İshak İlk Kitap Soruşturması- Rukiye Saran Aydın

1- Öykü yazmaya ne zaman başladınız?
İlk okul öğretmenimiz, yazma konusunda bize tavsiyelerde bulunurdu. Yazmak isteyenler için en güzel başlangıcın günlük yazmak olduğunu söylerdi. Yazmayı çok istiyordum. Günlük yazmaya başladım. Sevinçli, üzüntülü anlarımı, hayallerimi günlük defterime yazardım. İlk gençlik yıllarımda şiir yazmaya başladım. Okumayı çok severdim. Roman okuyordum çoğunlukla. O zamanlarda istediğimiz kitaba istediğimiz zaman sahip olamazdık. Arkadaşlarımızla kitap takası yapardık. Elime ne geçerse okuyordum. Çeşitli romanlar okudukça roman yazmak isteği başladı bende. Yazmaya karar vermiştim. Sonra öykü kitapları geçti elime. Anton Çehov’un öykülerini okuyunca çok etkilendim. Daha sonra değerli öykücülerimizden Ömer Seyfettin’in, Rasim Özdenören’in ve daha birçok öykücünün öyküleri çarptı beni. O zaman öykü yazmaya karar verdim.

2- Öykü türünü seçmede özel bir nedeniniz var mı? Öykü yazmanın kolay olduğunu düşünüyor musunuz?
Hayatımızdaki olayların kısacık ama bizi etkileyen ânlarının anlatılması beni çok etkiler. İnsanoğlu dünyaya gelip konuşmaya başladığında hikâye anlatmaya başlar. Gördüğünü, başından geçeni, hayallerini anlatır. Bunların bazısını uzun uzun, bazısını kısaca ama etkili anlatır. Dünyada her şey devinim içindedir. Etrafımızda, gözümüzün önünde çeşitli olaylar meydana geliyor. Doğada tüm yaratıkların eşsiz devinimine şahit olmak çok büyük bir etki bırakır ruhumuzda. Dünyadaki yaratılan her şeyin sayısınca anlam vardır. Yine bu yaratılanların sayısınca hikâye vardır. Bu hikâyeleri sözlü olarak anlatan vardır dünya kurulalı beri. Yazılı anlatanlar da vardır. Yazılı anlatımlardan öykü türünü yazmayı seviyorum. Öykünün şiirsel yönü de vardır. Şiire daha yakındır. Çevremde meydana gelen olaylardan etkilenirim. Bu üzücü de olabilir sevindirici de. Onu yazarım. Doğadaki bir yaprağın, bir ağacın, bir çiçeğin, bir kuşun, börtü böceğin küçük ama engin anlamlı bir hareketi epifanik bir şimşek çaktırır. Bana hikmetli kapılar açar, engin hayal bahçelerinde gezinirim, yazarım.
Öykü yazmanın da diğer edebi türler gibi zorlukları vardır. Öykünün konusunu, olaylarını, karakterlerini, kurgusunu planlayıp yazıya dökmek, zevkli olduğu kadar zordur da. Olayları kısa bir metinde ama etkili bir biçimde anlatmak zorunda yazar. Romandaki gibi ayrıntılı ve uzun değil. Yalnızca bir ayrıntıyı genişleterek yazar. Olayları olduğu gibi göstermez, yalnızca sezdirir öykücü. Öykünün karakterleri sınırlıdır. Romandaki gibi zamanla birçok karakterlerle karşılaşmayız. Az sayıda karakterlerle olayı kurgular, öyküleştirir. Hemen hemen şiir gibi az kelimelerle çok şey anlatılır. Çağrışımlar, metaforlar, mecazlar, teşbih ve imge yönünden zengindir.
3- İlk öykünüzün yayımlanma macerasını anlatır mısınız? Yayımlandığını gördüğünüzde neler hissetmiştiniz?
İlk öyküm, bir gazetenin kültür sanat sayfasında yayımlanmıştı. Babam öykümün yayımlandığı gazeteyi bana verdiğinde o kadar heyecanlanmıştım ki dizlerimin titremesinden dolayı ayakta duramadım. Bir yandan kalbim kıpır kıpır çarparken, ellerim titrerken gazetenin o sayfasını zorlukla açtım. Öykümün adını ve kendi adımı görünce heyecanım en üst seviyeye çıkmıştı. Derin bir nefes alıp rahatladıktan sonra okumaya başladım. Okuma bitince dünyalar benim olmuştu sanki. Çevremdeki her şey güzelleşmiş, rengârenk olmuştu. Kendime güvenim artmıştı birden. Öyle ya, benim de diğer yazarlar gibi öyküm yayımlanmıştı. Artık yazarlığa acemice bir adım atmıştım. İlk öykümün öyle pek kusursuz olmadığını gördüm tarafsız bir gözle tekrar okuduğumda. Kendi kendime söz verdim kafamda tasarladığım öyküleri daha güzel yazmaya. Bunun için daha çok öykü okumalıydım. Daha çok çalışmalıydım. Kendime verdiğim sözde durdum, yoğun olarak öykü üzerinde çalıştım. Teorik metinler de okudum.
4- Öykülerinizden dosya oluşturma fikri nasıl oluştu? Dosyanızı oluştururken nelere dikkat ettiniz? Belirli bir tema üstünde mi ilerlediniz yoksa farklı temaların oluşturduğu bir bütünü mü tercih ettiniz?
Yazma ve okuma sürecinde çeşitli dergilerle tanıştım. Edebiyat yolculuğunda dergilerin önemli işlevi olduğunu düşünüyorum. Dergilerin birer okul niteliğindedir bence. Önce Mavera, Diriliş, Yedi İklim, Türk Edebiyatı, Varlık dergileri okulum oldu. Sonra ikinci okulum Hece dergisi oldu. Hece’den başka birçok dergiyi rutin olarak okudum, yararlandım. O arada öykü üzerinde yoğunlaştım. Öykülerimin olgunlaştığına kanaat getirdikten sonra yazdıklarımı Olağan Hikâye, Türk Edebiyatı, Yedi İklim, Edebiyat Ortamı, Geçerken, Kayıp Kayıt ve Hece Öykü dergilerinde yayımlandı. On dokuz öykülük ilk kitap olarak “Beli Bükük ile Mezar Taşı” adlı kitabım Hece Yayınları’ndan çıktı.
Öykülerimi değişik temalar üzerinde oluşturdum. Çeşitliliği seviyorum. Bir kısmı alegoriktir. Gerçekçi, büyülü gerçekçi, durum, olay öykülerim var. Çeşitliliği tercih etmemin sebebi kolay okunur bir eser oluşturmak. Değerli okurlarımdan öykülerim hakkında aldığım olumlu eleştirilerden biri de öykülerimdeki çeşitliliktir. Okuru monotonluktan kurtarıp zevkle okunmasını sağlamak.

