top of page
Ara


Öykü- Mehmet Kalender- Loto
Saat öğle biri geçiyordu. Telefon çaldı. “Alo, evet Sinan Y. benim. Hayır müsait değilim, gerçekten şu an müsait değilim. Tamam, olur, iyi günler.” Yattığı koltukta hafifçe doğruldu telefonuna bakarak. Hızlıca üzerindeki ince battaniyeyi kenara atıp oturdu. Uykulu gözlerle önüne baktı bir süre, ardından küçük oturma odasında göz gezdirdi. Koltuğun üzerine serdiği yatak çarşafı yerde sürünüyordu, tekli koltuğun üzerine kıyafetler atılmıştı. Yerde boş bira kutuları, içerisinde

İshakEdebiyat
3 Ağu


Öykü- Hicret Birik- Seçilmiş
Sessizlik… Derviş Fundusi’nin elinden kurtulduktan sonra istediğim tek şey buydu. Bütün sesleri yutan bir sessizlik. Dünyanın gönül gözünün aydınlandığı kör gecede nehrin kıyısından suya doğru uzayan çalılıklara takıla takıla ilerliyordum. Kulaklarımda beni çıldırtan bir gürültü patlıyordu: “Beni seç! Beni seç! Ey Derviş Fundusi!” Gece arınması saatinde gelmiştin. Dokuz kişiydik suyun içinde. Aramızda bir balık yüzüyordu. Bacaklarımıza, omuzlarımıza, göğsümüze kayganlığı deği

İshakEdebiyat
31 Tem


Öykü- Berrin Şermet Doğan- Yıkar mıyız Sende?
“Dilekçelerinizi anlaşmalı vermişsiniz.” “Evet, Hâkime Hanım.” Kâtibe evde örgü örüyor gibi. Kürsünün altında, elleri klavyede, bakışları bizde. Anlaşmalı kelimesini duyar duymaz gözlüğünün üzerinden önce Kerem’e sonra bana bakıyor, salondaki sessizliği böyle bozuyor. Kararım kesin Kâtibe Hanım, dert etme sen. Bak, mübaşir oralı değil, işinde gücünde, gözü de kürsüde. Elinde sayfalarca duruşma listesiyle arada dışarı çıkıyor. Yüksekten ama kısa cümlelerle konuşuyor, kapının ö

İshakEdebiyat
30 Tem


Öykü- Cem Demirok- Taşınma
Arabayı sitenin birkaç sokak ilerisine park ettim. Cadde boyunca çalışan yalnızca üç sokak lambasından bir tanesinin altında, turuncu ışığın onu aydınlatmasına izin vererek kontağını kapattım ve indim. Burasının otuz sene önce bomboş bir arazi olduğunu hatırlıyorum. Toprak yolların üzerinde, yağmurlu havalarda geçip giden traktörlerin ve askeri ciplerin bıraktığı derin yarıklar olurdu. Annemin bize gitmek için son sınır olarak belirlediği mesafe de burasıydı, ya da belki birk

İshakEdebiyat
29 Tem


Öykü- Züleyha Yılmaz- Disko Topu
Doktorun yıkanmaktan griye dönmüş önlüğü bana gözlerimde bir sorun olup olmadığını sorgulatıyor. Odanın masanın arkasına denk gelen duvarında duran diplomaları dikkatimi çekiyor. Çerçeveleri tek tek sayıyorum. Çocukluktan kalma bir alışkanlık. Hayatımda izlediğim filmlerin doktor sahneleri bir bir gözümün önünden geçiyor. Kutsi’nin Yasemin Özilhan’ı evlenmek üzereyken terk ettiği sahneyi hatırlayıp yine “Allah belanı versin!” diyerek elimde olmadan bedduamı savuruyorum, Yarad

İshakEdebiyat
28 Tem


Öykü- F. Mert Erdoğan- Aralık
Uzun bir geceydi. Bursa’dan gelecek arkadaşımı beklerken köşe banklarından birine oturmuş, beyaz bir sokak lambasının altında, bir yandan bitirmeye çalıştığım Romeo ve Juliet’e odaklanmaya çalışıyordum. Bir anne, baba ve çocuktan oluşan ailenin parka girmesiyle bozulan dikkatimi yeniden toplayabilmem için bir süreye ihtiyacım olacaktı. Önce, ittirdikleri koltuk değneği; ardından aile, batmakta olan bir gemiden son bir kurtuluş umuduyla paralel bir evrene geçercesine çalılıkla

İshakEdebiyat
27 Tem


Öykü- Ayşe Turkay Yiğit- Norveç’ten mi Geliyon da Yâr Sen Oslolu musun?
O hafta sonu benim apandis (evet apandis, organın adı apandis olup, tıkanıp iltihaplanması durumuna ise apandisit deniliyor, alın size tıbbi bilgi, hizmette sınır yok müessesede) yaşadığı gerilime dayanamayıp patladı. Sanırım yeter artık yaşadığım bu hayat, bu pisliğin içinde ben yokum dedi ve boom! Sanırsın on yıldır tutuklu yargılanıyor. Arkadaşım -apandis sana sesleniyorum- tıp bilimi yıllardır senin ne işe yaradığını bulamamış. Hakkında bilinen en net bilgi sensiz de yaşa

İshakEdebiyat
25 Tem


Öykü- Fatih Bıçak- Bu Durağın İsmi Neden Sultan Kız Durağı Bilir Misin?
Abbas Dede'nin vefat haberinden sonra çarçabuk hazırlanıp ilk uçakla Erzurum’a oradan otobüsle Kars’a, hemen ardından da Abbas Dede'nin köyüne varmışlardı. Talihsizlik bu ya, geldikleri günden bu yana kar dur durak bilmeden yağmıştı bütün köyün üstüne. Evlat olarak vazifesini yerine getiren Ali; bütün cenaze merasimi tamamlandıktan sonra üç gün boyunca süregelen taziyeleri kabul etmiş, artık gitmek için hazırlık yaparken kar yerini tipiye bırakmıştı. Hal böyle olunca gözün gö

İshakEdebiyat
23 Tem


Öykü- Engin Sevinç- Fragman
“Sakalın mı çıktı lan senin?” Elini yüzüne götürdü. “Yok kaptan,” dedi. Deniz kokuyordu. Motor seslerinden martılar uçuşuyor, pervane oluyorlardı. Köse İbrahim elini yüzünde gezdiriyordu. Salih kaptanla yeniden göz göze gelince denizi bile susturup yutkundu. “Bana bak ulan! Yoksa sen İtalyan mısın?” “Hayır kaptan!” Salih kaptan içeriye, dümenin başına geçti. Sağ elinde uzunca bir fitil, ucu kızararak duruyordu. Elinin başparmağı yoktu. “Bir gün Eski Liman’da dolaşıyorum, bili

İshakEdebiyat
22 Tem


Öykü- Zeynep Öztekin Yıldırım- Memento Mori
Her sabah yaptığı gibi Café de la Nouvelle-Athènes’de yerini aldı. Resim defterini ve pastel boyalarını yerleştirip, ilk müşterisini beklemeye koyuldu. O sırada köşedeki masaya genç bir kadın oturdu. İhtiyar adam, tam aradığı gibi birini bulmanın coşkusuyla çizmeye başladı. O, kalkıp gitmeden resmi bitirmeliydi. Henüz doğum yapmış bir sokak kedisinin yorgunluğu ve bıkkınlığı vardı üzerinde. Yüzünü güneşe verdi, gülümsedi, kaslı bacaklarını kırmızı kabarık eteğinin altından o

İshakEdebiyat
21 Tem
İshak Edebiyat
bottom of page
