Öykü- Hakan Koç- Yenilikçi Serap
- İshakEdebiyat

- 5 gün önce
- 5 dakikada okunur
“Bir gün sana modern zaman kabullenişi öğreteceğim dostum.”
“Bu dediğinin ne demek olduğunu bile anlamadım ama benim moderniteyle ilgili bir derdim yok. Anlaşamadığımız konu bu.”
Yoğun antrenmanlar ve iş yüküyle geçen bir günün ardından herkes köşesine çekilmiş, bisiklet takımının sohbet grubunda yine gündem tartışılıyordu. Her sene temmuz ayında olduğu gibi yine sohbet grubunun üç haftalık gündemi şüphesiz Fransa Turuydu. Tabi herkesin ruh hali ve alkol seviyesi bir olmadığından ve muhabbet sadece sohbet grubuna yazılan soğuk cümlelerden oluştuğundan belki yüz yüze olsa kısaca konuşulup geçilecek bir husus hızla maraz doğurmaya doğru ilerliyordu.
“Hayır, tam olarak derdin bu. Sen duygusal bir insansın. Seni böyle seviyoruz ama duygusal bir geri kafalısın. Geçmişe takılıp kalmışsın. Okumuş adamsın oysa. Otuzlu yaşlarının ortasında olmana rağmen dede gibi muhabbet yapıyorsun Oğuzcum. Sürekli bir geçmişe methiyeler, ‘nerede o eski bayramlar’ kafası. Aş kendini, aç zihnini, bu kadar tutucu olma.” diyerek tartışmayı yine kişiselleştirmeye başlamıştı Serap.
“Ya Serap, ne alakası var. Ben bisiklet sporunun iyiye gitmediğini düşünüyorum. Önceden takım ekolü diye bir şey vardı. Hangi sporcu gelirse gelsin, o takımın tarzına uyum sağlayıp büyük başarılar elde edebiliyordu. Şimdi nesil değişti. Sporcular daha bireysel. Gittikleri takıma uyum sağlamaktansa, takımı kendilerine ayak uydurmaya zorluyorlar. Bu da kurumsal yapıyı bozuyor. Uzun vadeli planları bozuyor. Aslına bakarsan hakikaten son yıllarda ‘yeni nesil’ diye bir gerçeği her alanda yaşıyoruz. Teknoloji alanında yaşanan devrimlere aşinayız ama sanki ilk kez insanoğlunun varoluşundan bir devrim yaşanıyor. Bütün sosyo-kültürel pratikler köklü şekilde değişime uğradı. Ama bu değişimin tamamı daha iyiye daha güzele giden bir yol olmadı. Bunu anlatmaya çalışıyorum.” diye karşılık verdi Oğuz. Serabın bu sıralar daha hassas bir dönemde olduğunu biliyordu. Her zaman yanlış anlamalara müsaitti aslında ama artık herkes daha bir dikkatli görüş bildirir olmuştu eğer muhatapları Serap’sa.
“Hayır, algıların o kadar kapalı ki, duygusallığından sıyrılıp gelişimi fark edemiyorsun. İnsanoğlu bilim, teknoloji ve düşün alanında hep ilerleme içerisinde olmuştur. Bu ilerleyişe ayak uyduramayanlar hep çağın gerisinde kalmış ve senin gibi körelip toplum dışına itilmiştir. Değişimi, gelişimi kabulleneceksiniz,” diye yazdı cevabını Serap İngiliz usulü Cin Fizz’inden büyük bir yudum alırken.
Serap, çalıştığı kolejde her zaman sevilen başarılı bir edebiyat öğretmeni olmuştu. Yenilikçi fikirleri ve liseli gençlerle olan kuvvetli iletişimi sayesinde kimi öğrencileri hiç ihtiyaçları olmasa bile öğretmenleriyle daha fazla vakit geçirmek, ondan feyz alabilmek için özel ders alıyordu. Hele ki üç ay önce geçirdiği ameliyattan sonra, tüm çalışma arkadaşlarının ve öğrencilerinin ona olan saygısı kat kat artış göstermişti. Normal bir insan için devrimsel olan bir değişimi Serap sanki çok sıradan bir olaymış gibi bir anda karar alıp gerçekleştirmişti.
