinleşmesini bekliyor. Biraz rahatlıyor. Kaçarken unuttuğu bavulu birden ayağının dibinde duruyor. Kolundaki saate bakıyor. Ne yelkovan ne akrep olmasına rağmen çok geç kaldığını düşünüyor ve pasaport kontrolüne doğru yine elindeki bavulla koşmaya başlıyor.

Nefes nefese pasaport kontrolüne varıyor. Tam pasaportunu uzatırken polisin kocası olduğunu görüyor. Kabinden çıkıp herkesin önünde kadının gırtlağına yapışıyor. Sadece o değil diğer erkek polisler de kadını boğuyor. Kadın polisler sadece izliyorlar. Rüyasında ölüyor.                                                                                                                             Oda arkadaşı, “Boğuluyor gibi sesler çıkarıyordun, yine aynı kâbus mu,” diye soruyor. Kadın ter içinde nefes nefese sadece başını sallıyor. Su bardağını verirken, “Bu böyle olmaz, gecelerin karabasanlarla dolu. Acilen psikologla görüşmen lazım,” diyor. Param yok, diyemiyor kadın. Oda arkadaşı sanki içini okur gibi, “Bak kurumun yetkilileri seni ücretsiz psikologlara yönlendirirler. İran’dan buraya kaçtıktan sonra ben de aynı yollardan geçtim,” diyor.

Dördüncü Salı Günü

Kadın hikayesini anlattıktan sonra psikolog, “Siz kocanıza yakalanmadan buraya gelebildiniz. Bu bir gerçek. Travmalarda bilinçaltımız maalesef yaşadığımız olayları hala devam ediyor gibi hala hafızasında tutabiliyor. Bu bize tehlikenin devam ediyor hissi veriyor ve zaten bir sürü acılardan geçmiş olan hayatımızı zorlaştırıyor. Ama bilinçaltımız bize bunu hayatimizi zehretmek için değil korumak için yapıyor. Yani düşmanımız değil sadece beraber hareket edip ve artık tehlike olmadığını göstermemiz gerekiyor.  Şimdi beraber bilinçaltınıza bu gerçeği öğreteceğiz. Rüyalarınızı uyanık bir halde siz mağdur değil de güçlü ve desteklenen bir kadın olarak senaryoyu yeniden yazacağız,” diyor kadına.” Psikoloğun kadın olmasına çok seviniyor. Kadının uzanıp gözlerini kapatmasını istiyor. Rüyalarını tek tek anlatıp bilinçli bir şekilde kocasından nasıl kurtulduğunu çalışıyorlar. İlk rüya da kocasına kapıyı açmıyor ve çelik olduğundan kocası içeri giremiyor. İkincisinde komşuları yardıma geliyor ve el birliğiyle kocasını sokağa atıyorlar. Üçüncüsünde kadın polisler adamı engelliyor ve erkek polisler tutukluyor. Gözlerini açtığında kadın kendisi garip bir şekilde rahatlamış hissediyor. Giderken psikolog bir dahaki haftaya kadar ödev olarak kara bavulu atmasını istiyor, “Artık yeni ve güzel yaşanmışlıklar biriktire bileceğiniz bir bavula ihtiyacınız olacak,” diyor.

Aynı Akşam

Kara bavulu attığını gören oda arkadaşı, “Biliyor musun, ben de bavulumla beraber bütün kötü hatıralarımı çöpe atmıştım,” diyor gülümseyerek.

Kadın yıllardır o gece ilk defa deliksiz uyuyor.


Suzan Aynal

Yorumlar


bottom of page