top of page
Ara


Öykü- Zeynep Altuntaş- Yadigâr
Psikiyatri servisinin kapısı, insanı içeri alırken değil de biraz eksilterek geçiriyordu sanki. İçeridekiler susuyordu ama bu suskunluk boş değildi, herkesin içinde konuşan bir şey vardı. Annemle yan yana oturduk. Sandalyeler sertti. Ama asıl sert olan, kimsenin kimseye bakmamasıydı. Yanımızdaki kadın bir süre ellerine baktı. Sonra konuşmaya başladı. Sanki yıllardır tanıyormuşuz gibi. “Ben dört aylıkken babam öldü,” dedi. Cümle ortada kaldı. “Annem gitti… yeniden evlendi.” Se

İshakEdebiyat
3 saat önce


Öykü- Mehmet Kalender- Bayramdan Önce
Meltem rüzgârlı bir yaz sabahı. On beş dakikadır uyku ile uyanıklık arasında gidip geliyorum. Rüzgâr, odanın kapısını inatla zorluyor; kapının gevşek dilinin çıkardığı ritme, rüzgârın uluması da eşlik ediyor ve her dalışımda dürtüyor beni. Sonunda rüzgâr galip geliyor, kapı “çık” diyerek açılıyor. Çörek kokusu kaplı bu esinti içeri doluyor, tül perdeyi hırçın bir aleve çeviriyor. Tenimde hissettiğim dokunuşları, istemsiz bir mutluluk bırakıyor bende. Yarın bayram. Annem ve ba

İshakEdebiyat
2 gün önce


Öykü- Betül Solak- Gümüş Düğmeler
“Hatıralar bazen bir melodiye, bir şarkıya, bazen de bir çift gümüş kol düğmesine sığar.” Henüz on yedi yaşlarımın sonlarında; hayatı sorgulayan, hayatı öğrenmeye çalışan, ne istediğimi bilmeyen toy bir genç kızdım. Herkesin aynı yoldan geçtiği o malum yaşlardaydım. O gün gelip çatmıştı. Pek heyecanlı değildim açıkçası çünkü umudum yoktu. (Bana göre heyecan, umutla beklediğin bir şeyden sonra gelen bir duyguydu.) Yeni günün ilk saatlerinde aldığım bir mesajla, akıllı telefo

İshakEdebiyat
5 gün önce


Öykü- Utku Şahin- Tutunamayanlar Sofrası
Gecekonduda altı ayımı tamamlanmış olmalıyım. Ayın kaçıncı günündeyiz, bugün çarşamba mı başka bir gün mü, saat tam olarak kaç, bilmiyorum. Bazen başım o kadar ağrıyor ki, duvardaki saatin tiktakları beynimi deliyor. Böyle durumlarda saatin arkasındaki pili çıkarıyorum. Baş ağrım dindiğinde pili tekrar takıyorum. Saat kaldığı yerden devam ediyor ilerlemeye. Şu an gecekondumun saatiyle saat 7:25. Kalın perdeleri hiç açmıyorum. Özellikle hava bulutlu oldu mu sabah mı akşam mı o

İshakEdebiyat
6 gün önce


Öykü- Yasemin Erdemci- Kıl Payı
Gece boyunca doğru dürüst uyuyamadım; bir sağa bir sola dönüp durdum. Akşamüstü uçağım kalkacaktı; Amerika’ya dil okuluna gidiyordum. Yeni hayatım için heyecanlıydım. Sabahleyin ilk işim odamın ortasında açık duran bavuluma bakmak oldu. Kıyafetlerimi özenle yerleştirmiştim. Belgelerim, pasaportum, biletim… Hepsini bir kere daha kontrol ettim. Annemin “Bir şeyini unutma” sözü hâlâ kulaklarımda. Bavulum neredeyse hazır; fermuarını çekmem için sadece bir iki küçük eşyayı koymam

İshakEdebiyat
6 Haz


Öykü- Saygusuz Abdal- Edebiyatıcedide ve Şifalı Sarı Tebeşir
Servetifünun’a Edebiyatıcedide de diyorlar, zira çiçeği, böceği, kurdu, kuşu şiire zerk etmeyi ilk akıl edenler nereden baksan bunlar. Kar yağışından şiir devşirmek gibi, yağmurun yağışını aruz vezniyle şırıldatmak gibi bazı icatlar çıkarmışlar, manzaraya şiir, saatlere yasemin kokusu eklemişler. Şu anın kokusu ne diye soracak olursanız ne anlattığımla zerre ilgisi olmayan evlatlarım, tebeşir kokulu saatler derim. Pek çoğunuzun uzun zamandır tebeşir görmediğinin, çoktandır ak

İshakEdebiyat
5 Haz


Öykü- Armağan Can- Yedi Farkı Bulun
Yine aynı rüyayı görmüştü. Kapkaranlık bir yerdeydi. Kıpırdadığında etrafında bir hışırtı yükseliyordu. Ağır koku nefesini tutmasına neden oluyordu. Ağzının kenarından beyaz bir köpük akıyordu. Boyu ona ait değildi. Uzun olduğunu hissediyordu. Bir doksan kadar. Bu ayrıntı onu çözemediği tek cinayete götürüyor, o cinayetin mağduru kendisi oluyordu. Komiser Arif rüya gördüğü sabahlarda olduğu gibi yine huzursuzdu. Masasına oturunca yaklaşık üç yıl önceki dosya aklına geldi. Çöz

İshakEdebiyat
3 Haz


Öykü- Sahip Can- Nihayet
“Nihayet” dedi adam “kayboldu artık günler, zaman algısını yitirdik çok şükür. Geriye sadece ‘mesai’ diye bir şey kaldı.” Güneş hâlâ görünmeye devam ediyordu. Ona henüz bir şey yapamamışlardı. Ne balçıkla sıvanabilmişti ne de önüne bir set çekilebilmişti. Kızgındı. Tepeye ulaştığında yakıp kavuruyordu. Gözle görünür, elle tutulur bir sıcaklık kaplıyordu her yeri. Hâlâ bilinen bir şeydi: günün tam ortası olmalıydı. İlk mesainin bitmesine ve bir sonraki mesaidekilerin uyanmalar

İshakEdebiyat
30 May


Öykü- Eyüp Erhun Köse- Dokuz Yüz Doksan Dokuz
Lazer, cam plakanın altından süzülüp streç filme sarılı tavuğu taradı. Bip. Ekrandaki 412 rakamı titreyerek 510’a atladı. Yürüyen bant, bir gıcırtıyla sarsılarak durdu. Kasiyer, mürekkep lekeli parmaklarıyla iki paket makarnayı camın üzerinden peş peşe geçirdi. Bip. 534. Bip. 558. Adam, çantanın omzundan sarkan deri askısını kavradı. Avucundaki ter, pürüzlü yüzeyde birikiyordu. Yutkundu; kabanının yakası çenesinin altına sertçe sürtündü. Tuvalet kâğıdı, su şişesi, kırmızı eti

İshakEdebiyat
28 May


Öykü- Semra Üstün- Kızıl Bilyeler
On altı... on yedi... on sekiz... Oh nihayet azalıyor. Tam on dokuz saniye sürdü bu kez. Kasılmaktan tortop olmuş karnını kucaklayıp ancak ucuna oturabildiği koltukta yer değiştirdi. Yeni dalga gelene kadar biraz arkama yaslanıp soluklanayım bari. Hastanede uzun zaman geçirmek istemediğinden, sancıları sıklaşana kadar evde beklemeye karar vermişti. Çantam hâlâ hazır değil. Bir fırsatını bulup birkaç eşya koymam lazım. Kalp atışları sakin bir ritim tutmaya başlayınca masanın

İshakEdebiyat
26 May
İshak Edebiyat
bottom of page
