Öykü- Ümit Ahmet Duman- Hacılar Köyündeki Arkeolojik Bulgular
- İshakEdebiyat

- 2 gün önce
- 5 dakikada okunur
Yıl 1965… Burdur’un Hacılar köyü son on yıldır sık sık devlet büyüklerinin, başkentten geldikleri belli, kelli felli büyük adamların akınına uğruyordu. Toprağın dilsiz uykusunu uyandırmak istercesine arazide ölçümler yapıyorlar, çevredeki yıkılmaya yüz tutmuş bodur tarihi duvarların taşlarından örnekler alıyorlardı. Köy halkına buraların önümüzdeki günlerde çok önemli yerler olacağından bahsediyorlar; gözlerini dört açmalarını, günümüzden on bin yıl önce yaşamış büyük büyük dedelerinden toprakta, yer altında bir şeylere rastlarlarsa kendilerine haber vermelerini öğütlüyorlardı. Zamanın tozlu raflarında saklı kalmış bir mirası gün yüzüne çıkarma telaşı, köyün kerpiç duvarlarında yankılanıyordu.
On yıldır ara ara böyle kalabalıklaşan köyü, ekim zamanı yaz bitiminde kendi haline bırakıyorlardı. Güneşin ısısını hissettirmekten uzaklaştığı ekimin son günlerinde, gökyüzü gri bir hüzne bürünürken, köylü Rıza traktörünün arkasına taktığı tırmıkla toprağı yararak havalandırırken az önünde toprağın içinden çıkan bir hareketli karaltı gördü. Dikkatli bakınca tarla dostu köstebeği fark etti ama siyah derisi üzerinde kahverengi beneklerden oluşmuş tozcuklar dikkatini çekti. Karşılıklı güvenden bir miktar daha yaklaştığında bunun doğal kürkü olmadığını, durumda bir gariplik olduğunu anladı. Toprak, sakladığı sırrı minik bir canlının sırtına yükleyip gün ışığına fısıldamıştı.
Akşam evde tarhana çorbası ve kuru soğandan ibaret yer sofrasında hanımına anlattı. Hanımı daha sözünü bitirmeden, "Bey bey böyük böyük adamların geliverdikleri bizlere söyleye durdukları bir şeyin işareti olmasın sakın," dedi. Rıza akşam kahvesinin yanına tellendirdiği sigarasının dumanında küp küp altınlar, kasa kasa sikkeler görüyor, hayallerini umudun rüzgârıyla harmanlıyor, doluya koyuyor almıyor, boşa koyuyor dolmuyordu. Sabaha dek karısının horultusunu dinlerken gözünü kırpmadığı gibi, bunca sene bu doğal gürültüyle nasıl uyuduğuna bir türlü akıl sır erdiremiyordu.
Sabah motorun römorkuna kürek kazma da koydu. Köstebeğin yuvasının hemen üzerinden usul usul kazmaya başladı. Şansı o denli yaver gitti ki az sonra gördüklerine inanamadı. Hayalleri suya düşmüştü ama olsun her işte bir hayır vardır diye düşündü. Çıka çıka karşısına evlerinin yapımında kullandıkları kırmızı topraktan ayakları tombik büyük göğüslü çocuk oyuncağı büyüklüğünde ama üzerinde dikkat çekici renkli hayvan, bitki ve çiçek figürleri olan bir mini insan kadın figürü çıktı. Sanki binlerce yıl öncesinin estetiği, avuçlarının içinde yeniden nefes alıyordu. Akşam düşündükleriyle gerçeğe bakınca şansına içinden küfretti. Onu dikkatlice kenara koydu. Biraz daha kazarak bir iki paslanmış, yeşil ve kahverengiye bürünmüş para ya da sikkeye rast geldi.
