İshak İlk Kitap Soruşturması- Merve Çömelek

1- Öykü yazmaya ne zaman, nasıl başladınız?
Aklımda kalan belirli bir zaman yok. Önce küçük notlar, hayal gücüyle beslenen metinler, sağa sola yazdığım aforizmalar vardı. Zamanla bu parçalar uzayan metinlere, toplumsal meselelere odaklanan anlatılara dönüştü.
Kırklı yaşlarımla birlikte sanırım cesaretim de arttı. Uzun soluklu bir metin yazıp yazamayacağımı denemek istedim. Kendime bile itiraf etmeden roman yazmaya başladım, tıkandığım zamanlarda yazma eyleminden uzaklaşmamak için de öyküye tutunuyordum. Hâlâ ikisini de eş zamanlı sürdürüyorum.

2- Öykü türünü seçmede özel bir nedeniniz var mı? Öykü yazmanın kolay olduğunu düşünüyor musunuz?
Aksine öykü yazmanın epey zorlayıcı olduğunu düşünüyorum. Öyküde zaman kısıtlı, alan dar. Okuyucusu ve eleştirmeni sert. Öykücünün hikâyeyi okura geçirebilmesi için dile hâkim olması tek başına yetmez, sahnelemeyi de başarıyla yapmalı.
İlk soruya gelince hiçbir türü seçmek için özel bir nedenim yok. Asıl mesele türden çok okura ne verildiği. Edebiyat dünyası bilhassa romanla öykü arasındaki farkları türlü şekillerde anlatmış, mecazlar kullanmış. Bunlar üzerine sohbet etmek keyifli ama beni işin özünden uzaklaştırdığını düşünüyorum. Kalıplara, tekniklere, türlere takılmadan anlatacağımı anlatabilme çabasındayım.
3- İlk öykünüzün yayımlanma macerasını anlatır mısınız? Yayımlandığını gördüğünüzde neler hissetmiştiniz?
Yayımlanan ilk öyküm, Evin İlk Ölüsü. Bu öykü, 2023 Seyhan Livaneli Yarışması’nda mansiyona layık görülmüş ve bu sebeple Edebiyat Haber portalında yer almıştı. Heyecanlı bir süreçti. Neticede okuyucu karşısına ilk kez çıkıyordum. Öykünün başına, bence başarılı bir görsel hazırlamışlardı. Siyah beyaz, tam olarak zihnimdekini yansıtan bahçe içinde bir ev. Öyküye gizlenen o terk ediş ve dönüş hissi kuvvetlice yansıtılmıştı. Üstelik bu konuda kimseyle görüşmemiştim. Bu bana görseli hazırlayanla ortak bir histe buluştuğumuzu düşündürmüştü. Ortak bir histe buluşmak sanırım herkesi mutlu eder.
Genelde öykülerimi yayınlatma konusunda aceleci değilim. Yazdıklarımla vedalaşmak da pek kolay olmuyor, sürekli düzeltecek bir şeyler buluyorum.
4- Öykülerinizden dosya oluşturma fikri nasıl oluştu? Dosyanızı oluştururken nelere dikkat ettiniz? Belirli bir tema üstünden mi ilerlediniz yoksa farklı temaların oluşturduğu bir bütünü mü tercih ettiniz?
Sana Hikâyemi Anlattım, 2018 yılından bugüne dek yazdığım öykülerin bir kısmından oluşuyor. İnsanın içinde kalan izleri ve çeşitli toplumsal rolleri yansıttığım, hafıza, vicdan, kayıp, aidiyet ekseninde ilerlediğini düşündüğüm öyküleri dosyaya seçtim. Karakterler kendilerinden çok önce kurulmuş düzende yaşamak zorunda kalan, bireysel deneyimleriyle toplumsal belleğin de yükünü sırtlanan insanlar.
Kitapta bölüm başlarında iki alıntı var.
-Terentius’un: “İnsanım, insana dair hiçbir şeyi kendime yabancı saymam.”
-Horatius’un: “Anlatılan senin hikâyendir.”
Bu alıntılar dosyayı hazırlama sürecinde çıkış noktamdı. Bence kitabın düşünsel çerçevesini oluşturuyorlar.

