top of page

Öykü- Saygusuz Abdal- Edebiyatıcedide ve Şifalı Sarı Tebeşir

  • Yazarın fotoğrafı: İshakEdebiyat
    İshakEdebiyat
  • 5 Haz
  • 4 dakikada okunur

Servetifünun’a Edebiyatıcedide de diyorlar, zira çiçeği, böceği, kurdu, kuşu şiire zerk etmeyi ilk akıl edenler nereden baksan bunlar. Kar yağışından şiir devşirmek gibi, yağmurun yağışını aruz vezniyle şırıldatmak gibi bazı icatlar çıkarmışlar, manzaraya şiir, saatlere yasemin kokusu eklemişler.

Şu anın kokusu ne diye soracak olursanız ne anlattığımla zerre ilgisi olmayan evlatlarım, tebeşir kokulu saatler derim. Pek çoğunuzun uzun zamandır tebeşir görmediğinin, çoktandır akıllı tahtaya geçmiş olduğumuzun farkındayım elbette. Maşallah sizler de en az tahta kadar akıllısınız. Ama yapacak bir şey yok: dışarıda çok güzel bir hava varsa, öğretmen dahil kimsenin sınıfta durası yoksa, herkes kendisini güneşin ve polen alerjisinin membaına atmak istiyor lakin devamsızlık çizelgeleri, mesai saatleri, aile ve patron baskıları sonucunda bunu gerçekleştiremiyorsa, zaman varlığın zemininde sinir bozucu bir hışırtı ve beyaz bir iz bırakarak geçiyorsa o saatler tebeşir kokulu saatlerdir.

Dikkat ediniz, tebeşir tozunu fazla solumak, tebeşir tozu yutmak, tebeşiri tahta dışı yollarla tüketmeye teşebbüs etmek ateşinizi yükseltebilir. Akıllı tahtaların ve marker kalemlerin sizden neyi çaldığını anlamanızı isterim. Güneşli bir günde, uzaktan bakıp bakıp iç geçirdiğiniz, asla açılamadığınız, asla açılamayacağınız, kendiliğinden kızıl saçlı kızın serçe parmağının ilk boğumu kadar bir tebeşir parçası yutmanın size, bünyenize göre on beş dakika ile yarım saat arasında değişen bir süre sonunda, okuldan çıkış bileti vereceği günler geride kaldı.

Gayrıresmi yollardan tebeşir temin etseniz bile okulumuzun revirinde Parol’ünden Apranax’ına kadar her türlü ağrı kesici, ateş düşürücü, gurur kırıcı, haysiyet zedeleyici şey mevcut. Tok karnına alırsınız, bünyenize göre on beş ila otuz dakika arasında otuzyedibuçuka sabitler sizi. Mutsuz ve bedbaht bir şekilde en yenisi geçen asrın ortalarında ölmüş erkeklerin vaktiyle ne söylediklerini ve bunları neden böyle söylediklerini dinlemeye devam edersiniz.

Neyse, nostaljiye mahal yok, zaten sizin de nostaljiye meze edebileceğiniz bir geçmişiniz yok. Zaten nostalji kelimesi özünde sıla hasreti anlamına gelir. Okulda olduğumuza göre, okul da bizim evimiz olduğuna göre, göz göre göre evimize ihanet etmenin lüzumu yok. O yüzden konumuz: edebiyatıcedide yani yeni edebiyat. Peki gençler ve uzun süre genç kalmayacak olduğunun henüz farkında olmayanlar… Bu insanlar daha demin vatan, hürriyet, millet falan derken neden bir anda kurttan, kuştan, Yeni Zelanda’ya göç etmekten, piyano çalan esrarengiz kadınlardan yahut hayallere dalmaktan bahseder oldular?

Cevaplar fena değil. Doğru, siyasi baskılar, sansür, korku iklimi, bedbinlik…

Bedbinlik mi? Yavrum nereden çıkardın o kelimeyi sen öyle? Keşke mütemadiyyen böyle lafızlar etseniz de en azından şu aciz muallime bir temaşa neşvesi sunsanız. Yoksa böyle telmaşa sözlerle günler geçip gidiyor. Şu kulaklar ağız dolusu bir filhakika duymayalı kaç yıl oldu bir bilseniz.