O gün nasibinde toprağa köylü çalışması yapmak yoktu. İşi gücü bırakıp o iki sikke ve oyuncak figürü ile muhtara gitti. Muhtar da bulduklarına fazla bir anlam veremeyince, köy kahvesindeki köyün tek telefonundan başkentteki ilgili büyük adamlar arandı. Bulunanlar kabaca tarif edildi. Telefonun öbür ucundakiler, “Aman onları gözünüzün önünden ayırmayın yarın oradayız” diyerek heyecanla kapadılar. Kaderin çarkı, bir köstebeğin tünelinde dönmeye başlamıştı.
Karşıdaki büyük adamların heyecanlarından önemli bir şey bulduğunun farkındaydı köylü Rıza.
Gerçekten de ertesi sabah güneş doğmadan köydeydiler. Kalabalık bir inceleme grubu önce minik heykelciği, sikkeleri ve sonra da buluntunun yerini incelediler. Köy halkına, “Sizlere söylediğimiz tarihi alanı bulduk galiba. Şimdi buradan tarihi bir kent bir yerleşim yeri çıkarabiliriz, sizler için de gelecek turistlerden gelir kapısı aralayabiliriz. Sizlerden tek bir isteğimiz var; bizden haber almadıkça bu yaşananları kimseyle paylaşmamanız, bu sırrı toprağın bağrına gömülü tutmanızdır,” dediler.
Araştırdıklarında bulunan parçaların MÖ 7. Bin yıla tarihlendiklerini saptayıp heyecandan derhal kazı çalışmalarına başladılar. Köylülerin işgücünden yararlandılar. Köylü Rıza’ya da gösterdiği çabasından ötürü ödül olarak yaz dönemi kazı çalışmaları yapıldıktan sonra kışın alanın bekçiliği görevini verdiler. Köylü Rıza bekçiliği haricinde, kışları toprakta şüphelendiği alanlarda kaçak kazılarına devam ediyordu; çünkü merak, ruhu kemiren bir kurt gibi onu rahat bırakmıyordu. Köy hareketli günler yaşıyordu. Turistler geliyor resimler çekiyor köylüyle sohbetler ediyorlardı. Önce yerel basından gazeteciler sonra kalabalık bir yabancı gazeteci grubu köye akın ettiler. Röportajlar yapılıyor, köy ve buluntular hakkında uzun uzun bilimsel yazılar yazılıyor. Anadolu’nun batı kıyısındaki bilinen tarihi için kısmen bilinenler onaylanırken kısmen de önemli değişimlere uğruyordu. Tüm dünya Hacılar köyündeki gelişmeleri heyecanla ve yakından ilgi ile izliyordu.
Bir gün gelenler başlarında bir Türk ile beş İngiliz’di. Köylü Rıza’nın evinde ağırlanmak istediklerini söylediler. Zaten son dönemlerde turizm patlaması yaşayan köyde her evin bir odası yerel pansiyondu. Akşam yemekler yendikten hemen sonra misafirlerin başındaki tercüman Türk genci köylü Rıza’ya, “Misafir odasında biz bize bir toplantı yapalım,” dedi. Çaylar kahveler eşliğinde başlayan toplantı sonucunda İngilizler Rıza’ya, “Toprağın bereketi sadece başakta değil, onun sanata dönüşen ruhundadır.” Açılış konuşması devamında, “Toprak sizin toprağınız, dağlarda tarlalarda bol miktarda var. Hanımlar hamur yoğurur, elleri toprağı da yoğurmaya meyillidir. Bizlerde sır ve toprak yüzey üzerine şekiller çizecek eğitimleri veririz. Bizim fotoğrafladığımız ve tüm müzelerin ilgisini çekeceğine inandığımız objelerin kopyalarını yapalım. Buluntu diye yurtdışına fahiş fiyatlara satalım. Siz de kazanın biz de kazanalım. Ayağınıza kadar gelmiş bu fırsatı neden değerlendirmeyesiniz,” önerisinde bulundular.
