top of page

İshak İlk Kitap Soruşturması- Ayşe Ceylan Topçu

Yazarın fotoğrafı: İshakEdebiyat
İshakEdebiyat
2 dakika önce
3 dakikada okunur

1- Öykü yazmaya ne zaman, nasıl başladınız? 

Bazı insanlar için yazmak kader, kimileri içinse kederdir; benim yazma serüvenim ise bu ikisinin tuhaf bir karışımı olarak başladı. Bu süreçten ne zaman uzaklaşacak olsam, beni hep içeriden iten, dürten ve kendine çağıran bir arzu vardı. Nihayet 2016 yılında, Moda’daki bir atölyede o fırsatı yakaladığımda, içimdeki bu köklü arzuyla, büyük bir iştah ve özlemle öykü yazmaya başladım; o günden beri de öykü yazmayı sürdürüyorum.

2- Öykü türünü seçmede de özel bir nedeniniz var mı? Öykü yazmanın kolay olduğunu düşünüyor musunuz? 

Edebi lezzet açısından öykü formunu kendime yakın hissettim hep. Ayrıca insanın ve kültürlerin binlerce yıllık hikâye etme geleneğini ilgi çekici bulurum. Kâinata, insana, hayata, topluma, dile dair ne çok bakış ve söyleyiş, anlayış, kurgulayış açısı vardır orada. Biyolojik olarak türümüzün bu sıra dışı yeteneğine hayranlık duymamak mümkün değil. Öte yandan öykü yazmanın kolay ya da zorluğundan ziyade günümüzde öykü okuru niceliksel olarak azdır. Mütevazı, öyle popüler olmaya, vitrinlerde çığırtkan bir varoluş halinde bulunmaya aldırmayan bir yazınsal tür gibi gelir bana öykü. Haydar Ergülen bir yazısında “şiirin kardeşi” demişti öykü için. Roman artık yayın endüstrisinin, pazarlama ve reklamın ayrılmaz bir parçası. Öykü ise daha kendi halinde, sakin, kendisiyle barışık bir tür gibi geliyor bana. Kavgacı değil söyleyeceğini söyleyip, gerisini okura bırakan bir tür sanki. Bu varoluş halini seviyorum öykünün.

Öykücünün damıtarak, sıkıştırarak yazdığını okura geçirebilmesi kolay değil. Az kelimeyle çok şey anlatmak, atmosferi doğru kurup okura hissettirmek, duygu aktarımını sağlamak, katmanlı anlatabilmek, gösterilenle gösterene işaret edebilmek, dil işçiliğine emek vermek, bunlar ifade edildiği kadar kolay şeyler değil. Hayır öykü yazmak kolay değildir, birçok incelik, çok çalışma ve kahredici bir sabır gerektirir.

3- İlk öykünüzün yayımlanma macerasını anlatır mısınız? Yayımlandığını gördüğünüzde neler hissetmiştiniz? 

İlk öyküm Varlık dergisinde Kasım 2022’de yayımlandı. Sonradan, kitabıma da adını veren “Yüzünü Güneşe Dön”. Tabi ki çok sevindim. Dergiyi heyecanla elime aldım ve ona sımsıkı sarıldım. Başka nasıl tanımlanabilir o duygu diye şimdi düşünüyorum. İlk öpücük gibi şaşkın ve sıcak.

4- Öykülerinizden dosya oluşturma fikri nasıl oluştu? Dosyanızı oluştururken nelere dikkat ettiniz? Belirli bir tema üstünden mi ilerlediniz yoksa farklı temaların oluşturduğu bir bütünü mü tercih ettiniz?

Aslında bu bir yolculuk. Yolda olma durumunda devam ediyorsunuz. Yazıda kalınca, kalmayı başarınca hep yazıyorsunuz. Özellikle bir tema üzerinden ilerlemedim. Zihniniz veya yürüdüğünüz yol sizi belli bir temaya götürüyor zaten. Bilinçdışının hareketleri, kımıldanışları, çağrıları diyelim. Sonra bu bilinç katına çıkıyor. Böylece metnin çekirdeği oluşuyor. Ve oradan yürüyüp gidiyorsunuz. Şimdiye kadar bende böyle gelişti olaylar☺))

5- Kitap yayımlamak oldukça meşakkatli bir iş. Dosyanız okunmayabilir, okunsa bile uzun süre bekletilebilir, bekletilse bile birçok etmenden dolayı yayımlanamayabilir. Bütün bu durumlar gözünüzü korkuttu mu? 

Haklısınız, gözlemleriniz yerinde. Gerçekten de böyle oldu. Sizin için önemli olan başkası için olmayabiliyor. Bunların hiçbiri korkutmadığı gibi yaşadıklarım daha çok kamçıladı beni. İnat ve sabırla yazmaya sarıldım.

6- Çok fazla yayınevi var. Yayınevini belirlerken nelere dikkat ettiniz? Hedefinizde bir yayınevi var mıydı?

E tabi. Her gönülde bir aslan yatar benim de hedefimde bir yayınevi vardı. Ama yayınevlerinin idealize ettiğiniz gibi olmadığını görünce makas değiştirmeyi bilmek lazım.

7- Öykü yazmaya yeni başlayanlar için önerileriniz nelerdir? Yola çıkmadan önce çantalarına neler koymalarını isterdiniz? 

Benim için okuma eylemi her zaman öncelikli oldu. Multi-disipliner okumalar yapmayı  tercih ettim hep. Okurluk, yazarlığın can suyudur. Heybeniz dolu olursa o heybeden sunum yapabilirsiniz ancak.  Özcesi okumadan, iyi bir okur olmadan yazmanın nitelikli, derinlikli sonuçlar üretemeyeceğini düşünürüm. Türkçe ve Dünya edebiyatından hangi türde yazacaklarsa o türde bol bol okuma yapmalarını söyleyebilirim. Çünkü her metin bir palimsestir.  Ayrıca yazıda ısrarcı olmalarını, zamanla yazan kişilerin yazar olduğunu hatırlarında tutmalarını, yazıya tekrar tekrar bakmayı unutmamalarını, yazdıkları her şeye âşık olma huyundan vazgeçmeyi bilmelerini, yazınsal içgüdülerine güvenmelerini ekleyebilirim. Eski zamanlardaki usta ve çırak karşılaşmaları günümüzde maalesef yok. Metinlerini bir ustayla çalışabilirlerse, bu ilişkinin metne zenginlik katabileceğini de söyleyebilirim.


Yorumlar


bottom of page