• İshakEdebiyat

Öykü- Tayfun Çelebi- Burda!

Şu anki varlığımızı saptamak için niye var’lama değil yok’lama alıyoruz.

Varlık niye yoklukla tanımlanıyor?

Yani ben şair Ç. isem yani şair Ç. olmayan mı olmalıyım?


“O kadar yalnızım ki gölgem batıyor ayağıma.”

“Evet, bu sefer oldu,” dedi kendi kendine.

Bir kadının doğum galibiyeti gibi biraz yorgun ancak hüzünlü bir başarı vardı suratında. Terine soluk değmiş bir çaba. Hem sürmesini hem de bitmesini istediği, heyecanının ikilemini sonlandırdı.

Derin bir oh çekerek, “Bence güzel şiir,” dedi.

Bir daha okumak istedi ancak okusa bu büyü bozulacak diye korkuyordu. Ama güzel şiir. Bir silkelenme hissi vardı. Sanki sırtına bir sopayla vurmuşlar da tüm tozunu almışlar. Ancak güzel şiir.

“Her şairin en güzel şiiri en son yazdığı şiirdir,” sözünü hatırlayıp sandalyesinde iki elini arkaya doğru birleştirerek gerindi.

Tekrardan okumaya başladı şiiri, bozulacak büyüyü göze alarak. Evet, gayet güzel. Dedi ama ilk hissin biraz daha soluklaştığını hissetti. Ama güzel şiir. Ona çok yakın gelen bu dizeyi Google’dan aratıp daha önce başka biri tarafından yazılıp yazılmadığına baktı. Çünkü tanıdık bir soluk çarpıyordu suratına. Herhangi bir sonuca varamadı. Bu da, “O kadar yalnızım ki gölgem batıyor ayağıma,” dizesini etiketliyordu kendi adına. Çünkü bilmeden başka birinin dizesini yanlış bir zamanda üretebileceğinden korkuyordu. Aslında farklı zamanlarda aynı şeyi üretmek güzel bir tesadüf ancak iki üreticinin de kendini kanıtlamış olması gerekir.

Ah bu edebiyatın nankörlüğü. “Ulan bizim gibi yeni yetmelere bu tesadüfün güzelliği değil intihalciliğin küfürleri nasip olur ancak,” dedi.

Allah’a şükür bu korkusunu okuyarak değilse bile Google’dan aratarak hafifletmeye çalışıyordu. Ama güzel bulmasına rağmen şimdi şiirin etkisini daha az hissediyordu ruhunda.

Biriyle paylaşıp çoğalmak, övülmek ve değer görmek istiyordu. Tabii ki bunları kendine böyle açıklayamıyordu. Kimsenin kendine bu kadar açık olamayacağını da biliyordu. İnsanlar ağzında bir örtüyle konuşuyordu. Kendisiyle baş başa kalsa bile transparan tümcelerden uzaklaşıyordu. Nerede kendini bulsa oradan kalkıyordu. Kendisine duymak istediklerini söyleyebilecek birilerini aradı. Ferhat geldi aklına. Bugüne kadar attığı her şeye, “Kalemine sağlık,” demekle yetinen Ferhat’a karşı içsel bir kin besliyordu. Çünkü kendini kandırdığı, “Ya, sizin yaptığınız eleştiriler beni daha da geliştiriyor,” tezine karşı söylenen sadece kalemine sağlık sözü, ne tam bir övgü ne de tam bir yergi barındırıyordu içinde. Benimle paylaşacak yakınlığı gösterdiğin için sağ ol demekten farksızdı bu söz onun için. Gelecek yanıtı bildiğinden Ferhat’la paylaşma fikrini şimdilik attı bir kenara.

Ferhat’tan vazgeçtikten sonra daha önce karşılıklı şiirlerini paylaştıkları Bilal’i düşündü. Ancak Bilal’in sadece politik şiirlere gösterdiği saygıdan dolayı böyle bireysel bir şiiri onunla paylaşmaya çekiniyordu. Bilal’e göre yazılacak şiirin manifesto niteliği taşıması gerekir. Hele ki burjuva kelimesi geçti mi ufff nasıl da güzel bir şiiridir. Halkların kardeşliği, konuşulmamış dillerin dillendirilmesi, özgür kadın harekâtı, oedipus, çorlu ve madımak. Bu yüzden Bilal’in vereceği yanıtı da biliyordu.

“Yani güzel şiir ancak daha önceki şiirlerinde mevcut olan başkaldırının eksikliği hissettiriyor kendini.”

Bu cevaba her zaman sinir olmuştu. Çünkü daha önce kendini kanıtlamak için yazdığı birkaç ideolojik şiiri saymazsak nefret ediyordu ideolojiyle izah edilmeye çalışılan sanattan. Ona göre sanatın ideolojiye ihtiyacı yoktur. Sanatta varlık gösteremeyenler ideolojinin kalkanına sığınıyordu.

Hatta, “Sanatını ideolojiler üzerine kuranlar, gelecek her eleştiriyi sanatsal değil ideolojik tezine karşı yapılmış varsayar,” diyordu.

“Misal bir kadının yazdığı öykü, sadece feminist ideoloji üzerine kurulmuşsa yapacağınız eleştiri sizi eril bir zihniyete itebilir. Bu Uygur Türkleri ve gelişmekte olan zihniyetler tarafından doğulu diye adlandırılan Kürtleri ele alan öykü ve şiirler için de geçerlidir,” diyordu.

Bu yüzden sanatı salt ideolojiyle kuşatmak yerine tüm ideolojileri sanatla kuşatmak gerekiyordu. Çünkü sanatın ideolojiyle değil ideolojinin sanatla izah edilmeye ihtiyacı vardır. Ve kendini herhangi bir militan yerine şair olarak görmek istiyordu. O yüzden Ferhat gibi Bilal’den de vazgeçti.

