top of page
Ara


İshak İlk Kitap Soruşturması- Elmas Tunç
1-Öykü yazmaya ne zaman, nasıl başladınız? Öykü yazmaya 2020 yılında, önce çocuk, sonra yetişkin öyküleri kurgulayarak başladım. O zamana değin öyküyle bir münasebetim olmadı. Bu demek değildi ki yazıyla da bir bağım yoktu. Bilakis, öyküyle tanışana değin şiir yazıyordum. Bunun, öyküdeki ritmi ve imgeleri beslediğini daha sonra işin içine girince anladım tabii. Nasıl başladığıma gelince, bir arkadaşımın yazı alıştırmaları için oluşturduğu WhatsApp grubuna ben de dâhil olmuştu

İshakEdebiyat
27 Oca


Öykü- Zeynep Öztekin Yıldırım- Düşük Göz Kapakları Ülkesi
Nilgün, o sabah zor uyandı. Gece yine çok içmişti. Flört ettiği hiçbir erkek onu cezbedememiş, erkenden eve dönmüştü. Kızı uyuyordu, geldiğini duymamıştı. Sürünerek banyoya gitti. Yüzüne çarptığı soğuk su iyi gelmişti. Aynaya biraz daha yaklaştı, doğru mu görüyordu? Sol göz kapağı düşmüştü. Tekrar baktı, yok bayağı “Hayko Cepkin” olmuştu işte. Ah, Nilgün, ah! Hiç akıllanmazsın. Adam bu botoks fazla olabilir demişti. Basın gitsin doktor bey bana bir şey olmaz dedin. Oldu işte.

İshakEdebiyat
26 Oca


Dilek Altundağ Yazdı- Hatırlamanın Kırılganlığı- Zeliha Tamer Uçar’ın “Tahta Bacaklı At” Kitabı Üzerine
Zeliha Tamer Uçar’ın ilk öykü kitabı Tahta Bacaklı At , Metinlerarası Kitap etiketiyle çıktı. 115 sayfalık kitapta on üç öykü yer alıyor. Sessiz acıların, çocukluk gölgelerinin ve yetişkinliğin kırılganlığı içinde dolaşan bir anlatı evreni kuruyor. Dergilerde yayımlanan öykülerinden aşina olduğumuz yazarın dili bu kitapta daha belirgin “kendine özgü” bir ritim taşıyor. Bu kitabın en sevdiğim taraflarından biri de yazar karakterlerini sadece yazmıyor. Onlarla konuşuyor. Onlara

İshakEdebiyat
25 Oca


Öykü- Agit Destan- İçindekiler
I Çok bitkinim. Her yerim sızlıyor, üşüyorum ve karnım sırtıma yapışmak üzere. Sol kaburgamdaki ağrı giderek şiddetleniyor ve zonkluyor. Her zonklayışında tüm gövdemi bir alev dalgası yalayıp geçiyor, sönüyor yine yanıyor ve yine… Bu müthiş ağrının sebebi, demin aldığım taş darbesi. Nereden geldiğini göremedim. Sadece arkamdan gelen ve giderek artan bir koşuşturmanın gürültüsünü, çocuk kahkahalarını duyabildim. Dönüp arkama bakacak zamanım bile yoktu. Kendimi buraya zar zor a

İshakEdebiyat
24 Oca


Öykü- Ümit Ahmet Duman- Kumandanın Gölgesi
"Cansu, Nihat, minnoşum!" Gürleyen sesim, evin gri ve kayıtsız duvarlarında yankılanıp hızla sönümlendi. Kendi sesimin cılız yankısı bile bana, içinde bulunduğum boşluğun dehşetini hissettirmeye yetiyordu. Sanki bağırışım, akustik bir boşlukta sönmüş, tüy kadar hafif kalmıştı. Elimdeki kumanda, evet, o lanet olası kumanda... Ağırlığı plastikten ibaret olsa da, o an zihnimde kayıp bir hazinenin anahtarı, kaybolan iletişim köprüsünün son tuğlasıydı. “Nerede şu kumanda yahu? Her

