top of page
Ara


Öykü- Sibel Oğuz- Dört Taş
Günün birinde biri çıkıp yeşile beyaz diyecek. Beyaza şüpheyle bakmayı öğreneceğim. Sonra senin sözlerin düşecek aklıma. "Giderken şapkanı unutma..." Cebinden taşları çıkarıp masanın üzerine koyuyorsun. Şekilsiz, düzensiz; kenarları keskin. “Hadi otur,” diyorsun. Masanın bir ayağı boşlukta, diğer üçü sağlam. Karşılıklı oturuyoruz. Güneş ikimizi ortadan bölüyor. Eğilmiş masanın altından parçalarımızı topluyorum. Ellerim gözlerinin bataklığına düşüyor. Beni içine çekiyorsun. Ne

İshakEdebiyat
1 gün önce


Öykü- Hüseyin Sefa Ak- Çürük Balık
Diriliği ve iriliğiyle dikkat çeken ihtiyar, üç yerinden bıçaklanarak öldürülen Süleyman Gümüş’ü defnetmek üzere, tabuttan büyük bir özenle çıkardı. Gümüş öylesine güzel kefenlenmişti ki, kefen sanki bu ölüyü sevmiş, onu canı gibi sarıp sarmalamıştı. İhtiyarın bu dikkatli ve ince çalışma tarzı, “kutu açılımı” yapan internet şöhretinin ihtimamını andırıyordu. Ne var ki bu “açılım”, ölünün ayrıntılı bir açıklamasını ya da tanıtımını içermiyordu. Açılımı ihtiyar yaptı; açıklamas

İshakEdebiyat
2 gün önce


Öykü- Damla Yeğin Demirezen- Boşluğun Rengi
Sabah tam 06:45’te bir asker disipliniyle uyandı. 07:00 olana dek tavandaki lekeleri bir sanat eserini çözümlüyormuşçasına sessizce seyrettikten sonra kalkıp karyolanın kenarındaki terlikleri özenle ayaklarına geçirdi. Banyoya gidip yüzünü sabunla köpürterek yıkadı. Her zamanki gibi iki dakika boyunca dişlerini hiçbir anını sektirmeden fırçaladı. Kafasındaki sesler de uyanmıştı onunla. Gözlerinde hâlâ çapak var. Ya o tırnaklarının arasındaki kirleri de mi görmüyorsun? Yeterin

İshakEdebiyat
4 gün önce


Öykü- Kerem Han- Garbi Yeli
“İçim kapkara, çocukluğuma en fazla yaklaştığım yer burası,” derdi. Gönlü tökezlediğinde Afşin’deki Hurman Çayı’nı saatlerce seyreder, suyun sesiyle karanlığının hafiflediğini duyardı. O çayın çağıldayışında bir rüzgâr saçlarından süzülür, eski adımlarının hatırasına dokunarak dolaşırdı. Hakan abi, karnını doyuracak kadar toprağı olan bir Maraş çiftçisiydi. Toprağa eğilmiş esmer elleriyle hayatı yoğurmuştu. Kelimelere tutunarak ayakta kalmış bir düşünür ve dizelerde soluk ala

İshakEdebiyat
5 gün önce


Öykü- Çilem Kılıç- Başka Bir Zamana Kaldık
"Ölümümüzden sonra başka bir ömür gerek; ki biz bu ömrü sevgiliye kavuşma ümidiyle tükettik." Sadi Şirazi Yirmi yıl sonra ilk kez yan yana oturuyorlardı. Akşam güneşi denizin üzerine kızıl bir perde sererken, rüzgâr ikisinin de suskunluğunu usulca okşuyordu. Bankın soğuk demirine rağmen aralarında yıllardır hiç unutulmayan o sıcaklık dolaşıyordu; sanki geçen onca yıl, şehirlerin gürültüsü, kırgınlıklar, başka hayatların ağırlığı o an denizin kıyısında çözülüp gitmişti. İkis