Parayla hiçbir zaman derdi olmamıştı Serap’ın ama Karaağaç plajındaki babasından kalma arsaya yaptırdığı inşaat yüzünden, İngilizce ve Almanca özel ders vermeye de başlamıştı. Hem gün boyu kolejdeki mesaisi hem de akşam geç saatlere kadar süren özel dersler yüzünden, zihnini dinginleştirip uykuya dalabilmenin yegâne yolunu geç saatlerde tükettiği türlü çeşit lezzetli kokteyllerde bulmuştu. Sohbet grubuna bir mesaj daha geldi. Geri zekâlı Oğuz hem anlamıyor hem de o küçücük aklıyla cevap vermekten kaçınmıyordu.
“Değişimi kabullendik zaten. Üstelik sert geçişler şeklinde yaşıyoruz bunu. Ama demek istediğim, her değişimin bir gelişim olarak algılanmaması gerektiği. Her yeni icada, her yeni düşünceye balıklama atlamamak lazım. Soğukkanlı kalıp gözlem yaparsan aslında belirli alanlarda bu değişimin gerici bir etkisi olduğunu görebilirsin. Müzik ekipmanları gelişti, müzik iyiye gitmedi, özgün bir tarz, orijinal bir ses çıkmaz oldu, her ürün elektronik ekipmanların sonuna kadar etkin kullanıldığı zevksiz tatsız bir gürültüye dönüştü. Mesela üç yüzyıldır Mozart dinleyerek geri kafalılık mı yapmış oluyoruz sence. Ölçüm aletleri gelişti, spor iyiye gitmedi, her şey rakamlardan istatistiklerden ibaret hale geldi. Fiziksel güçleri sonuna kadar sömürülen sporcular modern köleler haline geldi. Sanal etkileşim hızlandı, mesafeler azaldı, iletişim basitleşti ama toplum da aynı hızla yozlaştı, ‘linç kültürü’ dünyanın en kalabalık milleti haline geldi. Bunlar değişim ama gelişim olarak nasıl değerlendirebiliriz?” diye zırvalamıştı Oğuz son attığı mesajda.
Serap her defasında bir öncekinden daha sert bir cin fizz kadehi hazırlıyordu çünkü dinlenmesi gereken bu geç saatte hiç istemediği bir orta çağ sohbetine çekilmişti. Al işte, bir kazma yetmezmiş gibi, şimdi de Melek sohbete dahil olmuştu. Bir süredir de Melek’e uyuz oluyordu zaten. O incecik sesi, çıtkırıldım halleri falan ne öyle. Her ortamda ‘ben buradayım’ demek için yapmadığını bırakmıyor pis karı. Serap eskiden fiziksel özellikleri dolayısıyla hemcinslerine bu kadar kafayı takmazdı aslında. Kızın eleştirilecek bir yanı yoktu ki zaten, standart bir sporcu görünümünde sağlıklı bir bedeni vardı. Serap henüz farkında değildi ama bilinç altında Melek’e karşı bir rekabet uyanmaya başlamıştı. Onun da niteliksiz savlarını okurken iyice nabzı yükselmeye başladı Serap’ın. Neymiş efendim;
“Eskiden bir sinema kültürümüz vardı. Beş yüz-bin kişilik amfilerde dev perdelerde film izlerdik. Filmin etkisi, o salondaki tüm seyircilerin sinerjisiyle katlanarak artardı. İki saat sonunda sinemadan çıkınca en az iki saat daha filmin etkisinde yol alırdık çarşı pazarda. Önce salonlar küçüldü, ardından abonelik sistemleriyle sinema kültürü tamamen bitti. Evet belki filmlere daha ucuza yerimizden kalkmadan erişebiliyor, bizim için en müsait saatte dilediğimizi izleyebiliyoruz. Ama hem filmler ya da diziler seri üretim halinde özensizce hazırlanmış benzer bir iki formül üzerine inşa ediliyor hem de eskisi kadar etkileyici olmuyor. Neredeyse hiçbirinin bir hikayesi yok artık. Üstüne üstlük bir de ‘politik doğruculuk’ safsatası yüzünden açık bir kültür emperyalizmine maruz kalıyoruz. Cinsiyetsizlik yeni moda oldu. Bir tane dizi yok ki konuyu içerisinde toplumun en az on çeşit ırk ve cinsiyet unsurunu bir arada barındırmadan anlatsın. Böyle yapınca da kurgunun ana kaynağı bir hikâyeyi anlatmak değil de toplumun tamamını kapsama çabası oluyor. Yani özünde aslında hikâye hiçbir şey anlatmıyor. Sadece yapımcı, kendi sosyo-kültürel mesajını izleyiciye dayatmaya çabalıyor. Yeni nesil sinema böyle diye bu basiretsizliği takdir etmek zorunda değiliz.”
