top of page
Ara


Öykü- Emre Aydoğdu- Mesafeyi Genişlet
Baran çamaşırhanenin kapısını omzuyla ittiğinde içerideki makinelerden üçü aynı anda dönüyordu. Cam kapakların arkasında birbirine karışan beyaz gömlekler, sanki dışarıda akşam olmamış da bütün gün dar bir pencereden yeniden geçirilmekteymiş gibi ışığı çoğaltıyordu. Kapının üzerindeki küçük zil bir kez çaldı. Tezgâhın gerisinde oturan yaşlı kadın başını kaldırdı, sonra örgüsüne döndü. Baran, elindeki mavi torbayı yere bırakmadan cebinden telefonunu çıkardı. Saat yediye on sek

İshakEdebiyat
2 saat önce


Öykü- Serkan Arslan- Konserve Kavanozu
Yüzlercesi gözümün önündeydi. Farklı etiketli yüzlerce cam kavanoz. Bir litrelik yarım litrelik boy boy şekil şekil… İçlerinde çeşitli ürünlerle her biri yüzünü bana dönmüş yüzlerce konserve kavanozu. Karşılarında, gecenin bir yarısı asfalta çıkmış bir tavşandım âdeta. Tam yoluna gidecekken bir anda karşısına çıkmış arabanın ışığına bakakalan şaşkın bir tavşan. Her şeyi unutmuş, rutin hayatımın akışında debelenip duruyordum oysaki. Her şeyin üstü toprakla örtülüydü ta ki kava

İshakEdebiyat
3 gün önce


Öykü- Beyaz Nur Işık- Saklı Cennet
Kıyı şeridine yaklaşan gemi yavaşladıkça daha fazla dikkat çekiyordu. Halkın aç karınlarına karşılık, altın kemerlerle süslenmiş bu insanlar her zamanki gibi en gösterişli olanlardı. Fazladan gıdaya muhtaç köylüler, sıra halinde gemiden inen üstlerini saygıyla karşıladı. Bir umut, onlara yalakalık ederek hayatta kalmaya çalışıyorlardı; çünkü pes etmek akıl kârı değildi. Gerçi, üstlerden nefret eden belirli bir kesim için bu sadece bir hayatta kalma meselesiydi. “Yüce Xior! Eğ

İshakEdebiyat
6 gün önce


Öykü- Kerem Özkurt- Denizin Ucunda
Karısı ve kızı parka gitmek için evden çıktılar. Deniz arkalarından kapıyı kapatır kapatmaz banyoya koştu. Küveti ılık su ile doldurdu. Bu iş için aktardan özel bulduğu tuzu içine boca etti. Soyunup küvete girdi. Biraz bekledi. İçinde bir şeyler kıpırdanıyor gibi oldu. Ama bu kesinlikle aynısı değildi. Denizdeki o his gibi kanında çoğalıp tüm vücudunu dolaşmıyordu. Yerden yükselmiş ya da havada asılı kalmış gibi de olmuyordu. Bu daha hafif ve huzur vericiydi. Bir şey olmayaca

İshakEdebiyat
29 Ağu


Öykü- İbrahim Daştan- Yazdan Kalma Bir Gün
Yazdan kalma günlerden biri. Tam bunun tadını çıkaralım derken bizim bahçıvanın çimleri yutan, kafaları ütüleyen ejderhasının sesi duyuldu. “Hay senin makinenin içine…” diyerek fırladık yerimizden. Kuşlar ciyaklayıp havalandı, son kalan yapraklardan biri daha süzüldü ağaçtan. Havaya taze biçilmiş çim kokusu yayıldı. Dün gece ambulansla bizim Tülay ablanın binadan birini götürmüşler hastaneye. Henüz kim olduğunu bilmiyoruz ama birazdan öğreniriz. Eskiden bu zamanda kar yağarm

İshakEdebiyat
27 Ağu


Öykü- Hicret Birik- Bahis
Sevgili yazarımız Hicret Birik, göbeğime kurulmuş meydanda, elinde kitap, mefahirini sayıp dökerek bana caka atıyor. Neymiş efendim, böyle hikâye olur muymuş? Küçük bir hikâyeyi bu kadar uzatmaya ne gerek varmış! Ah Hicret Birik ah! Azıcık efendi-ya da hanımefendi-olsa hayatındaki kalabalığı görecek. Ne var ki kendi hikâyesini çok büyük zannedene ifade-i meram etmek dilin nasır bağlamasından öteye gitmez. Bu sebeple kendisine karşı hikâyemi müdafaa edeceğime onunla bir iddiay

İshakEdebiyat
26 Ağu


İshak İlk Kitap Soruşturması- S. Sinan Özer
1- Öykü yazmaya ne zaman, nasıl başladınız? Aslına bakarsanız öykü veya genel itibarıyla bir şeyler yazma fikri kendimi bildim bileli vardı. Doksanların çocuğuyum. O zamanlar şu an kullandığımız makineler yok. Evimizde bir televizyon ve mütevazı bir kitaplık vardı. Öyle itinayla seçilmiş eserler falanda değillerdi hani. Ama bana yetiyorlardı. Şimdi düşünüyorum da geçmişi iyi ki varlarmış. İşte o zamandan 2010’lara kadar çeşitli denemeler, şiirler, öyküler denedim. Fakat 2013’

İshakEdebiyat
25 Ağu


Öykü- Yasemin Erdemci- Oynayalım mı?
Elindeki bıçağı kavanoza bir kez daha daldırdı. Nutella bıçağın ucunda ağır ağır uzarken çocuğun yüzünde sabırsız bir ifade vardı. “Biraz daha Nutella verir misin?” dedi, az önce hiç almamış gibi. Adnan kavanozu uzattı. Camın içindeki kahverengi izlere dalıp gitti; çocukken o izleri kaşığının ucuyla sıyırıp gizlice yaladığı geldi aklına. “Bugün ne yapalım?” dedi, sesi yorgundu. “Oyun oynayalım,” dedi çocuk. Gözleri parladı. “Tamam.” Adnan koltuğun arkasına yaslandı. “Canım bu

İshakEdebiyat
24 Ağu


Öykü- Can Aşır- Kerpiç Ev
Kimi insanlar vardır; kuş tüyü hafifliğinde yaşarken an gelir gözünü bile kırpmadan bir tufan koparır. Güneş dağların ardından güne veda etmeye hazırlanırken, köyde kalan son kerpiç evlerden birinde oturan Üzeyir, karısının hazırladığı sofrada bağdaş kurmuş, ona baldan tatlı gelen bulgur pilavını iştahla yiyordu. Gülizar evi ikiye bölen perdenin arkasında; yatak odasındaydı. Bir yandan yüklükten döşekleri indirip yer yatağını hazırlıyor, bir yandan da perdenin diğer tarafında

İshakEdebiyat
23 Ağu


Öykü- Aziz Erdoğan- Olan Bizim Eşeğe Oldu
Servet memleketin en tuhaf koleksiyoneriydi. Millet para pul biriktirip kitap toplarken o, savaşlarda şehit düşmüş, gazi olmuş askerlerin eşyalarını toplardı. Her hafta sonu olduğu gibi yine mezatlara gidecek, eşya arayacaktı. Belki bir gazinin tütün tabakası için ihalelere girecek, kartının son limitlerini oraya harcayacaktı. Yine böyle bir gün, şehrin kuytu köşesinde bulunan bir antikacı fark etti. Kapının üstünde "Antikacı Ömer" yazıyordu. "Geçmişin tozu bizde birikir." İç

İshakEdebiyat
22 Ağu
İshak Edebiyat
bottom of page
