top of page

Öykü- Zeynep Altuntaş- Yadigâr

  • Yazarın fotoğrafı: İshakEdebiyat
    İshakEdebiyat
  • 4 gün önce
  • 2 dakikada okunur

Psikiyatri servisinin kapısı, insanı içeri alırken değil de biraz eksilterek geçiriyordu sanki. İçeridekiler susuyordu ama bu suskunluk boş değildi, herkesin içinde konuşan bir şey vardı.

Annemle yan yana oturduk. Sandalyeler sertti. Ama asıl sert olan, kimsenin kimseye bakmamasıydı.

Yanımızdaki kadın bir süre ellerine baktı. Sonra konuşmaya başladı. Sanki yıllardır tanıyormuşuz gibi.

“Ben dört aylıkken babam öldü,” dedi.

Cümle ortada kaldı.

“Annem gitti… yeniden evlendi.”

Sesi dümdüzdü.

“Babaannem baktı bana. İyi kadındı… ama okutmadı. Kız kısmı okumaz dedi.

Bir insanın iyiliği, başka bir yerinden eksiltebiliyordu demek ki.

“Okuma yazma bilmek güzel şey,” dedi. “İnsan kendi işini kendi görür.”

Sonra hayatını hızlıca geçti.

Evlilik. Dört çocuk. Yoksulluk.

Eşi erken ölmüş.

“Çocuklar evlendi. Herkes kendi hayatına.”

Kendi hayatı kalmamıştı.

“Ben köyde tek kaldım.”

Bu “tek” kelimesi ağırdı.

“Yerim yok,” dedi. “Babamdan kalan vermediler. Eşten de yok.”

Bir süre sustu. Sonra daha yavaş konuştu.

“Üç ay… mum ışığında kaldım.”

Başını kaldırmadı.

“Sahuru da, akşamı da… hep o ışıkta.”

“Bir gün köyde herkesin elektriği kesildi,” dedi.

Kısa bir duraksama.

“O zaman anladılar.”

Komşular toplamış. Ona küçük bir ev yapmışlar.

“Sonra sanayiden hat çektiler,” dedi, “ama pahalı olur o… çok ödersin.”

Başını salladı.

“Işık geldi ama borcu da geldi.”

Sonra bir an durdu. Sanki başka bir kapıyı açtı.

“Düğünümde…” dedi.

Gözleri uzaklaştı.

“Gelinlik yoktu.”

Cümle kısa kaldı.

“Komşunun çarşafını verdiler.”

O an kimse kıpırdamadı.

“Onu giydim,” dedi, “öyle gelin oldum.”

Sesi ne utanıyordu ne de övünüyordu. Sadece söylüyordu.

“Para küpeleri vardı birinde,” diye ekledi sonra, “çok istemiştim…”

Devamını getirmedi.

Ama o küpeler, odanın içinde asılı kaldı.

“Yetmiş üç yaşındayım,” dedi en sonunda.

Kapı açıldı. Adı okundu. Yavaşça kalktı. İçeri girdi.

Kapı kapandı.

Ama anlattıkları kaldı.

Yan taraftan bir kadın konuştu.

“Oğlana araba aldım,” dedi, “vergisini bile ödemiyor.”

Bir başkası katıldı. Bir diğeri. Herkesin cümlesi yarımdı ama birbirini buluyordu.

Sonra bir ses.

“Sabah iyiysen, öğleden sonra da iyisindir. Sabah kötüyse, günün geri kalanı da gider.”

Kim söyledi belli değildi.

Ama herkes sustu.

Çünkü herkes biliyordu.

Burası bir bekleme salonu değildi artık. İnsanların hayatlarından parçalar bırakıp gittiği bir yerdi.

Bir örgü gibi.

İplik iplik.

Annemin adı söylendi. Ayağa kalktık. Kapıya yöneldik. İçeri girmeden önce dönüp baktım.

Az önce tanımadığım insanlar içimde bir yere yerleşmişti.

Ve o kadın…

Yadigâr.

Bazı insanlar, yaşadıklarından başka hiçbir şey bırakmaz.

Ama o kalan şey, bir ömre yeter.


 Zeynep Altuntaş

Yorumlar


bottom of page