5- Kitap yayımlamak oldukça meşakkatli bir iş! Dosyanız okunmayabilir, okunsa bile uzun süre bekletilebilir, bekletilse bile birçok dolayı yayımlanamayabilir. Bütün bu durumlar gözünüzü korkuttu mu?
Evet, bunların hepsini tabii ki yaşadım. Çalışmalarım belki okunarak belki de tek sayfası dahi değerlendirilmeden reddedildi. Uzun süre gözüm elektronik postamdaydı. Kendimi “Bunlar yaşanacak,” diye teselliye çalışsam da moralimin bozulduğunu inkâr edemem. Hatta zaman zaman umutsuzluğa kapılarak durmayı düşündüm ama bir yandan da yazmaya devam ettim.
Yayınevlerini haklı buluyorum. Belirli bir okuyucu kitlesi var, öyle kalabalık gruplardan bahsetmiyoruz. Genelde popüler yazarlar tercih ediliyor. Herkes aynı şeyi okuma peşinde. Bunun da bir modası var. Bir tarafta hâlâ okunmamış ya da yeniden okunacak klasikler bekliyor. Gerçekten yeniye, tanınmayana vakit ayırmak isteyen pek kimse yok. Bununla birlikte maliyetler arttı. Kâğıt pahalı, mağazada rafa ulaşmak pahalı, reklam gerekli… Neticede işin bir ticari boyutu var. Bu yola giren her şeyi göze almalı. Zaten hayatta kolay ulaşılan ne var?
6- Çok fazla yayınevi var. Yayınevini belirlerken nelere dikkat ettiniz? Hedefinizde bir yayınevi var mıydı?
Evet, çok fazla yayınevi olduğu doğru ama ortada gerçekten bir dosya ve ilk eser varsa o kadar da fazla seçenek olmadığını söyleyebilirim. Zira bir eserin yayımlanması için kimi zaman sosyal medya takipçi sayısı bile konu edilebiliyor. Ben de az önce anlattığım gibi birçok yere ilk dosyamı -ki bu bir romandı- göndermiştim. Bunların kimi kitaplarını alıp okumayı sevdiğim, kimi ise ilk eserlere yer vereceğini düşündüğüm yayınevleriydi.
Metinlerarası Kitap o sene Sait Faik Hikâye Armağanı’nı kazanan Barlas Özarıkça’nın Hay isimli eserini yayımlamıştı. Dikkatimi bu vesileyle çekti. Velhasıl ilk romanımı Metinlerarası kabul edince öykü dosyamı da başka bir yerle paylaşma ihtiyacı hissetmedim.
7- Öykü yazmaya yeni başlayanlar için önerileriniz nelerdir? Yola çıkmadan önce çantalarına neler koymalarını isterdiniz?
Yıllardır birbirinden değerli hocalarla çalıştım. Her biri serüvenime farklı katkılar sundu ama bir ortak nokta vardı ki ben de onu paylaşabilirim. Yazma yolculuğuna romantik düşüncelerle çıkılacağını düşünenler ilerleme kaydedemeyeceklerini baştan kabul etmeli. Yazmak da her iş gibi sistemli çalışma gerektiriyor.
Umberto Eco’nun şahane bir sözü var: “Roman yazmak için aklınıza yaratıcı bir fikir gelmelidir fakat bu işin %10’udur, %90’ı ise çalışmaktır.” Bu söz bence yazmaya başlayan herkese kılavuzluk edebilir.
Teori ve pratik içerikli atölyelerin ve meşhur yazarların yazmak üzerine öğütlerini, kendi rutinlerini anlattıkları kitapların yalnızca gerçekten yazanlara faydası dokunur.
Masanın başına, belki de bir yere varamayacaklarının kabulüyle, tekrar tekrar oturmayı göze alsınlar. İlhamla değil süreklilikle çalışsınlar ve pes etmesinler. Bu yolculuk çok uzun.




Yorumlar