5- Kitap yayımlamak oldukça meşakkatli bir iş. Dosyanız okunmayabilir, okunsa bile uzun süre bekletilebilir, bekletilse bile birçok etmenden dolayı yayımlanmayabilir. Bütün bu durumlar gözünüzü korkuttu mu?
Evet, doğrusu zor bir süreç. Dosyamı gönderdikten sonra merakla ve heyecanla bana dönüşünü bekledim. Sağ olsun, fazla bekletmeden olumlu dönüş yaptı Hece Yayınları.
6- Çok fazla yayınevi var. Yayınevini belirlerken nelere dikkat ettiniz? Hedefinizde bir yayınevi var mıydı?
Evet. Hedefim Hece Yayınları’ydı. Yukarıda belirttiğim gibi Hece ve Hece Öykü benim okulum gibiydi. Severek ve beğenerek okuyordum dergilerini. Onunla manevi bir bağım vardı. Onun için onu hedefledim. Eğer dosyam kabul edilmeseydi başka yayınevlerine başvuracaktım tabii. Çok şükür, Allah sayılarını artırsın, bu konuda velüt bir edebiyat dünyamız var.
7- Öykü yazmaya yeni başlayanlar için önerileriniz nelerdir? Yola çıkmadan önce çantalarına neler koymalarını isterdiniz?
Benim en önemli önerim: Okusunlar, okusunlar, yine okusunlar. Önce Dünya ve Türk klasiklerini, sonra günümüz edebiyat eserlerini. Gençler okumayı hobi olarak değil de en önemli bir ihtiyaç olarak nitelendirmeliler. Edebiyatımızda kadim anlatılarımız, asırlardır coşkun ırmaklar gibi çağıldayarak uğradığı çağların insanını yetiştirmiş, gönüllerini şad etmiştir. Günümüzde de gönüllerimizde aynı coşkunlukla akar da akar. Her türde ve şekildeki şiirimizin ırmaklarından; mesnevilerimizden, beyitlerimizden, gazellerimizden kana kana içmeye ihtiyacımız var. Dünya klasiklerine de ihtiyacımız var. Edebî olan her türden okumalı, gönlümüzü, zihnimizi, hayallerimizi tatmin etmeliyiz var. Tatmin olmayan gönül, zihin yeni eserler meydana getiremez. Kadim eserler yolumuza ışık tutarak aydınlatırlar, biz de o yolda ilerleriz.
Bu güzel sorular için İshak Edebiyat’a teşekkür ederim.




Yorumlar