Cevdet Güner Yazdı- Yumuşamayı Reddeden Cümleler: Öyleyse Vurun Baltayı
- İshakEdebiyat

- 1 saat önce
- 2 dakikada okunur
Seher Tanıdık’ın Öyleyse Vurun Baltayı kitabı, okuru bir metnin içinde davet etmekten çok, onun karşısına geçip konuşmayı tercih ediyor. Bu konuşma yumuşak değil. İkna etmeye çalışmıyor, uzlaşmıyor ve geri çekilmiyor. Daha ilk sayfalardan itibaren kendine ait bir alan açıyor ve o alanın sınırlarını da oldukça net çiziyor.
Bu netlik, kitabın en belirgin gücü. Tanıdık, neyi yazdığını bilen bir yerden hareket ediyor. Öyküler, kararsız ya da arayış halinde değil. Aksine ne söylemek istediğini baştan kabul etmiş bir dilin içinden geliyor. Bu da okurla kurula ilişkiyi doğrudan belirliyor. Burada belirsizlikten doğan bir atmosfer yerine açlıktan doğan bir yüzleşme var.

Kitabın dili, süslenmeyi reddediyor. İmgeyle derinleşmek yerine, cümleyle sertleşmeyi seçiyor. Bu tercih, metinleri daha görünür ve daha keskin kılıyor. Okur, metnin içinde dolaşmıyor; metinle karşı karşıya geliyor. Bu açıdan bakıldığında Tanıdık’ın yaptığı şey, anlatmak değil, doğrudan söylemek. Ve bu söyleyiş, geri adım atmayan bir ton taşıyor. Tematik olarak kitap, bastırılmış olanın açığa çıkışı üzerine kurulu. Kadınlık, şiddet, öfke ve suskunluk gibi başlıklar yalnızca içerik olarak yer almıyor. Aynı zamanda bir duruş olarak karşımızı çıkıyor. Bu yüzden, metinler sadece bir hikâye anlatmıyor; bir tavır da kuruyor. Okurdan da bu tavra karşılık vermesini bekliyor.
Ancak bu kadar keskin bir dilin doğal bir riski var: tek sesli kalma ihtimali. Kitap boyunca korunan sertlik, bazı anlarda etkiyi artırmak yerine sabitleyebiliyor. Okur, zaman zaman bir kırılma, bir sessizlik ya da ton değişimi arıyor. Fakat yazar, bu alanı genişletmek yerine dar tutmayı tercih ediyor. Bu da metni zayıflatmaktan çok, daha yoğun ve sıkı bir yapıya dönüştürüyor. Kitabın en güçlü yanlarından biri de kontrol. Hikâyelerdeki öfke dağılmıyor, yönünü kaybetmiyor. Bu, özellikle bu tür temalarda önemli bir denge. Yazar, duyguyu büyütmek yerine onu tutmayı tercih ediyor ki bu da kitabı disiplinli kılıyor.

“Seni mezara koyacaklar ve üzerini toprakla örtecekler öyle mi? İyi… iyi de… Ölüm neyi değiştirir?” Bu soru, kitabın en karanlık yerini açıyor. Burada ölüm bir kapanış değil. Bir rahatlama da değil. Aksine, değişmeyen şeylerin altını çizen bir eşik. Metinlerin çoğunda da benzer bir duygu var: bitişler, hiçbir şeyi gerçekten bitirmiyor.
Bu yüzden Öyleyse Vurun Baltayı, okuru etkilemeye çalışan bir kitap değil; etkilenmeyi kaçınılmaz kılan bir çalışma. Yaklaşmayı kolaylaştırmıyor ama mesafeyi de anlamsız bırakmıyor. Okur bu sertliğin içinde kalmayı kabul ediyor ya da dışarıda duruyor. Arada bir yer bırakmıyor ve belki de kitabın asıl gücü tam olarak burada ortaya çıkıyor.
Kitap bittiğinde geriye şu cümle kalıyor:
“Bir kadının sesi bazen bir incir ağacının dalında yankılanır, bazen bir makasın ‘kırt’ sesinde.”
Cevdet Güner




Yorumlar