Tekrardan okumak istedi ancak bu sefer kelimeleri yuvarlayarak hızlı bir şekilde okumaya çalıştı.

“Evet, bence güzel,” dedi. Soluksuz ve ruhsuz bir ses tonuyla.

Bu sefer söylediğinden de biraz şüphelendi. Ama içindeki bu tedirginliği azaltmak için Ferhat’ın kalemine sağlık sözü bile olsa şiiri ilkin ona sonra da Bilal’e yolladı.

Ferhat’tan ve Bilal’den gelecek yanıtları beklerken şiiri, kaç gündür gözüne çarpan Gençlik Fanzin’e göndermek istedi. Bu e-yayının son sayılarında birkaç editörün ve ödüllü genç şairlerin şiirlerini görmüştü. Çok da beğenmemişti şiirleri. Ama bir kere de olsun adını bir şekilde duyuran şairlerin kötü şiir yazabilme lüksleri olduğunu düşündü. Çünkü bu şairlerin yayına değil yayınların kendini duyurmak için bu şairlere başvurduğunu biliyordu.

Hâlbuki kendisi yazma serüvenin ilk aşamalarında, şiir yollarken herhangi bir yayına, “Bu ay kız arkadaşımın doğum günü, onun için yazdım bu şiiri lütfen yayımlayınız,” diye belirttiği günleri unutalı çok olmuştu. Bu anılarını silkelemeden her dergiye birlikte şiir yollayıp birlikte boy gösteren bu şair grubuna katılmasının ona getireceği faydaları düşündü. Her birinin yayımlanmış şiir kitaplarını Twitter’da onları etiketleyerek paylaşmayla başlasa işe iyi olacaktı. Belki buradan doğabilecek bir yakınlık ileride aynı yayınlarda yer almasını bile sağlayabilecekti. Çünkü şiirin gerçeklikten kopup ilişkisellikle yıllardır ömrünü sürdüğünü tahmin etmek zor olmuyordu.

Şairler içinde zorla şair olmuş o kadar çok kişi var ki varlıkları akla değil şiire zarar. Çünkü bu kişiler şiirin değil şairlerin içine doğmuş kişilerdir. Onun için uğraş alanları şiirden çok şairanelik olmuştur hep. İşte o yüzden bu kişiler olmak zarar şiire.

Tüm bunları düşünürken Bilal’den gelen mesaj o kadar alışılmış bir cevaptı ki şiiri paylaştığına pişman oldu. Tahmin etmişti hâlbuki, ama insan işte, her şeye rağmen ben buradayım demek istiyor. Bilal’in beklenen cevabına, “Teşekkür ederim, bir dahakine,” diyerek küfreder gibi cevap verdi. Sonrasında Bilal’den intikam alırcasına Genç Fanzin’e mail attı şiirini. Ancak ne özgeçmiş ne de başka bir şey yazıp şiiri olduğu gibi yolladı.

Bir daha okumak istedi şiirini ancak bu sefer yarıda bıraktı. Ferhat’tan bir yanıt gelmedi daha, saat de baya geçmişti. Kimseyle doğru dürüst şiir üzerine konuşamadığı için içindeki heyecan sönmüş, bir burukluğun hıçkırıklarına dönüşmüştü. Yatağına geçip uyumak istedi. Uyuyamayacağını bilerek geçtiği yatakta kıvranıp yatarım diye düşündü. Ama tam uykuya dalacağı sırada Ferhat’tan, “kalemine sağlık,” diye mesajı geldi. Heyecanla uzandı telefona, mesajı görünce ağzında bir küfür dolandı. Teli kapatıp uyumak istedi. Tam sırtını dönüp uzanırken sonra, “eyvallah,” diye cevap yazdı Ferhat’a. Ve aynı hislerin yorganıyla örtünüp serdi kendini gecenin saati ilerlemiş karanlığına.

Sabah, kötü geçmiş bir gecenin tohumu olduğu için çok da iyi yeşermemişti göz kapaklarına. Yalnızlığını hissetti. Gölgem batıyor ayağıma diyerek uzandı telefonuna. Genç Fanzin’den mailine yanıt gelmişti. Şaşkınlıkla heyecanı aynı anda hissetti. Bunlar en erken bir ayda anca döner, diye düşünmüştü. Ama şu an buna odaklanmanın zamanı mı? Heyecandan sadece merhabasını gördüğü maile girdi.

“Öncelikle merhaba, kaleminize sağlık, şiirinizi yayımlanmaya uygun görmedik.” Yüksek bir okuma hızı ani frenle küfür cızırtıları çıkarttı.

“Amına koduklarım, şiir değil şair yayımlıyor sanki ibneler. Aaa bir de devamı varmış mailin,” dedi, dalga geçer gibi alt satıra geçti.

“Ancak sizin gibi GENÇ birine şunu tavsiye ederiz, bir daha bir yayına METİN yolladığınızda öncelikle kendinizi tanıtacak kısa bir yazı yazınız. Ve her şeyden önce bir MERHABA. İyi günler.’’

Rengi solmuş bir öfke dillendi ağzında.

“Genç olduğumu da nerden çıkarttın. Genç olmayı entelektüel bir küfür gibi kullanmayı bırakın amına koduklarım. Anladık yayımlamıyorsun, niye flörtümmüş gibi trip atıyorsun. Bas geç işte ulan.”

“Piç!” diyerek sildi maili.

Şiiri tekrar okumak istedi ancak okuyamadı bu sefer.

“Ama güzel şiir amına koyim,” dedi.


Tayfun Çelebi

172 görüntüleme2 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör