top of page
Ara


Öykü- Evşen Yıldız- AI (eyay)
Dramatik bir sahnedir, saçındaki beyazı fark eden kahraman, uzun uzun bakar o beyaz tele, geçen yıllara bakar gibi. Yüzünü inceler sonra, ilk kırışıklık o beyaz saç telinden önce mi gelmiştir? Yaşlandığına kanaat getirmek, onlarla bizi ayıran çizgide artık onların tarafına geçtiğini kabullenmek böyle bir şey midir? Nüfus cüzdanına göre kaç yıldır bu dünyada olduğunu gösteren rakam mıdır yoksa? Önünde elenmiş dağ gibi un, tutmayan dizlerinden destek alarak doğrulmayan belini s

İshakEdebiyat
6 dakika önce


Öykü- Başak Canda- Yumuşak G Kuşağından Yaşar Tertemiz'in Hikâyesi
Yayınevinin arka koridoru, içeriden dışarıya doğru her adımda soğuyan bir tüneldi. Niyazi Düzkalem, her sabah o geçişte yürürken ayakkabılarının çıkardığı tok sesin yorgunluğunu duyumsar, bir önceki günün okuduğu dosyalarıyla bugünün dosyaları arasında hiç bitmeyen bir akrabalık sezerdi. Oda, koridorun en sonunda, kimsenin gönüllü olarak girmediği küçük ve alçak tavanlı bir yerdi. Penceresi yoktu ama rafların arasından sızan hafif kâğıt kokusu bazen Niyazi’yi yaşadığı hayatta

İshakEdebiyat
3 gün önce


Öykü- Burhan Barak- Yazı Kalır
Şimdi sadede geleceğim ama çok da kapılma girizgâhta gevelediklerime. Hem falandan konuşmazsak, fistandan bahsetmezsek, el âlemi koğlamazsak ne halt etmeye yaşarız bu dünyada? Uzun zaman oldu kimseye dökülmedim, sen de pek kimsenin umurunda olmadığı bu konuda meraklanınca, açıkçası biraz heyecana kapıldım, bağışla! Sebebini anlatacaklarımdan damıtırsın; posasından cinler âlemi, suyundan sen faydalanırsınız, olur biter. Defter delisiyim ben, evet; ölçüsü, biçimi fark etmez. Yü

İshakEdebiyat
5 gün önce


Öykü- Cindi Yıldırım- Necla’nın Huzursuzluğu
Necla, bir sabah uyandığında içine bir sakinliğin yerleşmiş olduğunu hissetti. Kırışmış elleri ile yavaşça pencereyi açtı. Bir an ekşi bir şey yemiş gibi yüzünü buruşturdu, ardından yüzü tekrar eski haline döndü, hatta gülümsemeye yakın bir yüzle gökyüzüne uzandı bakışları. Dünyadaki tüm maviliği giyinen gökyüzü, mavi mavi gülümsüyordu. Baharın ılık havasını kana kana içine çekti. Bahçedeki kavak ağacından ayrılan yaprağı yere ulaşana kadar takip etti. Rüzgâr incecik sesi ile

İshakEdebiyat
8 Oca


Öykü- Ümit Can- Koltuk
Ben bir koltuğum. Ama öyle sıradan, dertsiz tasasız bir oturma aracından bahsetmiyoruz. 2004 model, ergonomik, bel destekli, altı cıvatası eksik ve devlet malı bir makam koltuğuyum. Mazinin tozuna bulanmış, devletin kalın duvarları arasında ömrünü tüketmiş, her gün binbir endişeyle ezilmiş bir hatıra taşıyıcısıyım. Dördüncü kat, 38 numaralı odada, “Kayıp Evrak ve Teslim Edilemeyen Dosyalar Müdürlüğü”nün demirbaşıyım. Müdür Nihat Bey bana “Koltuğum” der, fakat bilmez ki onun o

