• İshakEdebiyat

Öykü- Şeyma Subaşı- Hangi Yağmura Bir Arkadaşım Diye Koşmadık?

Bir arkadaşım. Rutubetli gözleri var. Ayaklarım hep ona yürür. Saat hep onda durur. Gereksizce. Benim hakkımda ne düşünüyor, hiçbir fikrim yok. Ama ben ona çok şey borçlu olduğumu düşünüyorum. Her hikâyemde bir şekilde yer alan, değişmez kahramanım o benim. Sadece bukalemun gibi renk değiştiriyor. Önceleri bu duruma kızıyordum. Ama kader onu, hikâyelerde de olsa, benimle bir yazmış diye düşünmeden edemiyorum.

Hikâyelerin böyle bir güzelliği var. Arkadaşımınsa kusurlu gözleri. Sadece rutubetinden kaynaklanmıyor. En kötü tabirle, şaşı, diyorlar memlekette. Gözleri böyleyken dilsizliği de var mıydı bilmiyorum. Buna rağmen her zaman sustu. Bana kızmadı, öfkelenmedi. Bazen monologlarımı dinledi. Kırıntılarla avunmuyorum. Bir fark ortaya koyması gerekiyormuş onun, koymuş. Diğer insanlar gibi davranmamış bana. Benden korkmamış. Aslında korkulacak biri değilim ben biliyor musunuz, deyişlerimi yine bize yaklaşıyor, diye anlamamış. İşte bu durum beni öyle düşündürüyor ki… Düşünürken gözlüklerim gözümden düşüyor. Hem de ceylan görünümlü halıya. Küçükken az meyve suyu dökmedik üstüne.

Ceylan demişken. Bir ceylana benzetiyorum onu. Zaman zaman başka hayvanlar da alıyor yerini. Bendeki merhamet duygusundan olsa gerek. Benden bahsettiklerinde ve elimi o an kalbine koyduğumda kalbinin nasıl attığını bilmek isterdim oysa. Gülümsüyor muydu beni düşününce? Bir arkadaşımdan yeterince bahsettim sanırım. Sözü başka bir yere getirmek istiyorum şimdi. Enişteme. Evlendikleri ilk günden beri kardeşimle olan kavgalarımda hep beni tutmuştur. En önemli özelliği bu. Hâl böyle olunca, bir sürpriz yapmak istese, beni bir arkadaşımla buluşturacağını bile düşünürdüm. Fazla hayalciyim galiba. Hangi yağmura bir arkadaşım diye koşmadık ki?

O gün değişik bir şey oldu. Eniştem gerçekten de bir sürprizi olduğunu söyledi. Pencereden baktığımda yeğenime aldığı ceylan görünümlü oyuncağı gördüm. Ceylan da şaka maka her şeyin imgesi olmuş durumda. Yeğeninin sevinmesi senin de sevinmendir, değil mi, dedi eniştem. Hep birlikte evlerine gittik. Yavrucaklar çok mutlu oldu sahiden. Benim de yüzümde buruk bir gülümseme. Bir arkadaşım hâlâ aklımda. Ama neye yarar?

Tıpkı ben ve bir arkadaşımda olduğu gibi, eniştemin de gözlükleri var. Rutubetli gözleri yok ama. Mutlu biri. Yakın bir arkadaşı var. Murat abi. Öykü atölyesine gidiyor. Murat abi ile arkadaşlığıma sebep olan bir şeydir öyküler. Hoş, Murat abi genelde rakı ve Kadıköy edebiyatı yapmayı seven, kadın yazarları yücelten öykü atölyelerine katılıyor ama olsun. Garip bir şey var. Dergimi kapatmaya yakındı. Ceplerimdeki adreslerden umut kalmamış gibi hissediyordum. Enişteme söylemiş Murat abi. Bizim dergiyi okuduktan sonra şöyle bir karara varmış. Nurettin Topçu ve Sezai Karakoç gibi yazarlardan birer kitap okumayı düşündüğünü söylemiş. Okumuş da. Belki de hiçbir şey yapmadığımızı sandığımız yerde çok şeye vesile olabiliriz, bilemiyorum. Herkesin yüksek hayalleri var tabii. Benim de vardı.

Ben de öykü atölyelerine katıldım çok kez. Bir şarkı vardı. Sözleri şöyle: Bir ayrılık sahnesi dış gündüz, iç paramparça. Bugün dış gündüz, iç öykü atölyesiydi. Atölyedeki hoca iyi biri. Ama bir gün hocanın benimle yaşam koçu gibi konuştuğunu fark ettim. Neden hep böyle oluyordu? İşin garip yanı, o aralar öyle bunalmıştım ki, yaşam koçu dedikleri birini arayıp randevu almıştım. Hiç inanmazdım böylelerine oysa. Hoca ise öykülerimde neden olay barındırmadığımı soruyordu. Bunu yaşam koçu sormuş gibi hissettim o an. Hocaya verecek akıllıca bir cevabım yoktu. O gün yaşam koçuyla konuştum. En az beş tane arkadaşını ara, dedi. Beş tane arkadaşıma bir arkadaşımdan bahsedemeyecek olmam kötü geldi gözüme. Orda tıkandı işte mesele. Tıkansın. Onlara da hak veriyorum. Vermiyorum aslında. Allah cezasını versin böyle arkadaşlığın. Bir arkadaşım hep yasak kelime anlayacağınız. Bir arkadaşım temcit pilavı. Buna rağmen arkadaşlarım çok severlerdi beni. Öyle bir tezat durum.

Öykülerimi Hasan Ali Toptaş’ın olaysız öykülerini göstererek savunmak istiyorum. Ama sonunda olaysız dağılabilir miyiz, bunu bilmiyorum. Kitabım basılırsa bir arkadaşıma hediye etmek isteyeceğimi düşünürdüm hep. Aslında ben roman türüyle daha çok şey anlatabileceğimi düşünüyorum. Ama onlar öykü. Bize böyle şeylerle gel mi diyor yoksa? Bana her zaman tutturduğun şu mahiyeti meçhul sevgi ile değil, böyle haberlerle gel dostum, dediğini duyar gibiyim. Yoksa benden bıktı mı? O ihtimal titretir beni. Sonra daha iyi deviririm gözlerimi.

Hikâyelerimde olay yok. Çünkü kafasının içinde yaşayan biriyim hocam. Bu cümleyi kurduğum anda bile etrafımdaki her şeyin devrilmesini istedim. Harekete öyle çok ihtiyacım var ki. Belki de kavgaya.

Yalnızlığa çok alıştığımı fark ettim. Beş tane arkadaşımla konuşsam, belki her şey değişirdi. İnsanların hikâyelerine tanık olurdum. Kendi hikâyeme uzaktan bakardım böylece. Tek hikâyenin kahramanı olmadığımı anlardım.

Bunları düşünürken Murat abi aradı. Kitabı çıkmış. Onun için sevindim, kendim için biraz üzüldüm. Tevafuk. İsminde ceylan geçen hikâyesini bana ithaf ettiğini söyledi. Tebrik edip kapadım telefonu. Telefon yere düşmedi. Ne kadar sessiz bir hayattı. Biraz uyudum. Uyandığımda kuş cıvıltıları geliyordu dışarıdan. Sessizliği bozuyorlardı biraz olsun. Böyle neşeli bir hikâyem olsaydı.


Şeyma Subaşı

73 görüntüleme0 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör