top of page
Ara


İshak İlk Kitap Soruşturması- Nazlı Akın
1- Öykü yazmaya ne zaman, nasıl başladınız? 2020’de başladı hikâyem. Dört yıla yakın, derin okuma atölyeleri de dâhil çevrimiçi eğitimlerde öğrenci oldum. Öykü yazmak aklımı başımdan aldı diyebilirim. Ortaya çıkan ilk taslakları düşününce, hepsi bebeğim gibiydi. Emzirdim, besledim ve özenle büyüttüm onları. İyi bir okur olma hedefini bırakmadan her gün masa başına oturdum, öykülerimi saatlerce çalıştım. Az sayıda öyküm çok çalışıldığı için ölü doğdu. Ama hayatta kalanlar birç

İshakEdebiyat
24 dakika önce


Öykü- Erkan Eren- Ah Kader Ah!
Sevincinden gülmedi hiç. Bilmediğinden ya da mutluluğu hiç tatmak istemediğinden değildi bu. Onun gülüşlerine daha çocukluğunun ilk yıllarında hayatın ağır gölgesi sinmişti. Sanki daha doğduğu gün alnına görünmez bir yazı yazılmış, o yazının adı da yoksulluk oluvermişti. Kader denilen şey, bazen insanın karşısına bir yol olarak değil; daha ilk adımını atmadan üzerine kapanan ağır bir kapı olarak çıkıyordu. Azat böyle bir evde doğmuştu. Betonarme, rutubet kokan, gün ışığını gü

İshakEdebiyat
1 gün önce


Öykü- Aynur Türk- Yakını
Satış kâğıdını masaya serdiğimizde hava kararmıştı. Dört adımız yan yana basılmış, altlarında dört imza çizgisi bırakılmıştı. Kıvrılan köşeleri annemizden kalan şeylerle tuttuk: pirinç anahtar, gazeteye sarılı çay bardağı, tel saplı plastik karanfil, paslı kavanoz kapağı. Mavi tükenmez kalem ortada yatıyordu. Kapağını kimse açmamıştı. Oysa eve, annemizin kırkı çıktıktan sonraki cumartesi öğleden sonra girmiştik. Ankara’da sonbahar, biz mozaik basamakları çıkarken kışa dönüyor

İshakEdebiyat
2 gün önce


Öykü- Okan Ildız- Ağır Hasta
“Yalnızlık,” diye fısıldadım ama duyuracak birini bulamadım. İşte bu da öykücünün klişe girişi… Aynanın önüne geldim. Kendime şöyle bir baktım da… Yüzüm iyice kötüleşmiş. Beyaz beyaz çıkan sedeflerden tut da yanaklarıma yayılmış sivilcelere kadar… Neyse, bıyıklarım da fırça gibi olmuştu. Şimdilik yapabileceğim en hızlı iyileştirmeyi bıyıklarımı elimle düzelterek yaptım. Hem öykücü de beğendi. “Güzel olmuş,” dedi ama sonra, “Tabii bu sivilceli rezalet bir yüzün olduğu gerçeğin

İshakEdebiyat
5 gün önce


Öykü- Deniz Longa- İki Dallık Mevzu
Apartman boşluğunda, kendi kapısının önünde sırtını duvara dayamış -nasıl da güveniyor duvara- gözleri kapalı, peş peşe iki tane birden içti. Keyfine olmadığı ardı ardına yakmasından belli, damarları nikotine doysun yeter. Onu izlerken ben de içmiş kadar oluyorum: başım dönüyor, sigara dumanı ciğerlerime yapışıyor, sanki hiç içmemiş biri gibi kötü etkileniyorum. Elinde getirdiği küllüğün içine izmaritleri atıp hızlıca içeri girdi. Ben de saklandığım merdiven altından çıktım.

İshakEdebiyat
6 gün önce


Öykü- Emre Aydoğdu- Mesafeyi Genişlet
Baran çamaşırhanenin kapısını omzuyla ittiğinde içerideki makinelerden üçü aynı anda dönüyordu. Cam kapakların arkasında birbirine karışan beyaz gömlekler, sanki dışarıda akşam olmamış da bütün gün dar bir pencereden yeniden geçirilmekteymiş gibi ışığı çoğaltıyordu. Kapının üzerindeki küçük zil bir kez çaldı. Tezgâhın gerisinde oturan yaşlı kadın başını kaldırdı, sonra örgüsüne döndü. Baran, elindeki mavi torbayı yere bırakmadan cebinden telefonunu çıkardı. Saat yediye on sek

İshakEdebiyat
8 Eyl


Öykü- Serkan Arslan- Konserve Kavanozu
Yüzlercesi gözümün önündeydi. Farklı etiketli yüzlerce cam kavanoz. Bir litrelik yarım litrelik boy boy şekil şekil… İçlerinde çeşitli ürünlerle her biri yüzünü bana dönmüş yüzlerce konserve kavanozu. Karşılarında, gecenin bir yarısı asfalta çıkmış bir tavşandım âdeta. Tam yoluna gidecekken bir anda karşısına çıkmış arabanın ışığına bakakalan şaşkın bir tavşan. Her şeyi unutmuş, rutin hayatımın akışında debelenip duruyordum oysaki. Her şeyin üstü toprakla örtülüydü ta ki kava

İshakEdebiyat
5 Eyl


Öykü- Beyaz Nur Işık- Saklı Cennet
Kıyı şeridine yaklaşan gemi yavaşladıkça daha fazla dikkat çekiyordu. Halkın aç karınlarına karşılık, altın kemerlerle süslenmiş bu insanlar her zamanki gibi en gösterişli olanlardı. Fazladan gıdaya muhtaç köylüler, sıra halinde gemiden inen üstlerini saygıyla karşıladı. Bir umut, onlara yalakalık ederek hayatta kalmaya çalışıyorlardı; çünkü pes etmek akıl kârı değildi. Gerçi, üstlerden nefret eden belirli bir kesim için bu sadece bir hayatta kalma meselesiydi. “Yüce Xior! Eğ

İshakEdebiyat
2 Eyl


Öykü- Kerem Özkurt- Denizin Ucunda
Karısı ve kızı parka gitmek için evden çıktılar. Deniz arkalarından kapıyı kapatır kapatmaz banyoya koştu. Küveti ılık su ile doldurdu. Bu iş için aktardan özel bulduğu tuzu içine boca etti. Soyunup küvete girdi. Biraz bekledi. İçinde bir şeyler kıpırdanıyor gibi oldu. Ama bu kesinlikle aynısı değildi. Denizdeki o his gibi kanında çoğalıp tüm vücudunu dolaşmıyordu. Yerden yükselmiş ya da havada asılı kalmış gibi de olmuyordu. Bu daha hafif ve huzur vericiydi. Bir şey olmayaca

İshakEdebiyat
29 Ağu


Öykü- İbrahim Daştan- Yazdan Kalma Bir Gün
Yazdan kalma günlerden biri. Tam bunun tadını çıkaralım derken bizim bahçıvanın çimleri yutan, kafaları ütüleyen ejderhasının sesi duyuldu. “Hay senin makinenin içine…” diyerek fırladık yerimizden. Kuşlar ciyaklayıp havalandı, son kalan yapraklardan biri daha süzüldü ağaçtan. Havaya taze biçilmiş çim kokusu yayıldı. Dün gece ambulansla bizim Tülay ablanın binadan birini götürmüşler hastaneye. Henüz kim olduğunu bilmiyoruz ama birazdan öğreniriz. Eskiden bu zamanda kar yağarm

İshakEdebiyat
27 Ağu
İshak Edebiyat
bottom of page
