Öykü- Resul Özmen- Gördüğüm Hiçbir Şeyi Yazmayacağım
- İshakEdebiyat
- 15 saat önce
- 3 dakikada okunur
Gece, daha önce görmediğim yahut fark etmediğim ürkütücü bulutlarla bezenmiş kara bir çarşaftı. Mecbur kalmadıkça kimsenin durmayacağı bu dinlenme tesisinde demli çayımı yudumlarken ne için yola çıktığımı neden burada olduğumu unutmuş halde acı çayın keyfini çıkarıyordum. Birazdan bir otobüs tesise girecek çay içtiğim masanın karşısına yanaşacaktı.
Uykulu insanlar gözlerini ovuşturarak otobüs basamaklarını inerken bazıları ziyadesiyle sıkışmış olacak ki tuvalet levhasının olduğu yönü hızlı hızlı adımlıyordu. Pek de uykulu görünmeyen bir genç sigara yaktı. Ona seslenip otobüsün yarım saatlik mola verdiğini öğrendim. Uzun yolun yorduğu hararet yapmış motorun kokusu yavaş yavaş yayılırken sigarasını içen genç kokudan rahatsız olup uzaklaştı.
Otobüste uyumaya devam eden yolculara kızıyordum. Ne vardı sanki cümbür cemaat dışarı çıkıp etrafıma doluşsanız. Hava alırken benimle ölüm hakkında konuşsanız. Daha çok da sorular sorup beni dinleseniz. Biri çıkıp A filozofundan söz açsa, diğeri B, belki bir başkası İbnül C... Konu dinlere gelince konuşmanın seyri istemsiz Spinoza’ya kaysa. Bu saatte daha verimli bir konuşma yapabileceksiniz sanki! Kalksanıza Naim abi öldü diyorum size, en azından bir başsağlığı dileyebilirsiniz. Cam kenarında huzurla uyumaya devam eden yaşlı adamın salyaları camdan süzüle süzüle akarken tüm filozofların canı cehenneme! Bir çay daha söyledim. Yine de Naim abi için baş sağlığına gelebilirdiniz, sizi affedemiyorum. Sürekli bir gözüm otobüsün çevresinde sigara içerek dolanan gençteydi. İzlenmekten yorulmuş olacak ki yerini başka bir gence bırakıp uzaklaştı. Yeni gelen sigara içmiyordu. Hatta ayakta duruyor olsa da en ufak hareketten yoksun, sanırım uyuyakalmıştı. Belli ki rüyasının en tatlı yerinde muavin tarafından uyandırılmış.
Alabildiğine sıkıcı genci izlemeye devam etseydim eminim benim de uykum gelecekti. Tehlikeyi sezip bakışlarımı çevrede gezdirmeye başladım. Karanlığın içine çökmüş dumanı andıran sis yol kenarındaki tepecikleri görünmez kılıyor. İzleyebilecek bir şey bulma umuduyla nazarımı daha yakınlarıma çevirdim.
Kıvrandığımı anlamış olacak ki bir aile yanımdaki masaya oturdu. Sevinçle bu çekirdek aileye döndüğümdeki kıvırcık saçlı tombul çocuğun bakışları çoktan üzerimdeydi. Karşılık vermeyi denesem de çocuğu vazgeçirmeyi başaramadım, uzun süre gözlerini benden ayırmadı. Nedendir bilmiyorum, beni izlediğinin anlaşılacağından tedirgin olup sandalyemi başka yöne çevirdim. Sana Naim abiden bahsedemem. Sana ölümden bahsedemem çocuk, eminim fazla dikkatli bir dinleyicisin. Bana sarhoş dinleyiciler gerek.
Kara kuru bir adam elindeki hortumla alelacele otobüsü yıkamaya başladı. Tazyikli suyla birlikte otobüsü kaplayan çamur ve tozun yok olduğunu görmek tuhaf bir haz veriyor. Fakat otobüsün ön tarafındaki sol alt çamurluk unutuldu, çamur olduğu gibi kaldı. Ne zaman hortum oraya tutulacak diye sabırsızca beklemeye başladım. Tazyikli su otobüsün üzerine cömertçe boca ediliyor fakat sol alt çamurluk her seferinde gözden kaçıyordu. Kalkıp bir kova suyu kuru kalan yere boca etsem... Bunu düşünmek bile içimi rahatlatıyor
Belki de yıkamayı sevdiği yeri en sona saklamıştı ve tam şimdi hortumu sol alt çamurluğa tutacaktı ki eli hortumlu adamın arkasından pos bıyıklı, göbekli birisi yaklaşıp ensesine sert bir tokat attı. Şoför, muavinler, tokat yiyen kara kuru adam, olaya şahit olan yolcular, az önce otobüsün etrafında sigara içerek dolanan genç, onun yerini alan genç, otogarı mesken edinmiş kahverengi ürkek bir köpek hepsi birden kahkahayla gülmeye başladı. Tokadı atan adamın pos bıyığının altından kızaran yüzünü görünce beni de gülme aldı. Bir anlığına Naim abiyi unuttum. Yaşamayı seviyorum. Beklenmedik anda gelen mutluluk ağızda şerbet tadı bırakıyor. Naim Abi çok geçmeden düşüncelerime davetsizce girdi. Hiçlik tanrısı peşimi bırakmıyor. Allah'ın cezası Naim Abi, şu gülen köpek kadar olamadın.
Bugün için kendime çizdiğim plan, sarhoş halde son sürat süreceğim arabayla şarampole yuvarlanarak, bir yönüyle kestirme yolu seçerek, Naim abinin yanına varmaktı. Bagajımdaki şarap bu kestirme yola ihtiyacım olacağı zamanlar için orda saklıydı. Fakat ölüm ne acı. Şu an düşüncesine bile tahammül edemiyorum. Hayır, hayır. Hiç olmadığım kadar ayığım, hiç olmadığım kadar ölümden uzağım.
Oyalanmaya devam edersem cenazeyi kaçıracağım. Olsun. Beni ayıplayacak bir halde olduğunu sanmıyorum. Mezar başına geldiğimde gömüldüğü çukura beni de davet etse. Tutsa elimden kat kat gezdirse baştan sona. Gezdirirken de nasihat etse bir yandan. Yanıldın dese. Hala mı inkâr edeceksin, bak işte her şey gerçek. Dese. Şimdiye çoktan bu giz diyarın altını üstüne getirmiş, gezmeye değer yerleri çoktan öğrenmiştir. Senin Vergilius’tan neyin eksik. Söz veriyorum, eğer sorun çıkartacak olurlarsa gördüğüm hiçbir şeyi yazmayacağım.
Burnumun ucuna ufak bir damla düşünce irkildim. Bardağın dibindeki bayat çay soğumuş, karşımda duran otobüs belli ki çoktan gitmişti. Seyrek yağan yağmur yerlerde benek benek izler bırakıyor. Yağmurun yağmasına sevindim. Yağmur biraz daha artarsa, otobüsün kirli bırakılan sol alt çamurluğu nihayet bir güzel temizlenecekti. Kendimi yalnız hissetmemek için herhangi birini görmek umuduyla çevreme bakındım. Ürkek köpek dahi artık yoktu. Sessizlik, içerisinde kaybolduğum sise ne de güzel yakışıyor. Bir vakit daha yağmur altında ıslanarak oturdum. Birazdan kalkıp arabaya geçecek, bozkırın arasında kızarmaya başlayan gecede yoluma devam edecektim.
Resul Özmen