İshakEdebiyat
18 Nis


Öykü- Mehmet Oral- Cennete Giden Yol
Çok geçtim bu yollardan. Bizi görür görmez havlamaya başlardı, koyun sürülerini bir arada tutan çoban köpekleri. Vakitli vakitsiz öten horozlar, yarılanmış cam boşluğundan aracın içine sızan kesif kokular karşılardı her gelişimizde. Başakların boynunu büktüğü hasat zamanlarında tezek kokusu, baharda yağmur yemiş toprak kokusu, yol kenarında aval aval bakıp böğüren inekler… "Yan camlardan dışarıya bakma, gözlerin yolu takip etsin! Başın döner, araba tutar" derdi babam. Babamın

İshakEdebiyat
17 Nis


Öykü- Yasemin Erdemci- İçimdeki Boşluk
Yürüyorum. Adımlarım sessizce toprağın üzerinde kayıyor, sanki her adım bir boşluğa düşüyormuş gibi. Gözlerim öne bakıyor, ama aslında içime bakıyorum. Beynimdeki düşünceler, birbirine dolanmış karmakarışık yollar gibi. Boşluk... Ne kadar ilginç bir kavram. O, bir eksiklik gibi görünüyor, ama aslında ne kadar dolu, ne kadar derin. Bir sığlık gibi algılanıyor, ama aslında içinde sonsuzluk barındırıyor. Düşüncelerim, bir uçurumun kenarında dolaşıyor gibi. Ne var orada? Bilmiyo

İshakEdebiyat
16 Nis


Öykü- İlyas Talha Er- Çocuk Kalbi
İğrenç bir pazar akşamı.. (belki de pazartesi bilmiyorum). Yazacak bir şey bulamamanın verdiği sıkıntı mı içimi bu kadar kemiriyor yoksa başka bir şey mi var, bilemiyorum.. Ama bir şeyi çok iyi biliyorum ki, bu iğrenç akşama dışarıda eşlik eden bunaltıcı yağmurun altında bir şeyler (adını koymak imkânsız) yolunda değil. Camı açıp dışarıyı izlemeye koyuluyorum. Yağmur şiddetini arttırmışa benziyor; çöp tenekelerinin kıyısına köşesine bırakılmış çöpler, ufak bir sel misali aşağ

İshakEdebiyat
14 Nis


Öykü- Reşide Değirmi- Küçük, Siyah Noktalar
Karanlık dediğimiz o kesif duvarın geçirgen varlıkların bedeni olduğunu öğrendiğimden beri ışıksız yerlerde duramıyorum. Başta zararsız bildiğim bu varlıkların sinsi planlarla insanlığı yok etmeye çalıştıklarını öğrendikten sonra onlardan korkmaya başladım. Evet, yanlış duymadınız, insanlığı yok edip dünyayı ele geçirmek istiyorlar. Hem de topsuz, tüfeksiz. Hem de küçük, siyah noktalarla. Nasıl mı? Ele geçirmek istedikleri yerlere önce adamlarını gönderiyorlar. Bunlar, kimsey

İshakEdebiyat
13 Nis


Öykü- Fırat Haza- Zeytin Karası
Günlerden perşembe. On bir aydır zeytin topluyoruz. Ellerim simsiyah. Annem her sabah zeytin sirkesiyle yıkıyor ellerimi çünkü alaca lekesi kendi özüyle daha kolay çıkarmış. Hayata dair her şey için geçerliymiş bu. Ninem, çekirdeklerin otuz üçünü eteğine ayırmış bile. Babam o sırada hasta ağacın kovuğuna dalıp Allah büyüktür deyip duruyor. Baba, Allah perşembe günleri de büyük mü? Yükmüşüm gibi gözlerini dikiyor suratıma. İfadesi dallanıyor yüzümde. Oysa hasta ağaca hiç böyle

İshakEdebiyat
11 Nis
İshak Edebiyat
bottom of page
