• İshakEdebiyat

Öykü- Bahar Uysal Karakuş- Meşum

Kötü bir kabustan sıçrıyor, üzerindeki yorganı hışımla attıktan sonra uyanıyor Sevim Öğretmen. Zifiri karanlık çoktan çekilmiş, günün parlak ışıkları her şeyi kendi rengine, canlılığına kavuşturmuş. Geceden çıkardığı kaşe mini eteği, bordo külotlu çorabı, üstüne giyeceği gri v yaka ince triko kazağı, giyinme odasındaki dilsiz uşağın üstünde sessizce ona bakıyor. Lavaboda değirmi yüzünü temizleme jeliyle özenle yıkayacağı geniş sabahlardan biri değil bu sabah. Ilık suyla elini yüzünü yıkıyor. Okula geç kalmak üzere. Odadaki kıyafetleri çevik hareketlerle üstüne geçiriyor, yüzünü fondötenle sıvıyor, göz kapaklarına ince bir eyeliner çekiyor, yanaklarına şeftali tonlarında bir allık sürüyor ve bordo rujunu yediriyor ince dudaklarına. Ağır parfümünü boca ediyor sersem bedenine. Saçlarını hazırlanmaya vakit bulamadığı o meşum günlerdeki gibi balerin topuzu yapıyor. Meşum ne demek Sevim? Uğursuz! Niye bu kelimeleri kullanıyorsun? Bu kelimeler olumsuz bir enerji yayıyor, iptal et lütfen, iptal. Hazırlanmak için kısıtlı bir zamanı var, kestane rengi saçlarını siyah fırçayla tarıyor, şipşak bir balerin topuzu yapıveriyor. Vestiyerdeki korona önlem köşesinden n95 maskesini çıkarıp takıyor. Okuldaki arkadaşı Şekip, bu maskenin kendisine yakışmadığını, hatta bu maske takanları yüzlerine monte edilmiş bir ördek gagasıyla dolaşan ördeklere benzettiğini söylese de aldırmıyor. Bu maskeyle rahat nefes aldığını düşünüyor.

Arabayı kontrollü hareketlerle çıkarıyor garajdan. Klasik hitleri dinliyor sürekli, fonda Alphaville-Big'in, "Japan" şarkısı çalıyor. Önceki ömründe daha evvel hiç görmediği dik ve uzun yokuşlarda külüstür arabasının, isyan hırıltılarını dinleye dinleye okula varıyor. Sürpriz. Bugün nöbetçisin Sevim! Korona günlerinde dağılmışlığını toplayamayan bir okulda çalıştığı için her hafta değişiyor nöbet çizelgesi.

Arkadaşı Nuriye Öğretmen, okula girerken eğiliyor kulağına, "Sosyal me-sa-feeee," eğilemiyor kulağına, eğilir gibi yapıyor.

"Sevim evini yeni taşıdı, yolları bilmiyor, idare edin Nurullah Bey dedim," diye fısıldıyor kulağına. Nuriye, yirmi beş yıldır bu okulda çalışıyor. Okulun gözü, kulağı, dili gibi bir parçası olmuş. Maskesinde saklayamaz sözcüklerini, mimiklerini. Patır patır söyler içinden geçeni, geçmeyeni. Ama Allah var, kadrosu bir hayli fazla olan okula ilk geldiği zamanlarda Sevim’e çok iyiliği dokundu. Okul çıkışlarında, "Arabama atayım seni," diye kikirder, "Kız Sevim bugün okul çıkışı ne yapacaktım ben?" diye bir süre düşünür, sonra arabasının kontağını çalıştırırdı. Sevim’i evinin kapısına kadar bırakırdı. O da, "Darda kalma Nuriş," derdi, "Meslekte yirmi beş yıl sonraki halim bu mu olacak benim?" diye içten içe endişelenirdi. İyiliği unutmaz Sevim, çok gevezeliğe de tahammül eder, çünkü iyi arkadaşlıklar fedakârlık gerektirir.

Nuriye, "Nöbetçi kartını boynuna asmayı unutma," diyor.

Turuncu kalemliğinden nöbetçi kartını çıkararak boynuna asıyor. Girişte geç gelen öğrencileri içeri alıp çıkıyor üst kattaki sınıfına. Çocuklarla selamlaştıktan sonra sınıfının baktığı sivri kayalıkların içindeki seyrek ağaçlı, dağınık gecekondu manzaralı pencereleri açıyor, rüzgâr püfür püfür esiyor.