Zaten yaptığı işten bekçilik dışında bir hediye görmeyen köylü Rıza için bu öneri, vicdanı susturan, cüzdanı coşturan bir melodi gibiydi. Üzerinde düşünmeye dahi gerek olmadan onay buldu. Hemen kolları sıvadılar. Köyün çeperlerine yeni yerleşim evi süsünde gizliliği sağlamak amaçlı ön yüzünü yerleşim, zeminini imalathaneye çevirdikleri binalar yaptılar. Tarımdan sağladıklarından kat be kat gelir sağlamaya başladılar. Ona yakın figür belirleyip seri üretime geçtilerKöy halkının tüm hanımları, hazırlanan atölyelerde belirli objelerde uzmanlaşarak, parmak uçlarındaki kadim yeteneği modern bir aldatmacaya dönüştürüp buluntu çanak çömlek vb objelerin aslına yakın hatta daha iyilerini üretmeye başladılar.
İngiliz ekip bu işte profesyonel olduklarından dünyanın tüm müzelerine yasal yollardan satışa başladılar. Özel koleksiyonculara da sanki kaçak yollardan gayri meşru bir iş yapıyormuş havasıyla fahiş fiyatlardan satışlar gerçekleştirdiler. Öyle ki satış siparişleri öylesine inanılmazdı ki bütün köy işi gücü bırakmış bu işe çalışıyorlardı. Çoluk çocuk ta getir götür de ufak tefek işlerde annelerine yardımcı oluyordu.
Herkes yaptığı iş bazında İngilizler kadar olmasa da para kazanıyordu. Köyün ekonomik yapısı değişmiş, traktörü radyosu olmayan ev kalmadığı gibi tek tük özel arabalarda köyde dolanmaya başlamıştı.
Bir iki yıllık lale devri köyün çehresini yenilemişti. Neredeyse dünyanın önemli müzelerinin her birinde bu atölyelerin hazırladığı, MÖ 7000 yıllarına tarihli, vücudu kırmızı geometrik figürlerle süslü tanrıça heykelleri, sanki asırlık bir yalanın nöbetçileri gibi elleri karnında oturarak, sahte çanak çömleklerle o suni ışıkların altında birlikte sergileniyordu. Ancak Amerika’dan gelen bir tam takım sipariş her şeyi değiştirdi. İşi sağlama almak isteyen alıcılar gelip malları gördüklerinde gerçekten çok beğenseler de yaptırdıkları bir analizde toprak parçalar üzerinde petrokimya parçaları saptandı.
Modern zamanın izi, geçmişin taklidine bir leke gibi bulaşmıştı. Neolitik dönem ürünlerde böyle bulguların saptanması alıcıları derin araştırmalara sevk etti. Objeler üzerinde uygun sıvı testleri yaptıklarında sıvıların dayanıklılığının o yıllardaki yapım teknikleri sonucu sahip olmaları gereken dayanıklılığın fersah fersah altında olduğunu saptadılar. Şüpheleri, köylülerin sahteciliğini basitçe ortaya çıkardı. Alıcılar, yaptıkları bir toplantı sonucu kendilerinin ve tüm alıcıların dolandırıldıklarını radyolardan tüm dünyaya duyurdular. Köyün o pırıltılı rüyası bir sabah ayazında sabun köpüğü benzeri tuzla buz oldu. Jandarma yapılan suç duyurusuyla başta köylü Rıza ve diğer çalışan hemen hemen tüm köyün kadınlarını sorguya çekti. Köylü Rıza 10 yıl hapis ve yüksek bir para cezası alırken, köylüler ne olduğunu bilmediklerini hatta ülkenin ihracatına katkıda bulunduklarını düşünerek gururla çalıştıklarını belirttiler, bir daha yapmama sözü vererek beraat ettiler.
Hacılar Köyü’nde yükselen o sahte ihtişam, yerini yeniden toprağın sessiz ve vakur gerçeğine bıraktı.
Ümit Ahmet Duman




Yorumlar