İshakEdebiyat
21 Oca


Öykü- Hava Kantar Yıldırım- Çostik Boklu
“Alo, efendim, ne, ne zaman? İnnâ lillâhi…” Telefonu yemek masasının üzerine bırakıp konsolun çekmecesini açıyorum. İçimde derin bir boşluk oluşuyor. Otuz yıldır görmediğin çocukluk arkadaşın ölünce oluşacak bir boşluk. Tanıdık değil. Her kayıp bir boşluk bırakıyor insanın zihninde. Tahmin edilebilir, anlaşılabilir bir boşluktur çoğu. Ancak bazılarının gidişi çocukluğunu da götürür beraberinde. Kendi gidebilirliğini de çarpar yüzüne. Gidenin kendin olmamasının verdiği acıması

İshakEdebiyat
19 Oca


Öykü- İbrahim Taş- Fena
Kaç zaman oldu bir kere bile aramadı. Bensiz yapamaz sanıyordum. Ya nasılmış Nevin Hanım, vazgeçilmez değilmişsin. Hem de kim tarafından. Hani bir erkek yaratıyordum ama ne oldu; benliğini, kadınlığını tüm prensiplerini yok etti. Hayat hepsinin öcünü benden alıyor. O olmaz busu var, şu olmaz şusu var. Neydi o söz armudun sapı üzümün çöpü derken yirmisinde bir çocuk bana tüm prensiplerimi çiğnetti. Az bile oldu. Saçını savuruşuna artık kimse aldanmıyor. Şuh bir merhabana da

İshakEdebiyat
17 Oca


Öykü- Evşen Yıldız- AI (eyay)
Dramatik bir sahnedir, saçındaki beyazı fark eden kahraman, uzun uzun bakar o beyaz tele, geçen yıllara bakar gibi. Yüzünü inceler sonra, ilk kırışıklık o beyaz saç telinden önce mi gelmiştir? Yaşlandığına kanaat getirmek, onlarla bizi ayıran çizgide artık onların tarafına geçtiğini kabullenmek böyle bir şey midir? Nüfus cüzdanına göre kaç yıldır bu dünyada olduğunu gösteren rakam mıdır yoksa? Önünde elenmiş dağ gibi un, tutmayan dizlerinden destek alarak doğrulmayan belini s

İshakEdebiyat
15 Oca


Öykü- Başak Canda- Yumuşak G Kuşağından Yaşar Tertemiz'in Hikâyesi
Yayınevinin arka koridoru, içeriden dışarıya doğru her adımda soğuyan bir tüneldi. Niyazi Düzkalem, her sabah o geçişte yürürken ayakkabılarının çıkardığı tok sesin yorgunluğunu duyumsar, bir önceki günün okuduğu dosyalarıyla bugünün dosyaları arasında hiç bitmeyen bir akrabalık sezerdi. Oda, koridorun en sonunda, kimsenin gönüllü olarak girmediği küçük ve alçak tavanlı bir yerdi. Penceresi yoktu ama rafların arasından sızan hafif kâğıt kokusu bazen Niyazi’yi yaşadığı hayatta

İshakEdebiyat
12 Oca


Öykü- Burhan Barak- Yazı Kalır
Şimdi sadede geleceğim ama çok da kapılma girizgâhta gevelediklerime. Hem falandan konuşmazsak, fistandan bahsetmezsek, el âlemi koğlamazsak ne halt etmeye yaşarız bu dünyada? Uzun zaman oldu kimseye dökülmedim, sen de pek kimsenin umurunda olmadığı bu konuda meraklanınca, açıkçası biraz heyecana kapıldım, bağışla! Sebebini anlatacaklarımdan damıtırsın; posasından cinler âlemi, suyundan sen faydalanırsınız, olur biter. Defter delisiyim ben, evet; ölçüsü, biçimi fark etmez. Yü

İshakEdebiyat
10 Oca
İshak Edebiyat
bottom of page