Tam derse başlayacakken Şekip kapıdan sesleniyor.

"Selam, canlı ders takip çizelgesini doldurduysan alabilir miyim?" diyor mahcup bakışlarla. Şekip teneffüslerde yapamıyor okul işlerini çünkü her teneffüste sigara odasında, derin siyasi sohbetlerin içinde, dünyayı kurtarmak gibi ulvi amaçları var. Okul işlerini de yumurta kapıya dayanınca yapıyor. Dolaptaki dosyasında çizelgeyi ararken, "Almanya’da da böyle bütün camlar açık ders işleniyormuş, öğretmenler çocukların evden battaniye getirmelerine izin veriyormuş," diyerek konuyu sürekli Almanya’ya getiriyor. Herkesin bir Amerika hayali olur ama Şekip’inki büyük Almanya rüyası. Yıllarca yurt dışı sınavlarında Almanya’ya gitmek için uğraşıyor ama dil sınavını geçemiyor. Almanya konusuna daha fazla dalmasın diye, karşısındaki, yüzünü çocuklara dönüyor, anlasın da dersine başlasın diye sabırsızlanıyor. Neyse ki Şekip bu sabah anlayışlı, uzatmıyor. Adamın isminden mütevellit, onu her gördüğünde içinden ya sabır çekmek geliyor. Çizelgeyi uzatıyor ve tam dersine başlayacakken, koridorda görevli olan, hizmetli Saniye Abla soluk soluğa sınıfa dalıyor.

"Müzeyyen Hoca fenalaştı, hocam yetişin!"

Okulun sivil savunma ve ilkyardım sorumlu öğretmeni olarak her vukuat ilk önce, ona söyleniyor. Saniye de kuralı bozmuyor, doğruca Sevim’e koşuyor. Soğukkanlılıkla. "Ne oldu?" diye soruyor, koşarak sınıftan çıkarak Müzeyyen hocanın sınıfına geçiyorlar. Çocuklar öğretmenin başında ağlaşıyorlar. Hemencecik kalabalığı yararak yerde baygın yatan Müzeyyen’in başını kucağına alıyor, nabzına bakıyor. Yavaşça kazağın içinden giydiği gömleğin yakasını gevşetiyor. İsmini durmadan ünleyerek onu ayıltmaya çalışıyor, masanın üzerindeki kolonyayla kadının bileklerini, şakaklarını ovmaya başlıyor. İdari personel yetişiyor ve Nuriş sağ olsun çoktan aramış acil servisi. Müzeyyen Hoca kendine geliyor.

"Bu sınıfta virüs var, çıkarın beni buradan, nefes alamıyorum!" diye bağırıyor.

Müzeyyen’i öğretmenler odasındaki geniş koltuğa yatırıyorlar, aşağıdan getirilen tansiyon aletiyle, tansiyonunu ölçüyorlar, tansiyonu çok düşük.

Sevim, "Sakin ol, tansiyonun çok düşmüş, şimdi 112 de yetişir." diyor.

Beti benzi atmış Müzeyyen, kâğıt bardaktaki suyu içtikten sonra doğruluyor, hıçkırarak, "Geceden çocukların hes kodunu kontrol etmeyi unutmuştum, sabah kontrol ederken dün gelen bir öğrencimin, pozitif olduğunu gördüm sonra fenalaştım," diyor. Kısık gözleri kapanıyor, ambulansın sesiyle yeniden açılıyor. Görevliler, Müzeyyen’in tansiyon düşüklüğünden baygınlık geçirdiğini söylüyorlar ve apar topar aşağıya indiriyorlar. Odadaki öğretmenler, tedirginlik içinde dağılıyor. Nuriş merdivenlerden inerken herkesin yerine söylenmeye devam ediyor.

Sevim pencereden yüzüne vuran solgun sabah güneşinin ışığıyla gözlerini kırpıştırıyor. Meşum sözcüğü diline dolanıyor, uğursuz gün! Hastalığın yaydığı o kıstırılmışlık hali nüksediyor bedenine, kendini bir filmin anti kahramanı olmaktan kaçırırcasına hızla çıkıyor merdivenleri.


Bahar Uysal Karakuş


260 görüntüleme3 yorum