İshakEdebiyat
6 Oca


İshak İlk Kitap Soruşturması- Nuray Elçin
1- Öykü yazmaya ne zaman, nasıl başladınız? Benim için yazmaktan önce okumak vardı. Okurken tanıdığım roman kahramanları, öykü karakterleri, bambaşka zamanlar ve dünyalar sanıyorum zamanla yenilerini yazma, yaratma ihtiyacını da beraberinde getiriyor. Böylelikle o ihtiyaç ortaya çıkana kadar okudum sonrasında küçük yazılar, paragraflar bazen sadece cümleler yazdım ki çoğu duyguları soyuttan somuta geçirmek içindi. Bunlar hayatımın tüm süreçlerinde vardı bu sebeple kesin bir z

İshakEdebiyat
5 Oca


Öykü- Mustafa Sarp Paker- Çimlerin Kaldırma Kuvveti
Filler, yaramın kabuğunda çimdeymiş gibi tepindikçe her şey daha yerli yerine oturuyor. O oturuyor ben kalkıyorum kendimi savunmak üzere. Yanımda ne Sokrat ne de cübbesi yırtık avukatım beliriyor. Suçluyum kabul ediyorum. Suçumu bastırması için yaramı fillerin ayaklarına seriyorum. Ruhumun bedenimle bağı her geçen saniye incelirken kahrolsun diyorum. Kahrolsun yaşamak dedikleri sözcük, kahrolsun seni sevip çekilmek ve kahrolsun karanlıkta düşen omuzlarım. Kahroluyorum... SON

İshakEdebiyat
2 Oca


Öykü- Günay Oktay- Kızımın Gözleri
Telefonum titrediğinde gecenin derinliğinde boğuluyordum; dalgalar kabarmış, beni yutmaya hazır haldeydi. Oturduğum loş salon bir anda daraldı, nefesim boğazımda düğümlü... Telefonu elime aldım, ekranında “Annem.” Bazı kadınların sezgisi deniz feneri gibidir, en karanlık ânı bulur, ışığını tam oraya vurur. Benim anneminki ise ışık değil, bir çığlık olur, göğü yırtıp iner bazen. “Alo Rüya… kızım, ne yapıyorsun sen?” Ben daha nefesimi yerine oturtamadan, sesime bir ayar vermeye

İshakEdebiyat
31 Ara 2025


Öykü- İlhan Gerimterli- Çaput
Kırk günlükken bembeyaz atletten yırtılma bir çaputla çatmışlar çenemi. Ölmüşüm ben. Ağlamaklı gözler arasında minicik bedenim salonun orta yerinde ebediyete hazırlanmış. Halil Amca’ya kuran okutma merasimi akıllara gelmese, diri diri gömülecekmişim. Hıçkırık seslerinin “fırk” sesiyle karıştığı anlarda fark etmiş benim yaşadığımı. Ağzımdan çıkan salyalar beni hayata tutmuş. Anında fırlatıp atmış çaputu, yaşamın nefesini vermiş bana. Dönmüşüm ölümden Halil Amca olmasa. O gün ö

İshakEdebiyat
29 Ara 2025


Öykü- Zeynep Altuntaş- İhanetten Arda Kalan
Deniz griydi; sabahın puslu ışıkları gökyüzü ile denizi birbirine karıştırmış, sessizlik kıyıyı ağır bir örtü gibi kaplamıştı. Kumlar hâlâ gecenin nemini taşıyor, Leyla’nın her adımı altında hafifçe eziliyor, geride ıslak ve soğuk bir iz bırakıyordu. Denizden gelen tuzlu rüzgâr saçlarını savuruyor, kulaklığındaki hüzünlü şarkının titrek notaları gri ufukla buluşuyor, Leyla’nın kalbindeki kırıklığın yankısıyla birleşiyordu. Cem’in mesajları zihninde birer gölge gibi dönüyordu.

İshakEdebiyat
26 Ara 2025
İshak Edebiyat
bottom of page
