• İshakEdebiyat

Öykü- Zeynep Tuğçe Karadağ- Kaplan Ağzı

Güncelleme tarihi: Şub 5

O sabah, metroya üç kaplan bindi. Tarçın rengi iri gövdelerinde simetrik siyah çizgiler, çenelerinin altında muntazam beyazlık, bakışlarında soylu bir öfke. Onlarla karşılaşan yolculardan kapıları yumruklayanlar, bağıranlar, kaçmak isteyip kaçamayanlar, yaşananları telefon kamerasına kaydedenler, gözlerini kapatanlar, donup kalanlar vardı. Kaplanlardan çelimsizi, kuyruğunu sallayıp en arka sıraya yöneldiğinde, koltuklarda oturan yolcular dizlerini karnına çekip ayaklarını yukarıya topladı. Kaplan, altmış yaşlarındaki, kasketli adamın önünde, gövdesini dikleştirdi. Adam, "Hayır" diye bağırıp gerisingeri koltuğuna yapıştı, defalarca yumrukladı camı. Kaplan onun üzerine atılıp gövdesini kavradığında, kabarık tüyleri yolcunun suratını kapattı. Kopan kol parçası zemine düştüğünde, kaplanın hırıltısı yükseldi, bıçakları kıskandıran sivri dişlerini adamın soluk borusuna sapladı. Delinen soluk borusundan tazyikli kanın fışkırmasıyla hava dehşete büründü.

Şaşkınlık, saçma hareketlere neden oluyordu; kıvırcık saçlı genç bir erkek, eğer bağırırlarsa hayvanların ürkeceğini söyleyip insanları ikna etti. Topluca bağırdılar. İnandılar böyle kurtulacaklarına. Kaplanlar, yolcuların basit eylemini önemsemedi. Bıyıkları titriyordu, kuyruklarında devinim. Öfkeleri bulaşmaya hazırdı. Kaplanların ikisi hareketlenince, köşedeki kadın bayıldı, yanındaki çocuğu titredi. Orta bölmenin kapısına sinen yolcuyu paçalarından yakalayıp, sertçe çevirdiler. Durduklarında, topaca dönen yolcunun yanağı, yüzünden ayrılmıştı. Elmacık kemiklerinin üzerinden incecik bir deri sarkıyordu. Yolculardan altına işeyenler oldu, kriz geçirenler. En yakın durağa kalan kırk saniye herkesi paniğe boğdu. Zamanı böylesine güçlü ayırt edişleri ilkti.

Üç kaplanın irisi zemine uzanmış, çenesindeki kanı temizliyordu. Diğer ikisi birbirini izliyordu. İnsanlar, zemindeki uzuvlara bakmamak için gayret gösteriyordu. Metro durduğunda, yolcular kaçmaya çalıştı. Kaplanları durakta görenler, kaygının kuyusundaydı. İnsanlar, kalabalıktan ayrılmaya çabalarken çarpıştı, düştü, yaralandı. Dört kişi öldü metroda. Farklı yaşlardan, farklı mesleklerden dört erkek. Muhabirler, olay yerinden canlı yayına başlayıp tanıkları konuşturdu. Araştırmalara göre; kaplanlar hayvanat bahçesinden firar etmemişlerdi, ülkede kaplan da yetişmiyordu. Nereden geldiklerini anlayamadılar. Yöneticilerin tek isteği, onları en kısa sürede yakalamaktı. Polislere uyuşturucu iğneler verildi, mobese kameraları takip edildi ama nafile. Yoktular.

O akşam, beş kurt, alışveriş merkezine girdiğinde ulumaları, çalan müziği bastırdı. Gelişlerini duyan mağaza çalışanları, telaşla dükkânları kapatmaya çalıştı. Yetişemediler onların hızına. Artık söylenen kurtların şarkısıydı. Sürünün arkasındaki heybetli kurt, öne çıkıp insanların omuzlarına saldırdı. Saldırıya uğrayanlar önce "anne!" diyordu, sonra "Allah!". Manzaraya şahit olanlar, yürüyen merdivenlere, asansörlere koştu. Bazısı kendini tuvalete kilitledi. Katları çıkanlar, şokun etkisiyle hareketsiz kalanları gördü. En üst kata ulaşanlar, terasta gizlenmeye karar verdi. Terasta yaklaşık altmış kişi vardı ancak kapının anahtarı kilidin üzerinde değildi. İçlerinden genç bir kadın, "anahtar lazım." diye haykırdığında insanlar, camın ardından bakan üç kurtla göz göze geldiler. Kurtların gücüyle kırılan camın parçaları, etrafa dağıldı.

Dişi kurt, terasın sağ köşesindeki duvara sıkıca yapışan adamın boynuna atıldı. Kurdun nefesi, onun gevşek tenini yaladığında hissettiği korku saftı. Kurdun çenesinin açılmasıyla, onu ısırmasının arası bir saniye sürmedi. Boynu kopan adamın şah damarı kesildi. İnsanlar canhıraş feryat ettiler. Heybetli olan kurt, kapıya yakın duran sarışın gencin göğsüne atladı. Tek hamlede alt etti onu, diyaframına uyguladığı baskı çok kuvvetliydi. Çenesini ardına dek açıp ensesini kavradığında, avının debelenen ayakları hareketsizleşti. Onun boynundan ayrılan kafası terasın ortasına yuvarlandığında, insanlar kaçmaya çalıştı. Kurtlar, kızıl birer oktular devam ettiler işgale. Her şey sona erdiğinde dişlerinde kalan et parçalarını tükürdüler. Merdivenlerden indiklerinde, her katta irili ufaklı kan gölleri oluşmuştu. Güvenlik görevlisi yetişip silahına davrandığında gözden kayboldu sürü. Yedi kişi öldü. Aralarında hiç bağ görülmeyen yedi erkek.

Kurtlar, son dakika haberi olarak düştü ekranlara. Devlet başkanı, açıklama yapıp halkı rahatlatmaya çalıştı. Gerginliği mimiklerine yansıyordu. Korumalarının sayısını arttırdı, halka açık yerlere gitmemeye çalıştı, programlarını erteledi. Daha önce defalarca kez bölünen halk, tekrar bölündü. Başlarına böyle bir şey gelmeyeceğine inanıp rahat tavırlar sergileyenler, evden çıkmama kararı alanlar, komplo teorileri üretip ortamı gerenler, doğanın intikamı deyip sevinenler… Her grup kendisiyle aynı düşünenleri etrafına topluyor, karşıt görüştekilere cephe alıyordu. Hayvanlar, otuz altı gün boyunca görülmedi. Kimse, onların tekrar şehre inmesini beklemiyordu. Unutuşun toprakları, kolayca eski haline döndü.

Gece yarısı yirmi sırtlan, ünlü bara girdiğinde, içeridekiler sayıca bin kadardı. Karanlığa vuran spot ışıklar altında, dans edenlerin gözleri bulanıklaştı. Sırtlanları, alkolün, uyuşturucunun etkisiyle halüsinasyon zannettiler. Bar tezgâhındaki şişelerin devrilme sesleriyle çıktılar etkiden. Barmenler, arka bölmedeki dinlenme odasına gizlendi. Sıkıca kilitlediler kapıyı, kapıya vuranları içeri almadılar. Kalabalığın arasından sıyrılıp kaçanlar, otoparkın yolunu bulmakta zorlandı. Bencillik, çaresizlik ve endişe hakimdi geceye.

Klanın başı kraliçe sırtlan, birinin göğsüne saldırdığında, diğer sırtlanlar geldi. Paylaştıkları iri gövde delik deşikti. Otuz yaşlarındaki adamın, karnından dışarıya bağırsakları sarktığında henüz ölmemişti. Dokuları, ortadaki sırtlanın burnuna değiyordu. Sırtlanların ikisi, lobi bölümündeki müşterilere saldırdı. Kenardaki kadının kaçmasına fırsat vermeden bacaklarını ısırıp yere devirdi. Çenesinden aldığı güçle, onun derisini sıyırdı. Kadının vücudundan ayrılan uyluk kemiği, kafatasına değiyordu. Silah seslerinin duyulmasıyla arttı kargaşa. Sırtlanlar, duydukları şiddetli sese odaklandı. Klanın başı kraliçe sırtlan, polis memurunun silahından çıkan mermiyle yaralandı. Mermi, onun derisini sıyırıp geçmedi, saplandı. Ne kadar mermi varsa yağdı gövdesine. Liderlerinin öldüğünü gören sırtlanların hiddeti arttı. Atağa geçip polislere saldırdıklarında, dişlerine karşılık kurşun aldılar. Kayıpları artınca izlem değişti. Kasırga olup kayboldu klan.

Polisler, üç sırtlanı öldürdükleri için zafer sarhoşuydu. Bar boşaltıldı, fenalaşanlar hastaneye kaldırıldı. Sırtlanların saldırdığı herkes hayatını kaybetmişti. Yaralanıp kurtulan yoktu hiç. On dört kişi öldü. On iki erkek, iki kadın. Ölenlerden biri dizi oyuncusuydu, öbürü siyasetçi. Ünlü isimlerin ölmesiyle olayın boyutu değişti. Önlemler arttırıldı, üç gün sokağa çıkma yasağı ilan edildi. Sesler kısıldı, adımlar sekteye uğradı. İnsanlar, yanlarında kesici alet taşımaya başladı. Çektiler perdeleri, yalnız kalamadılar.

Ertesi gün öğle vakti, kaplanlar, kurtlar, sırtlanlar devasa hayvanat bahçesinde buluştu. Ziyaretçiler, hayvanları görünce ürküp alanı boşalttı, geneli çocuktu. Hayvanlar, onlara bakmadan kafeslere yöneldi. Pençeleriyle, ağızlarıyla parçaladılar tel örgüleri. Fil, panda, vaşak, zürafa, orangutan, zebra, gergedan, serbest kaldığında buhranları dindi. Fil duraksadığında hayvanların hepsi ona baktı. Fil, prefabrik kabini, hortumuyla sarstı. Görevlinin boğazına hortumunu dolayıp onu havaya kaldırdı. Tekrar yere indirdiğinde, adam onun ayaklarının altında öğütülmüş buğdaylara döndü. Bedeni yufka olmuştu, incecik, belirsiz. Hayvanlar, cesedi çiğneyip ayrıldı oradan.

Son olaydan sonra, bölgeden taşınma kararı alanların sayısı arttı. İnsanlar, vahşi bir hayvan tarafından öldürülme ihtimaline katlanamıyordu. Öldürülenlerin aileleri, kimden hesap soracağını bilemiyor, yetkililere hayvanları yakalaması için yalvarıyordu. Halk, başkanın aldığı önlemlerle korunamayacağını anlamıştı. Çoğunluk, hayvanların reflekslerinden genelleme yapılamayacağına inanıyor, tesadüf kelimesine sığınarak kendini teselli ediyordu.

Televizyonlarda, dijital platformlarda, "Hayvanların Darbesi" başlıklı programlar hazırlandı. Zoologlar, hayvan psikologları, programlara konuk olup, olaylara dair tahmin yürüttü. "Hayvanlar aç kalmıştı, belli aralıklarla ihtiyaçları karşılanmalıydı." Hayır. "Hayvanlar yönlerini şaşırmıştı." Hayır. "Dağlarda, meralarda, çayırlarda, büyükbaş ve küçükbaş hayvan sayısı azaldığı için vahşi hayvanlar önce oralara inmiş sonra şehre geçmişlerdi." Hayır. "Boğaz vadilere saklanmış olabilirler, iyice araştırılmalı." Hayır. Getirdikleri yorumlar sıradandı, gerçeğe uzaktı. Hayvanların saklanmadığını göremedi kimse.

Bu esnada, ölenlerin sicilinden tümevarımla sonuca ulaşmaya çalışan, kırk yaşlarındaki gazeteci, ipucu buldu. Hayvanlar tarafından öldürülen yirmi beş erkeğin dokuzunun sicili bozuktu. Kediyi eziyet ederek öldürme, köpeğe tecavüz, ördekleri yakma gibi suçları işlediklerini gördüğünde, hayvanların neden insanları katlettiğini kavradığını sandı. Lakin geriye kalan on altı ölünün, hayvanlarla ilgili bir suça bulaştığına dair kanıt bulamadığı için, onları itham etmesinin etik olmayacağını düşünüp bulduğu ipucunu haber yapmaktan vazgeçti.

Sabah olduğunda, her şeyi başlatan kaplan, havaalanında pusudaydı. Bir çift kehribardı gözleri; kızgın, kederli. Kulaklarının arkasındaki beyaz nokta, siyah tüylerle çevriliydi. O nokta, türdeşleriyle iletişimini sağlayan cisimdi, en kuvvetli yanı. Yedi ay önce bir avcının gözlerine baktığında, suçluları hissedebildiğini fark etmişti. O, sadece avcı değildi, daha beter özelliklere sahipti. Onu parçalayıp adaletin hazzını tadınca ormandakileri bir araya topladı, planını anlattı, ezeli düşmanı sırtlanla birlik oldu. Suçlular cezasını bulana dek hıncını gölgesinden ayırmadı.

Başını çevirdiğinde beklediği kişinin geldiğini gördü. Ufak, tefek, tıknaz biriydi. Kulaklarını dikti, silkindi, tüm hızıyla fırladı. Koca ayakları ile karşıdan gelen avını sarmaladı, bacaklarını ona kapan kıldı. Avı neye uğradığını şaşırdı, "Yardım edin!" diye bağıramadan yuttu harfleri. Olayı görenlerin hiçbiri yerinden kıpırdamadı. Kaplanın bunu neden yaptığı seziliyordu sanki. Kaplan, onun ensesine kenetlendi, boyun kemiğini kırdı. Avın gözlerinde, kara köpeğin silueti vardı.


Zeynep Tuğçe Karadağ


Öyküyü sesli dinlemek için:


878 görüntüleme0 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör