top of page

Elmas Tunç Yazdı- Hayalle Gerçeğin Savaşında Truva Atına Gizlenmiş Regresyon İzleği: Tahta Bacaklı At

  • Yazarın fotoğrafı: İshakEdebiyat
    İshakEdebiyat
  • 2 gün önce
  • 3 dakikada okunur

İsmini yarışmalarla duyuran Zeliha Tamer Uçar'ın ilk öykü kitabı olan "Tahta Bacaklı At" 2025 Ekim ayında Metinlerarası Kitap etiketiyle okuruyla buluştu. Eser 13 öykü 115 sayfadan müteşekkil. Dili akıcı, sade olan bu kitapta yazarın öykülerinde ortak bir tema olmamasına rağmen genel olarak gerçeğin içine hayalin sızdığına tanık oluyorsunuz. Bunu metaforik olarak şöyle ifade edebiliriz. Yazar, okura bir hikâye sunarken aslında içeriye çocukluğun bastırılmış duygularını(askerlerini) sızdırıyor. Bu konuya bir sonraki paragrafta ve sonrasında etraflıca değineceğiz. Ancak öncesinde "Merkezdeki Fikir" isimli üstkurmaca unsur barındıran ilk öyküden kısaca bahsedelim. Zira yazarlık atölyelerinde değinilen hususlarla birlikte kaleme alınmış bu kurmacaya Ahmet Ümit 'in de yedirilmesi enfes olmuş. Bu anlamda iyi bir örnek olduğunu söyleyebiliriz.

Kitaba adını veren öykü, bize ismen Oğuz Atay'ın 'Tahta At"ını çağrıştırsa da Atay'ın öyküsünde bürokratik bir mesele, sarkastik ve ironik bir tarzda ele alınırken Zeliha Tamer Uçar ise geçmişteki bir imgeyi, çocuksu bir hayal gücüyle bugüne, tahta bacaklı at olarak taşımıştır. Başlığımızda geçen "regresyon" ifadesini, buna paralel olarak başka bir öyküyle irdelemeye devam edelim.

"Ağızım Ben" öyküsü, torun ve anneanne arasındaki diyaloga annenin dahil olmasıyla açılır. Karşılıklı konuşmalar ilerledikçe torununa soğuk davranan anneannenin, vaktiyle kendi kızına da soğuk, sevgisiz, aşağılayıcı davranışlarda bulunduğunu, buna karşılık işsiz, kumarbaz oğluna ise kul köle olduğunu ve dört yaşına kadar emzirdiğini öğreniriz. Dahası, oğlu için kızının kocasına kredi çektirmiştir. Eşinden habersiz, kızına altınlarını sattırmıştır öykü kişisi anneanne. Bunca fedakârlığına rağmen kıymeti bilinmeyen hayırlı kızımız; hayırsızlık, değersizlik hissi, üzüntü gibi duygularını artık bastıramaz, hisleri farklı bir surette su yüzüne çıkar. İçsel çatışma da tam bu noktadadır. Ruhunda isyan fişekleri patlayan kadın, dev anasına benzettiği annesine görünüşte bir şey diyemez. Fakat çocukluğunu, annesinden nasıl korktuğunu hatırlar. Zihni bu sahneyi oyunlaştırmak için savunma mekanizmalarından biri olan regresyona başvurur. Gerçeğin bunaltıcılığına ve cesaretsizliğine karşın, zihnin tahta atının içine gizlenmiş çocukluk travması gerçekle hayal sınırının muğlaklaştığı bir noktada oyunla, hayalle meydana çıkar. Dev anasıyla savaşa tutuşan çocuk, öykü kahramanımızdan başkası değildir.

Metinlerarasılık yaparak okura göz kırpan yazarın karakterleriyle kurduğu sessiz, çok yönlü, büyülü bir dünyası var. Öyle ki bu dünyada kimin esas patron olduğunu sorgulatan "Uslu Bir Karakter Olun Lütfen!" öyküsü, ipler aslında kimin elinde diye sorgulatan, benim de favorilerimden olan, yine üstkurmaca tekniğiyle yazılmış bir öykü.

Maharetli kalem, karakterlerin zihinlerinin sıkıştığı ânı okura âdeta yaşatır. Tıpkı ölmüş insanların fotoğraflarının sosyal medyada videoya dönüştürülmesi gibi etkileyicidir. Bilhassa başta da bahsettiğim ve regresyon izleği sürdüğümüz, ödüllü, kitaba ismini ve ruhunu veren "Tahta Bacaklı At" öyküsü bana bu hissi yaşattı. Yas, helva kokusu, bir baston ve çocukluk düşlerinden gerçeğe usulca süzülen, kişneyen gümüş yele.

"Babamın uyuklamasını fırsat bilir, bastonu kaçırıp gizli gizli oyun kurardım evin içinde. Musa'nın asası gibi canlanıverirdi elimde. Atımın sırtına atladığımda zaman yırtılır, masalsı bir evren açılırdı önümde. Sihirli bir dünyanın eşiğinden atlardık tahta bacaklı atımla. Neredesin şimdi Gümüş Yele?"

"Aynadaki Çatlaklar"dan ne sızıyor dersiniz? Muhtemelen hemen hepimizin çocukluğunda diş hekimi olmayan diş çekenler olurdu. Berberdeyseniz tekrar bakın o aynadan sızanlara. Belki tanıdık anlara, satırlara denk gelir, yüzleşirsiniz o vakit çocukluk travmanızla.

"Hocamın Ellerine Sağlık" Günümüz güzellik algısına ve estetik anlayışına gerçeküstü yerden yaklaşan bir yüzleşemeyiş öyküsü. Bedenle ruh arasındaki makas açılınca okur düşünüyor. Hakikat aslında neyin tarafında?

"O makine Senden Kıymetli" Günümüzün kanayan yarasına neşter vuran bir öykü daha. Sen iki üniversite bitir, sonra hayat seni bambaşka bir işe sürüklesin fare kadar değerinin olmadığı. Cinnet mi yoksa birikmiş öfke mi? Çarpıcı bir kırılma anı ve çatışmanın en keskin yanı. Okunmaya, hissetmeye, üzerinde düşünmeye değer öyküler evreni kurmuş yazar.

"İyi bir çocuk olursanız, belki Şirinler'i görebilirsiniz" diyen çizgi film repliğini hatırladınız mı? Ben de diyorum ki iyi bir okur olursanız dev anasının bağırışlarını, Gümüş Yele'nin kişnemesini duyabilirsiniz. Kim bilir...


Elmas Tunç

Yorumlar


bottom of page