top of page
Ara


Öykü- Lokman Çetin- Anılar da Bir Nefes Kadar Kısa
Annemin mutfakta bıraktığı sandalye boşluğunu fark ettiğim gün, büyümenin aslında sessiz bir iş olduğunu anlamıştım. Gürültüsüz, törensiz, kimseye haber vermeden oluyor. Bir dal sigarayı paketten çıkarırken bu düşünce hâlâ içimde. Parmaklarım tanıdık bir tereddütle filtreyi yokluyor. Çakmağı yakıyorum. Alev sigaranın ucuna değince, sanki geçmişim de aynı noktadan tutuşuyor. Sayacağım, diyorum içimden. Bu sigara bitene kadar düşüneceğim. Kaç nefes sürecekse, o kadar hatıra. Bi

İshakEdebiyat
24 Şub


Öykü- Ümit Ahmet Duman- Kleptoman Teri
“Tatlım, Naciye bu cumartesi fabrikanızdaki yönetici kocalarıyla karılarına yeni aldıkları dublekslerinde yemek verecekmiş. Aklınca hepimize hava atacak. Baksana sen Ali’nin ortağı olarak hâlâ sitelerde oturuyorsun. Gıcık oluyorum şu karıya ne yapacaksın ortağının karısı işte. Gidiyoruz değil mi?” diye karım sabah günaydınından önce banyonun aralık kapısından sabah sabah bağırdı. Ben de açık söyleyeyim ortağım ama maddi konular dışında sosyal anlamda çok da ısınamadım şu kada

İshakEdebiyat
23 Şub


İshak İlk Kitap Soruşturması- Meryem Demirli
1- Öykü yazmaya ne zaman, nasıl başladınız? Zamanından, nasıl olduğundan tam olarak emin değilim. On üç yaşında kuyruklu yıldız üstünde seyahat eden ve başka bir yere gitmeye çalışırken dünyaya gelen bir devin hikâyesini yazmıştım. Hatırladığım ilk öyküm o. Ama pek bilinçli bir öykü yazımı olduğunu söyleyemem. “Hikâye uydurmak” denir ya, hikâye uydurmuştum ve uzun yıllar devamı gelmedi. Ne yaptığımın farkında olarak yazmayaysa yirmili yaşlarımın en başında, üniversite yılları

İshakEdebiyat
22 Şub


Öykü- Sibel Karaca- Biz Bu Oyunu Bozarız
Nuniş, mahallemize sessiz sakin bir şekilde geldi. Fakat geldiği gibi gidemedi. Gidişi epey gürültülü ve sancılı oldu. Tam olarak çözemedik, çokça izledik, bolca dedikodusunu yaptık. Ona gösterdiğimiz yakınlık çoğu zaman merakımızı gidermek için yaptığımız sahtekârlıkların süslü kılıfıydı. Nuniş, hayatımızda kısa bir öykü gibiydi. Girişi merak uyandıran, sonucu her birimizde vicdan ve acı yükü bırakan bir öykü… Gelişme mi? Nuniş ismini benim küçük oğlan taktı Nuriye’ye. Mahal

İshakEdebiyat
21 Şub


Ayşegül Özdemir Yazdı- Anlaşılmayan Üzerine- Görülmeyen Öznenin İzinde
“Kişi, adlandırılmadığında yok olur.” Bir ad, çoğu zaman hayatın en sağlam referans noktasıdır. İnsan, adıyla çağrıldığında var olur; çağrılmadığında ise yavaş yavaş silinir. Jacques Lacan’ın sözünü ettiği bu yok oluş, yalnızca kimliğin değil, benliğin de dağılmasıdır. Atakan Boran’ın Anlaşılmayan adlı öykü kitabı, tam da bu dağılma anlarının, hatırlanmayanların ve görünmezleşenlerin etrafında örülür. Bu kitap, bir şey anlatmaktan çok, anlatılamayanı işaret eder; bir hikâye s