Neyse, bu adamcağızlar işte bu şekil bir çiçek böcek edebiyatı yapıp, hüzünlenerek Boğaz'da sandal gezilerine çıkıp, Boğaz'da sandal gezisine çıkarak hüzünlenip daha evvelkilere benzemeyen bir şeyler yazmaya başlayınca sürüsüne bereket insanı kızdırmışlar. Kızan insanların en tehlikesi, edebiyatçı cinsidir. Edebiyatçılar zaten ekseriyetle biraz cinstir. Evet ekseriyetle… Eşek yavrusundan tut dejenereye kadar demediklerini bırakmazlar. Tetkik eder, tatbik eder, tenkit ederler, biraz da yeni kelime biliyorlarsa inceler, irdeler, vurgularlar hatta içlerinden bazılarını yeterince kızdırırsanız yapısöküme bile uğrayabilirsiniz. Gerçi yolunuz düşerse yapısöküme bir uğramanızı tavsiye ederim. El yapımı gözlemleri bir harika. Evet gözleme demedim gözlem dedim.

Her neyse, bu edebiyatıcedideciler Tevfik Fikret adıyla anılan, her okul müdürü kadar asabi bir okul müdürünün etrafında öbeklenmişler. Allah dahil her şeyle kavgalı bu adam hem okul müdürü hem şair hem ressam olması yetmiyormuş gibi… Efendim kızım? Evet, çabuk git gel tuvaletine, müdür yardımcısına yakalanma. Sonra biz kötü öğretmen oluyoruz. Evet! Bu asabi okul müdürü başta yağmur yağışını, yoksul balıkçıları falan anlatırken sonraları iyice çileden çıkmış, hepimizin anası İstanbul hakkında ileri geri bir şiir yazmıştır. şiir bir ileri bir geri gittiği için tam da başlangıçta olduğu yere ayak basmış, bu yüzden de ziyadesiyle gerçekçi olmuştur.

Hem gerçek bir şey söyleyip hem de bunu yeni bir biçimde yapınca edebiyatçılar da iyiden iyiye kızmışlardır haliyle. Yahya Kemal seneler sonra bu öfkeyle tam on altı mısra boyunca İstanbul övmüş, bunu da ancak aruz vezni ve beyit nazım biçimiyle yaparak sinirini çıkarabilmiştir. Tabii Yahya Kemal’in İstanbul’u ile bizim İstanbul’umuz bir değildir. O Süleymaniye’de bir bayram sabahı gökte kanat, yerde ayak sesleri duyar. Biz herhangi bir sabahta yerde motokurye gümbürtüsü, yer altında kötü telaffuzlu İngilizceyle metro anonsu duyarız. Eski İstanbul havasını nerede alabiliriz diye soracak olursanız soru sormaya hiç hevesi olmayan öğrencilerim, anca havanızı alırsınız. Dönülmez akşamın olay ufkundayız. Vakit çok geç.

İlk kez söylediğim bir şeye hak veriyor gibi oldunuz, hayırdır? Ha vakit çok geç diyorsunuz. Dersin bitmesine iki dakika kaldı, Edebiyatıcedide iki dakika beklesin diyorsunuz. Siz de maşallah en az Tevfik Fikret kadar haklısınız çocuklarım. Neyse bize ayrılan kırk dakikanın sonuna geldik. Bir sonraki derse kadar ödevlerinizi yaptığınıza inandıracak kadar yapıyormuş gibi yapın.

Aynı melodiyi içermesi rağmen teneffüs zilinin şen şakrak, ders zilinin cenaze marşı makamından duyulmasının sebebini Einstein “İzafiye Teorisi” başlıklı nazariyesinde geniş geniş açıklamış bulunmaktadır. Bu bilgiyi de benden başka kimse vermez size, güle güle tüketin, izafiyet olsun.

Sınıfta en azından kendi kendime konuşmama muhatapmış rolü yapmak zorunda kalan on beş-yirmi öğrenci var. Koridora çıkınca iç sesimi hakikaten içime atmam gerekiyor. Öğretmenler odasında çok tatlı borsa ve futbol muhabbeti dönüyordur şimdi. Gideyim de en ateşli konuşana hak vereyim biraz.

O değil de cebimde takır takır ne var böyle?

Bu tebeşirler nerden girdi cebime? Çocuklar muziplik yapıyor galiba. İlk tebeşir muzipliğini abim yapmıştı vaktiyle: beyazlar vanilya, sarılar limon, kırmızılar çilek aromalı demişti. Neyse sarı olanı atayım ağzıma. C vitamini… Şifalıdır.


Saygusuz Abdal

 
 
 

Yorumlar


bottom of page