top of page
Ara


Öykü- Ahmet Fenar- İz
“Hangi cebini karıştırsan yalnızlık...” Turgut Uyar - Sonnet İlahi Zeki Bey. Söylenip durmayın. Tamam çıkacağım birazdan. Hep böyle yaparsınız zaten. Ne vakit bir yere gidecek olsam başlarsınız söylenmeye. Geç kalmam efendim geç kalmam merak etmeyiniz. Acelemiz mi var sanki? Oldum olası sevmediniz şu kırmızı ruju. Tamam sürmem bunu. Zaten Nur unutmuş. Geldiği zaman alır artık. Pembeden süreceğim. Şöyle hafifçe. Koskoca doktorun karşısına çıkarken çok affedersiniz Hint fakir

İshakEdebiyat
9 Şub


Öykü- Hüseyin Tuğrul- Sessiz Şehir
Haber bülteni aniden kesildi. Solgun benizli, küt saçlı, gözleri donuk bir spiker belirdi ekranda. Duruşu sabitti; neredeyse hiç hareket etmiyordu. Soğuk, mekanik bir ses tonuyla, arka planda düşük frekanslı elektronik bir uğultu eşliğinde okumaya başladı önündeki bildiriyi: "Yurttaşlar, Küresel Kaynak Krizi’nin on ikinci yılında, Enerji ve İletişim Bakanlığı tarafından yeni bir tasarruf düzenlemesi yürürlüğe konmuştur. ‘Kısa İfade Kanunu’ adıyla anılan bu yasa, enerji kullan

İshakEdebiyat
8 Şub


Öykü- Filiz Tiken- Süveyda
Karısı son günlerde kocasındaki değişikliğin farkındaydı. “Sende bir haller var. Nen var anlatmak ister misin?” diye soruyordu. Ağzını açıp bir şeyler söylemek istiyor, sonra karısının anlamayacağını düşünüp vazgeçiyordu. “Yok bir şey. Sana öyle geliyor,” deyip geçiştiriyordu. Kendini camın önündeki mavi kadife berjere boş bir çuval gibi bıraktı. Günlerdir içine düştüğü boşluk duygusunun çukurunda debelenip duruyordu. Beyaz sayısı her geçen gün artan kır saçları dağınık, yüzü

İshakEdebiyat
6 Şub


Öykü- Mehmet Kalender- Akşam Üzeri Market Dönüşü Küçük Bir Dost ile Sohbet
Ağustos ayının sıcak bir akşamüzeri, market alışverişi yapmış, ellerimde poşetlerle, ağır ağır yürüyor ve bu sırada; sarı tarlaları, zeytin ve incir ağaçlarını, uzakta görünen güneş ve Ege denizinin adeta aşkın armonisini seyrederek eve dönüyordum. Ayaklarım yerde iken, ruhum, burgu, helezonvari bir biçimde yavaş yavaş başka bir aleme yükseliyordu. Denizden yeni dönmüş olan insanların evlerinde olduğu saatler olduğu için etrafın sakinliği de bana ortam yaratmıştı. Yaz tatili

İshakEdebiyat
4 Şub


Armağan Can Yazdı- Bir Nefeslik Yazgı: Karahindiba
Gökyüzü gibi bir bitkidir karahindiba. Sarı çiçekli hâli güneştir; griye dönmüş hâli ay. Bir nefeste uçuşturduğumuz tohumlarıysa yıldızlardır. Yıldızlara dokunmak zaman ister. Güneşi ve ayı yeterince gördükten sonra sıra onlara gelir. Her bir yıldıza içimizden geçen dilekler yüklenir ve uğurlanır. Sonrası karanlıkta beliren, göz kırpan izlerdir bizi bekleyen. Antik Yunan düşüncesinde karahindiba doğrudan bir tanrıya atfedilmese de rüzgârla ilişkilendirilir. Kızılderili anlatı

İshakEdebiyat
3 Şub


Öykü- Mustafa Seyfi- Lilith'e Mektup
“Sevgili Lilith, Bu mektup sana ne zaman ulaşır, bilmiyorum. Belki sabah, belki öğlen, belki de akşam üstü... Bütün zaman ve selam dilimlerinden bağımsız, günaydın demek isterim sana. Yeni bir gün doğmuş gibi selamlamak hep seni: Günaydın Lilith. Otobüsten ineli bir gün, sırtımda çantamla şehri karış karış dolaştıktan sonra keseme uygun bir otel bulalı da birkaç saat oldu. Yol boyu sesini duymak için gördüğüm her telefon kulübesine girip de tüm jetonlarımı harcadım. Şimdi san

İshakEdebiyat
2 Şub


Öykü- Ayşe Turkay Yiğit- Koz Ver
Pek muhterem huzuri hazirun… Geçmiş zaman söylenmiş, yalan gerçek dinlenmiş, hikâye hikâyeye benzermiş. “ Avazeyi âleme davut gibi sal, bâki kalan bu kubbede hoş bir sadâ imiş, ”* diyerek başlayalım muhabbetimize. Siz deyin evvel zaman içinde, ben diyeyim yakın geçmiş izinde, yaban eller desin prezınt pörfekt tenstte vadi eteğinde bir köyde geçiyor hikâye. Hey gidi, zamanın behrinde kartpostal atardık ya birbirimize. O kartpostallardaki gibi bir köy işte. Herkes kendi köyünü

İshakEdebiyat
31 Oca


Öykü- Ayhan Kavcı- Bendeki Arıza Yetmişlerde Başladı
Çin Mahallesi’ndeki Princeton Bulvarı’nın ara sokaklarından birinde ucuz bir otel odası bulmuştum. Cesur davranıp arkadaşlarımı da oraya götürürdüm. Yetmiş yılında Asya’dan Şikago’ya geldikten sonra insanlarla kurduğum ilk tecrübelerdi bunlar. Bir şekilde arkadaşlar edinip müzikten, şundan bundan söz etmek, hani mümkünse güzel vakit geçirmek… Taşıması kolay pikabım vardı elimde ve ortasındaki demir çubuğunda o gün dinleyeceğimiz parçalar döndürülmeyi bekliyordu. Hawig Pollwor

İshakEdebiyat
30 Oca


Öykü- Şenay Şentürk- Piyer Loti ya da Beyoğlu
Bak güzelim, buraya neden geldiğini ikimiz de biliyoruz. Rol yapmana gerek yok. Kahve telvelerinde sözüm ona kehanet okuyan anneme maaşını kaptırmana da. Bu kat kat toz bağlamış eşyalarla dolu izbe yer ikimiz için de uygun değil. Çıkalım seninle şöyle, Piyer Loti’ye uzanalım. Ben kapkara demli bir çay söyleyeyim. Adam dediğin çayı kola renginde içer, söylemiş miydim? Sana da şöyle sade bir Türk kahvesi. Kapat fincanı tersine, ben açayım falını. Bir bir okuyayım geleceğimizi.

İshakEdebiyat
29 Oca


Öykü- Beray Nisa Altuntaş- Ölüm Kovalamacı
Bir gün babamın annemi öldüreceğinden korkardım. Bu korku öyle bir işlemişti ki ruhuma geceleri sıcak yatağımdan kalkar, annemi kontrol etmeye giderdim. Nefes alışverişleri bazen düzenli bazen düzensiz olurdu annemin. Sokak lambasının ışığının dahi uğramadığı bir odada yatardı. Minicik gözlerimle annemin göğüs kısmına ve karnına bakar; nefes aldığından emin olana kadar oradan ayrılmazdım. Bazı geceler baktığım kısımlarda ben de kör olurdum sanki. Ölmek, annemin ölmesi korkusu

İshakEdebiyat
28 Oca
İshak Edebiyat
bottom of page