İshakEdebiyat
19 Şub


Öykü- Ahmet Fenar- İz
“Hangi cebini karıştırsan yalnızlık...” Turgut Uyar -Sonnet İlahi Zeki Bey. Söylenip durmayın. Tamam çıkacağım birazdan. Hep böyle yaparsınız zaten. Ne vakit bir yere gidecek olsam başlarsınız söylenmeye. Geç kalmam efendim geç kalmam merak etmeyiniz. Acelemiz mi var sanki? Oldum olası sevmediniz şu kırmızı ruju. Tamam sürmem bunu. Zaten Nur unutmuş. Geldiği zaman alır artık. Pembeden süreceğim. Şöyle hafifçe. Koskoca doktorun karşısına çıkarken çok affedersiniz Hint fakiri

İshakEdebiyat
18 Şub


Öykü- Ramazan Kayaoğlu- Hatıra Bankası
Yıllar sonra aynı tabelanın önünde durup kolundaki saate baktı. Acaba gecikmiş miydi? Adımlarını hızlandırıp bir oda büyüklüğündeki bilet gişesinden geçip peronların olduğu yere geldi. Çantasını yere bırakıp içinde buraya ilk geldiği günü andıran bir korkuyla etrafa baktı. Ellerindeki bavul ve çantalarla bekleyen insanları görünce biraz rahatladı. Yine de emin olmak için trenin gelip gelmediğini sormak için uygun birini aradı. Bu sırada arka cebinden çıkardığı mendille yüzünd

İshakEdebiyat
16 Şub


Öykü- Hicret Birik- İki Sineğin Hatıraları
Pek muhterem Musca Campo, Sana bu satırları, meşhur bir insan yazarın çalışma masasının kenarından yazıyorum. Onun parmaklarının değdiği müsveddenin küçük bir köşesini kopartarak yazdığım bu mektup sayfasının ne kadar kıymetli olduğunu bilmelisin. Zira az evvel alnına konduğum bu adamın terindeki tuzun miktarından dimağındaki bilgileri ölçmek mümkündür. Masasının üstündeki roman taslağından son paragrafı sana olduğu gibi gönderiyorum. Şu yazıdaki duyguya, karakterdeki derinli

İshakEdebiyat
15 Şub


Öykü- Serkan Arslan- Pustaki Azgın Köpek
Dışarıdaki bir baykuş, kulağının dibindeymişçesine öterek Kerim’i uykunun kollarından almıştı. Gözlerini aralayan Kerim, sitem etmedi. Sobanın başındaki kanepede uyuyakalmıştı yine. Göz kapakları düştü yeniden. Bu defa da alarm çaldı, saatten emin olunca sıcacık yorganından çıktı. Büzülmüş bir kâğıda dönmüştü soğuktan, birkaç defa gerindi. Ellerini soğuk sobaya uzatarak ısıtmaya çalıştı ama soba çoktan geçmişti. Demir şişle bir iki karıştırdı kovayı, olacak gibi değildi. Sönm

İshakEdebiyat
13 Şub


Öykü- Yeşim Öz- Ardiye Odası
Işığın sabahtan dikleştiği bir gündü. Kafa derisinden ensesine dökülen sicim terler, beyaz gömleğine desenler çiziyordu. Rahmi’nin saçları da iyice ağarmış ama iyi dikilmiş kafasına diye söylendi, eşantiyon minderli koltuğunda yaylandı. Onunkiler öyle miydi? Ne zaman mahalledeki berbere gitse aynı tıslama onu karşılardı, “Senin geleceğin parlak, müdürüm.” Ha deyince de berber değiştirilmiyordu ki, yaza çıkarken şu densize iyi çırak yollamayacaktı. Bu hayatta Rahmi gibi olmak

İshakEdebiyat
12 Şub
İshak Edebiyat
bottom of page