Serap derin bir nefes çekti, ince silindirik kadehi gırtlağına kadar sokup fondipledi. Telefonun klavyesini dövercesine yazmaya başladı.
“Herkes tutturmuş yeni nesil şöyle böyle. Değişecek kardeşim, dünya değişecek, insanlar, alışkanlıklar, ihtiyaçlar… Her şey değişecek. Eskinin bir tadı varsa, yeninin de bir tadı var. Siz bunu tatmaya kapalısınız. Konfor alanınıza tehdit olarak görüyorsunuz her yeniliği. Benim etrafım 14-16 yaş arası gençlerle çevirili. Hepsi zehir gibi, tüm yeniliklerin içerisindeler. Onları anlamak zorundasınız. Anlamak istemezseniz onlar da size saygı duymayacak. Her şeye direnmekten, bir savunma mekanizması geliştirmekten, kendi fikirlerinizi paylaşan kişilerle küçük bağnaz güruhlar oluşturmaktan vazgeçin! Yoksa siktirin gidin mağaranıza çekilin!” diye son kez yazdı ve gruptan çıktı. Bu mağara insanları onu hiçbir zaman anlayamayacaktı.
Serap uyumaya hazırlandığı bir gecenin sonunda sinir küpüne dönmüştü. Üç ay öncesine kadar içerken, katıldığı bisiklet yarışlarındaki kürsü fotoğraflarına bakardı. Bu anılar sabah beşte kalkıp antrenmana çıkmasına teşvik de oluyordu. Başarılı bir sporcu olduğunu tekraren kendine hatırlatması huzurlu şekilde uykuya dalmasını da sağlıyordu. Birçok insan için devrimsel, kendi varoluşunda ise küçük bir detay olan bu kararı aldığında asıl amacı hayatına, ya da bedenine, yeni bir soluk katmaktı aslında. Ama bu hamlenin bisiklet yarışlarına da yararı olacaktı şüphesiz. Bundan sonra yeni kategorisinde yarışırken rakiplerine karşı doğal olarak fiziksel bir üstünlük sağlayacaktı. Değişim gelişim demekti onun için. Artık birtakım yüklerden kurtulmuştu, tadını çıkarmalıydı. Duştan sonra aynaya baktığında kendine, kararlarına, zekasına, yenilikçiliğe, değişime ve gelişime olan inancına hayran kalıyordu.
Ama Serap’a iyi gelmemişti sanki bu seferki ‘değişim’. Sinir sistemi bataklık gibi olmuştu. Alkol tüketimi de her geçen gün artıyordu. Hormon takviyesi ve psikolojik destek de alıyordu ama bir türlü üzerindeki gerginliği atamıyordu. Son üç aydır içerkenki manzarası, ameliyattan sonra atmaya kıyamadığı uzvunu koymuş olduğu sirkeli su dolu kavanozdu. İzlemek için mi bu kadar içiyordu, çok içtiği için mi sürekli izliyordu organını.
Kırk yaşından sonra hayata bir kadın olarak devam edecekti. Bu ona yepyeni ufuklar açmalıydı. Ama bir türlü olmuyordu. Üstelik kadın gibi de hissetmiyordu. Neden olmamıştı. Serap sohbet grubundan birkaç dakika sonra çıkmış olsa belki aradığı cevabı Oğuz’un son mesajında bulabilirdi.
“Kardeşim, Metin! Lütfen bizi yanlış anlama. Aldığın her kararda arkandayız, fikirlerine önem veriyoruz. Ama sen, yenilik-çağdaşlık adına verdiğin her söylevi, yaptığın her hareketi fütursuzca alkışlayan bu öğrenci topluluğunun fazla etkisi altında kalıyorsun. İzlediğin dizilerin, sosyal medya mecralarından takip ettiğin hayatların tutsağı olmuşsun. Gerçeklikten kopmuşsun. Sana bin kez söyledik, her yeniliğe eline tuzluk alıp koşma diye. Cinsiyet ameliyatı sence de biraz fazla olmadı mı? Son tuzu, turşusunu kurarken dökmek seni çok mu ileriye taşıdı? Serap ne ya. Şimdi Metin ol Serap! Bazı şeyler için çok geç ama hatalarınla yüzleş, yenilerinden sakın. Bir de saman gibi oldu koca kafan be kardeşim şu alkolü bi bırak.”
Hakan Koç




Yorumlar